1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Hızlı yaşa genç öl; cesedin yakışıklı olsun 
Hızlı yaşa genç öl; cesedin yakışıklı olsun 

Hızlı yaşa genç öl; cesedin yakışıklı olsun 

Öncelikle bütün samimiyetimle özür dilemek istiyorum.

A+A-

Pazartesi günleri bu yazının çok okunduğunu ve bazı çevrelerde ilgiyle beklendiğini bildiğim için fazla özen gösteriyorum. Ama pazartesi günleri bu sütunlar için konu bulmak kolay değil. 

Bu hafta da her gün “Mektup”ta ne yazayım diye düşünüp; durdum. Yok, konu bulamadım. Sütunları da boş bırakmak istemiyorum. Bu nedenle bugün yine kendimden, hastalıktan falan söz edeceğim. Lütfen kusura bakmayın. Hem belki bu yazdıklarım, başkalarının da derdidir, biraz yol gösterici olur diye düşünüyorum.
……………………..
Değerli okurlar, artık her gün biraz daha iyi anlıyorum ki, yaşlanmak zor iş. Her gün sıkıntılar, sorunlar, vücutta arazlar artıyor. Çocuklar küçükken çok ağladıklarında kızardık. Meğer büyüdükçe dertleri artıyormuş. Son aylarda, hatta diyebilirim ki bu yılın tamamında kendimi hep sıkıntı içinde hissettim. Yılbaşı gecesi Nahit’in rahatsızlanmasıyla başlayan 2017’de ağrısız, sancısız, sorunsuz sıkıntısız bir gün bile geçirmedim diyebilirim. 

Şükürler olsun ki, bu kentte hala her işimizi görebiliyoruz. Sağlık sektörü de olağanüstü gelişti. Doktora giderseniz her derde çare buluyor da, işte benim doktora gitme huyum yok. 

Neyse, gelelim başıma gelenlere. İki üç ay önce artık ayakta duramayacak kadar rahatsızlandığımı hissetmiştim. Geceleri yarım saat uykum yoktu. Aslında hepsini size yazdım, anlattım. Uyku apnesi dediler. İki gece, her yanıma kablolar bağlanmış şekilde uyku laboratuvarında yattım. Gece uyurken ne hallere girdiğime baktılar. Şiddetli uyku apnesi teşhisi kondu. Bir maske verdiler; geceleri bu maskeyle yatıyorum. Eskisi gibi horlamıyormuşum; eşim rahat etti. 

Neyse, bu tufayı atlattık, ama genel bir rahatsızlığım var. Bakmakla yükümlü olduğum hastalar sıkıntı yaratıyor, İzmit’in hali malum, beni boğuyor; iş yükü artık bu yaşta ağır geliyor. Zaten diyabet var. Hiçbir kurala da uymuyorum. Yani yaşadıklarıma da müstahakım. Dolaşım, sindirim, solunum, üreme sistemleri, artık hiç biri doğru dürüşt çalışmıyor. Daha 60’a bile birkaç ay var, ama kendimi 80-90 gibi hissediyorum. 

Neyse.. Hayat devam ediyor. Ama iki hafta önce cuma günü başıma bir iş geldi. Hemen her cuma akşamı olduğu gibi, yakın dostlarımızla dışarıda balık yedik. Saat 22.00 gibi eşimle döndük. Arabayı evin önünde park yerine çektim. Arabadan indik. Elimde iki tane de poşet var. Evin kapısına doğru yürürken, sol bacağım diz altından adeta boşaldı, yamuldu, kıvrıldı. Tutamadım kendimi. Boylu boyunca yere düştüm. Biraz başımı ve kalçamı çarptım. Yerde kendimi iyi hissediyorum. Ama yanımdaki eşim panik yaptı. Nasıl yapmasın.. Kaynanası felç, kayınbiraderi felç. Kocası da felç geçiriyor sandı. Gecenin ortasında bas bas bağırıyor: ”Yetişin komşular, Ambulans çağırın, kocam elden gidiyor.” 
Sağ olsun, bir komşum, kapıların üstünden atlayarak geldi. Beni yerden kaldırdı. İyiyim; iyi hissediyorum. Az önce hissizleşen kıvrılıp beni düşüren sol dizim de gayet iyi. “Beni eve çıkartın. Bir şeyim yok” diyorum, ama  gelin de eşime anlatın. 

