1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. İğneyi kendimize batırırsak
İğneyi kendimize batırırsak

İğneyi kendimize batırırsak

Bu hafta pazar yazısında gezi izlenimleri, gırgır şamata yok. Biliyorum, bu yazıyı yazarken, ben zorlanacağım. Özellikle yazılarımın müdavimi gerçek İzmitli okurlarım, dostlarım okurken zor

A+A-

Bu hafta pazar yazısında gezi izlenimleri, gırgır şamata yok. Biliyorum, bu yazıyı yazarken, ben zorlanacağım. Özellikle yazılarımın müdavimi gerçek İzmitli okurlarım, dostlarım okurken zorlanacaklar. Belki canları acıyacak, bana kızacaklar. Olsun, bunları yazmak, içimi rahatlatmak istiyorum.

Bu sütunlarda İzmitlilik, İzmitlilerin yıllar içinde kaybettikleri konusunda çok yazılar yazdım. Sürekli iç göç alan, bu nedenle kalabalıklaşan İzmit’te, yerli kültürün, yerli sosyal yapının deforme olmasından çok şikayet ettim. Hatta bu konuda bazen haddini aşan ağır yazılar da oldu.

İzmitli ticarette, siyasette kaybediyor; dışarıdan gelenler bu kenti ele geçiriyor. Bu kentin 20-25 yıl önceki sosyal yaşamı, bu kentin kültürü kayboluyor diye şikayet ettim. Hepsinin arkasındayım. Ama artık daha net şekilde fark ediyorum ki, çuvaldızı bu kente sonradan gelip, bu kenti sahiplenenlere batırırken, iğneyi de kendimize batırmamız gerekiyor.

Biz İzmitliler derken, bu kentin yedi göbek ötesinden yerlilerini kastetmiyorum. İzmit’i sevenleri. Kendisini tamamen bu kentin bir ferdi, sevdalısı kabul edip, benim gidecek başka yerim yok, ben buralıyım diyenleri kastediyorum. Giderek genlerimize yerleşen İzmitlilik tavrını irdelemek istiyorum.

Ticarette kaybediyoruz. İzmitliler hep ufalıyor. Zora gelince, dükkanını kapatıyor, kiraya veriyor. İzmit marka yaratamıyor.

Çünkü, korkarız. Büyümekten, borçlanmaktan korkuyoruz. Bu kategoriye kendimi ve ortaklarımı da koyabilirim. Hatta örneği kendimizden verebilirim. Bu gazeteyi yokluk içinde kurduk. Eski model üç bilgisayarla yola çıktık. Bir yıl sonra biraz kılımız kıpırdadı, bir baskı makinesi alalım dedik. Gittik, en ucuzunu bulduk. Neredeyse müzeye konulması gereken 50 küsur yıllık Türkiye’deki en eski baskı makinesini aldı. Çünkü, borçlanmaktan korkarız. Kredi almaktan, devletten teşvik almaktan, borçlanmaktan korkarız. Tarihi baskı makinesi ile hergün elde çekiç, tornavida uğraşarak, bu kentin ve Türkiye’nin en etkili yerel gazetesini basıyoruz. Oysa 20 yılda, Türkiye’nin teknik açıdan en modern gazete baskı tesisini kurabilirdik.

İzmitlinin genel yapısı bu. Aman yağımla kavrulayım. Fazla açılmayayım. Ben ölene kadar bu işi yapayım, sonra çocuklarıma devredeyim, o devam etsin havasındayız.

Ticarette başarılı olamayan insanlarız. Birbirinin eteğinden çeken, biri bir iş koluna girmiş de başarılı olmuşsa, hemen taklidine özenen, akşam olunca, aynı iş kolundaki rakip mağazaların vitrinlerini inceleyip, fiyatları not eden insanlarız.

Müşteri memnuniyeti kavramından yoksunuz. İzmitli esnaf,  kendisinden mal alan müşteriye iyi davranmadı. Sattığı mal ayıplı çıktığında, ya da alıcı beğenmeyip iade etmek istediğinde bağırdı. İyi tezgahtarlar yetiştiremedik. Büyük mağazalar, yabancı markalar geldi. Türkiye’nin dört bir yanından koşup bu kente gelen insanlar, hemşeri dayanışması içinde ticarete atıldı. Daha çok çalıştı. Müşteriye daha iyi davrandı.

İzmit esnafı hep geriledi.

Siyasette kaybettik. Artık hiçbir siyasi parti, hiçbir seçimde “İzmitli” aday göstermek gereği duymuyor. Neden?.. Çünkü İzmitliler bu alanda da başarılı olamadı. Hep, güçlünün yanında gözükmeye çalıştı. Bu konuda kendimi ve bu gazeteyi kesinlikle dışarıda tutuyorum.

