1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. “Hocam: Gol mü atsam, yoksa para mı alsam?”
“Hocam: Gol mü atsam, yoksa para mı alsam?”

“Hocam: Gol mü atsam, yoksa para mı alsam?”

“Hocam gol atmamam için bana 100. 000. dolar teklif ediyorlar. Bu parayı almam helal midir? Sorusuna “Boş ver, parayı alabilirsin, helaldir” kabilinden fetvalar, tıpkı tencere-kapak misali. Tabi

A+A-

“Hocam gol atmamam için bana 100. 000. dolar teklif ediyorlar. Bu parayı almam helal midir? Sorusuna “Boş ver, parayı alabilirsin, helaldir” kabilinden fetvalar, tıpkı tencere-kapak misali. Tabi, adrese teslim fetvalarla sanki çok da helal çalışıyormuş gibi pisliklerine kılıf arıyorlar. Fetvayı soracakları hocayı da tescilli bel’amlardan seçiyorlar. Veya soruyu da kendi menfaatiyle sonuçlanacak şekilde soruyorlar.

Vaktiyle rüşvet alan bir kamu görevlisiyle tartışmıştım ve aldığının rüşvet olduğunu söylemiştim. O da bana: “Ben hocaya sormuşum, bunlar hediye niteliğindedir alabilirsin” diye hocanın fetva verdiğini söylemişti. Ben de kendisine esprili bir ifadeyle “Öyle bir fetvayı almak için o hocana kaç para verdin?” Demiştim. Muhtemelen o futbolcuya fetvayı patlatan hoca da birazcık nemalanmıştır, kim bilir? Vebali boyunlarına…

Bu hadise, geçmişte cereyan eden bir olayı bana hatırlattı.

Köyün birinde Ebubekir, Ömer, Osman, Ali ve Hasan isimlerinde ekabir takımından beş tane ağa varmış. Bunlar içten içe birbirleriyle de rekabet içerisindeymişler. Bildiğiniz gibi, her Cuma imam minbere çıktığında dört halifenin ismini zikreder. “Hazreti Ebibekrin, ve Ömer’e ve Osman’e ve Ali” Diye. Cemaatten de mukallit biri Hasan Ağa’ya yanaşır ve der ki: “Hasan ağa, imamın sana kastı var. Sanki sana nispet yapıyor. Baksana köydeki dört ağanın ismini hutbede zikrediyor; ama senin adını hiç ağzına almıyor” diye. Hasan ağa da cahil ya, bu fikir kafasına yatıyor ve başlıyor hocayı sıkıştırmaya. Hoca her ne kadar kendisine bu dört ismin köydeki ağalarla bir alakası yoktur, isimler tamamen tesadüf, bunlar dört halifedir. Dese bile bir türlü Hasan Ağa’yı ikna etmez. Hasan Ağa da bakıyor ki, hoca yola gelmiyor. Hocaya 20 tane koyun vaat ediyor ve Diyor ki, eğer hutbede benim adımı da okursan sana 20 koyun vereceğim. Hoca da bakıyor teklif cazip kendi kendine diyor ki: “Nasıl olsa Arapçadır, kimse anlamaz. Sonuna onun adını da eklerim ve 20 koyunu kaparım.

Cuma günü geliyor ve hoca minbere çıkıyor. Tesadüfen o gün de karşı köyden bir hoca da köye gelmiş ve Cuma namazına camiye gelmiş. Hoca dört halifenin ismini zikrederken göz ucuyla da misafir hocayı süzüyormuş. -İnşallah fark etmez, geçiştiririm- diye içinden geçiriyormuş. Hoca, dört halifenin ismini zikrettikten sonra ardından “ve Hasan’e”yi de ekleyince, cemaatte bulunan misafir hoca da bulunduğu yerden diklenip hocanın gözünün içine bakmış.”Hasan’ı da nerden çıkartıyorsun anlamında” Hoca, misafir hocanın farkına vardığını anlayınca, durumu kurtarmak için hutbe içinde Arapça: “Üsküt ya seyyidi” Türkçesi “Ey hocam, sükut et/sesini çıkarma” “Vaedeni işrune ğanemen, nısfun li, ve nısfun lek”  Türkçesi: “Bana 20 koyun vaat etmiş, yarısı bana, yarısı sana”  Tabi, misafir hoca da aynı frekansta mıydı değil miydi? Bilmiyorum. Koyunları kabul mü etmiş yoksa karşı duruşunu devam mı etmiş? Doğrusu onu da bilmiyorum. Evet, değerli dostlar, bu örnekler aslında ahlaki çürümenin versiyonlarını ve boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Toplum olarak ne hale geldik görüyorsunuz değil mi?

Ne diyelim? Allah ıslah etsin. Başka ne diyebiliriz ki?

Bu haber toplam 1123 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.