İki oğlumuzu ayaklandırdı. Beni zorla arabaya koydular, hastaneye götürüyorlar. “Bari Cihan’a götürün” dedim. Onlara güveniyorum. Boşuna insanın başına iş çıkartmazlar. Gittik. İğne olmaya gelmiş mini bebekler falan var acilde.  Nöbetçi hekim tatlı bir adam.  Anlattık. Kan aldırdı. “Hocam, cuma gecesi bu vakitte, kanda yüksel alkol çıkabilir” dedim. Doktor güldü, “Biz alkole bakmayacağız” dedi. Zaten fazla bir şey de içmemiştim. 

Neyse, tahlil, röntgen falan. Bir şeyim yok. Eşim ısrarla “Beynine bakın” diyor. Cihan’da o saatte beyin filmi çekilemiyor. Doktor, “Bir şey gözükmüyor. Siz eve gidin. Bir tuhaflık olursa biz sabaha kadar buradayız” dedi, gönderdi. 

Tabii, bir daha tuhaflık falan da olmadı. Ama başımın eti yeniyor, “Hastaneye gideceğiz. Bel fıtığı filmi çektirecek, beyin tomografisi aldıracağız” diyorlar. 

Gittik, Seka Devlet’te bayin ve sinir cerrahisi uzmanı Dr. Mehmet Korkmaz, dostumuz. O’na gittik. Yatırdı, ayağımın gücüne falan baktı iyi. Ama bu arada belim müthiş ağrıyor. Hareket edemiyorum. O gün omurilik MR’ı çektirdik. Seka Devlet çok güzel hastane olmuş. SSK Hastanesi zamanını da bilirim.

MR için bir odaya aldılar. Soyunuyor, deli gömleği giyip, bir makinanın metal yatağı üzerine yatıyorsunuz. Artık,  inisiyatif benden çıkmış. Ne derlerse koyun gibi yapıyorum. Omurga MR’ı çekildi. Doktor baktı. Bir şey gözükmüyor. Bir ağrı kesici, bir kas gevşetici verdi. Gece yuttum, ağrı falan da kalmadı.

Ama eşim illa tutturdu, ”Beyin filmi, beyin filmi” diyor. Yine Dr. Mehmet Korkmaz arandı. İki gün sonra bu sefer beyin tomografisine girdim. Yine soyundum, deli gömleği giydim. Beyin tomografisi insanın beyninde araz yoksa yaratır. Tuhaf bir cihaz içine yatarak giriyorsunuz. Tuhaf tuhaf sesler çıkıyor.  10 dakika..  Belki daha fazla. Neyse o da çekildi. İki gün sonra Dr. Korkmaz’ın önüne geldi. Beyin de sağlam. Herhangi bir sorun yok. Zaten şu sıralar ben de iyi hissediyorum. Ağrım falan yok. Eşim yanımda yürümeye, benim kullandığım arabaya binmeye korkuyor. Ne yapayım, alışacak. Ama görün içimdeki meslek aşkını. Bütün bunları yaşadım; bir gün bile yazılarımı; işimi aksatmadım. Genellikle tatil gününde, çarşambaları veya geceleri bu işler yapıldı. 
………….
Şimdi iyiyim. Ama artık başlıkta yazdığım sloganın kesin çok doğru olduğuna inanıyorum. Hızlı yaşayıp, genç ölmek lazım.  60’lardan sonrası bile çok zor. Ya da kendinize çok iyi bakmanız lazım. İşte kardeşim Nahit Çiğit’in hali. 1 Ocak’tan beri dümdüz yatıyor. Bu arada bir iş daha hallettim. Nahit Çiğit’in vasisi olma kararını mahkemeden çıkarttım. Zaten bir şeyi yok. Bir ev, bir külüstür araba.  Ama O’nun sağlığı iyiye gidiyor. Hareket etmeye, biraz canlanmaya başladı. Nahit yine bana göre hızlı yaşamıştı. Ben hep dikkatli, tedbirli, milletin diline düşmeyecek şekilde yaşamaya özen gösterdim. En büyük lüksüm, senede iki kez KKTC’ye gitmekti. Artık, bu zevkim için bile halim yok. Zaten Las Vegas’ı deliler sardı, artık gidilmez. 
Bu nedenle hayatın pek fazla tadı kalmıyor. “Hızlı yaşa genç öl.  Cesedin yakışıklı olsun” özdeyişine bu nedenle saygı duymak ve inanmak gerekiyor. Bu hafta da kendimden bahsettiğim için çok özür diliyorum. Umarım haftaya bu sütunlar için iyi bir konu bulurum. Sağlıkla kalın, mutlu yaşayın. Korkmayın ölmekten de, hızlı yaşayın. 
 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
2 Yorum