Ama İzmitli, Sefa Sirmen imparatorken, Sefa Sirmenci oldu. AKP iktidara geldi, herkes AKP’ye yakın gözükmek için yarışa girdi. İçki içen içkiyi bıraktı, ateistler Hacı oldu, belediye ile, devlet ile işi olanlar, eşlerini kara çarşafların içine soktu. Kimse, yürekli biçimde çıkıp, yanlış yapanı eleştirmedi.

Artık, hiçbir siyasi parti, İzmitliyi tanımıyor, umursamıyor. Biz hak ettik bunları. Bu korkak, ürkek, atılım yapmaktan kaçınan, kendi yağıyla kavrulmayı tercih eden, siyaseten muhalefet yapma cesareti gösterebilmek yerine, gelene ağam, gidene paşam diyen anlayış, genlerimize DNA’mıza yerleşmeye başladı.

Ben evi ile işi arasında yaşayan bir insanım. Bakmayın zaman zaman şuraya gittim, buraya gittim diye yazdıklarıma. Gazetede işimi bitirir, doğru eve giderim. Geçen hafta içinde bir akşam eşim ve çocuklar dışarıdaydı. İşten çıkıp, eve gitmeden önce karnımı dışarıda doyurmam gerekiyordu. Gazeteden çıktım, yürüyerek çarşıya geldim.

Öğlen yemeklerini hep dışarıda yerim. Ama akşam yemeği için çarşıya çıkmışlığım yoktu. Fark ettim ki, bu şehirde yalnız yaşayan çok insan var. İşten çıkan yalnız erkekler, yalnız kadınlar, evlerine gitmeden önce bir yerde karınlarını doyuruyorlar. Öğlen saatinde olduğu gibi, akşam saatlerinde de esnaf lokantaları, ucuzcu lokantalar hareketli.

Benim canım, kokoreç çekti. Kapanönü’ne geldim. Seyfi’nin kokoreç tezgahı önündeki bir masaya oturdum. Kapanönü meydanı İzmit’in en önemli ticari bölgelerinden biri. Hala genellikle buradaki dükkanlar da İzmitlilere aittir.

Yarım ekmek içi kokoreçi yedim. Dükkanların hepsi açık. Ama patronlar günün hasılatını küçük el çantalarına koyup, gitmiş.  Dükkanların çalışanları kalmış. Hemen hepsi ile muhabbetim vardır, tanışırız. Birkaç tanesi yanıma geldi, “İsmet Abi, şu Kapanönü’nün halini bir yazsan” dediler.

Belediye çarşının üzerini kapatmış. Ama kaplamalar kir içinde. Kapanönü Çarşısının sembolü çeşme perişan durumda. Çevresi pis. Bu çarşıda dönerci, köfteci, kebapçı vardır. Kasap, kuruyemişçi, şarküteri vardır. Hem önemli, hem pahalı çarşıdır. Dükkan değerleri, kiraları yüksektir. Ama çarşıda ortak temizlik, kimi süslemeler için esnaflar ayda 10 TL bile vermiyormuş. Çalışanlar şikayetçi. “Abi çarşımız pislik içinde. Kimse oralı değil. Biz utanıyoruz. Günün birinde buraya insan girmeyecek diye korkuyoruz” dediler.

Gidin Kapanönüne bakın. Başınızı kaldırın, kaplamaların halini görün. Çarşı esnafının katkısıyla, fazladan bir lamba takılmış mı sorun?.. Hiç, hiç kimse bir şey yapmıyor. Ramazan’da iftar vakti herkes Kapanönü’ne gelsin.. Her aday seçim çalışmalarına başladığında mutlaka Kapanönü’ne uğrasın, esnafın gönlünü hoş etsin.

İyi de değerli dostlar, siz neden çarşınıza sahip çıkmıyorsunuz?.. Neden ayda 10 TL bile aidat ödemiyor da her şeyi Belediye’den bekliyorsunuz?.. Dükkanlardaki tezgahtarlar, aşçılar, garsonlar şikayetçi. Ama İzmitli patronun umurunda değil.

Meramımı ne kadar anlatabildim, bilmiyorum. Ama bugüne kadar hep çuvaldızı bu kente dışarıdan gelenlere batırmıştık. Bu kez iğneyi kendimize batıralım istedim. Umarım, pek çok kişinin canı yanmıştır. İyi pazarlar.

Bu haber toplam 1496 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.