• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Kocaeli 6 °C

İhtiyaç var mı yok mu?

İsmet ÇİĞİT
Çok iyi hatırlıyorum..1990’lı yıllarda dönemin İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen, Türkiye’deki ilk çöp fabrikasını yapacaklarını açıklamıştı. Aslında kolayca “Çöp Fabrikası” dediğimiz tesis, İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’de kıskanılan “Çevre Entegre Projesi”nin içindeki tesislerden biriydi.
Eskiler hatırlar.. Bugün Outlet Center’ın bulunduğu alan, İzmit’ien çöplüğüydü. İzmit, bütün Türkiye’de “Pis kokan şehir” olarak adlandırılıyordu. Eski Gölcük Yolundan arabanızla geçerken mideniz bulanırdı. Yaz aylarında o çöplükten yükselen koku İzmit’in gecelerini yaşanmaz hale getirirdi.
Çok tartışıldı Çöp Fabrikası.. Alikahya sırtlarında yerleşimden uzak bir yer bulunmuştu. Artık İzmit gibi kentlerde, katı atıkları, çöpleri geniş boş alanlarda iptidai şekilde depolamanın devri bitmişti. Mutlaka bu çöpleri bir şekilde bertaraf etmek gerekiyordu. Ben de karşı çıkanlardan biriydim.. Çöpler yakılacak,  havaya çöp yakımından çıkan duman yayılacak,  Çöp Fabrikası’nın çevresi perişan olacak, hatta buradan insanlara kanser yayılacak diye bas bas bağırıyorduk. 
Yapıldı çöp fabrikası. Şimdi ben, Alikahya’daki bu çöp fabrikasının en yakınındaki bölgelerden birinde oturuyorum. Evet, yaz aylarında zaman zaman buradan kaynaklanan bir koku geliyor. Ama koku, Çöp Fabrikası’ndan değil, çevresindeki zorunlu depolama alanındaki çöplerden geliyor. Hala Pakmaya’dan, hatta Kentsa içindeki fabrikalardan bölgeye yayılan koku çok daha fazla. 
Ya Sefa Sirmen o çöp fabrikasını yapmasaydı. Bugün kaç Outlet Center büyüklüğündeki alan depolama alanı olarak kullanılacaktı? Avrupa yapmış çöp fabrikalarını. Amerika yapmış. Hem tıbbi atıklar dahil bütün katı atıklar bu tesislerde yakılarak yok ediliyor, hem bu yakma işlemi sırasında enerji üretiliyor.
Yıllar önce, Kenan Evin genel müdürüyken, bir kez Çöp Fabrikası’na gitmiştim. Müthiş bir tesis.. Ne engeller çıkartıldı bu tesis için. Tesis bitti, işlettirilmedi. O tesisi engellemek için siyaseten ellerinden geleni yapanlar, birkaç yıl sonra, “Aslında Türkiye’de bundan çok lazım” demeye başladılar.
Düşünün bu kentin büyüme hızını. Yollar yetmiyor. Birkaç yıl sonra su yetmeyecek. Bu kentin nüfusuna her yıl 50 bin civarında yetişkin insan katılıyor. Mutlaka yeni çöp fabrikalarına ihtiyaç var. Evet, bu tesislerin nerede yapılabileceğini tartışalım.. Çevresinde geniş bir depolama alanı bulunması lazım.. Yerleşim alanlarından çöpleri toplayan araçların, kamyonların çok fazla zorlanmadan ulaşabileceği bir yerde olması lazım. 
Yıllar önce “Burada üniversite yapılacak” diye ayrılan Körfez İlçe İlimtepe bölgesindeki alanda Büyükşehir’in çöp fabrikası yapacağı iddia ediliyor. Herkes ayaklanmış, “Olmaz, istemeyiz” diyorlar. Kuşkusuz üniversite yapılması düşünülen bir alanın şimdi Çöp Fabrikası alanı olması insanın içine sinmiyor. Ama böyle bir tesis lazım. Hatta belki bir tane değil, birkaç tane daha lazım.. Bu tesisin şimdi yaptırmak isteyenlerin, 20 yıl önce Türkiye’deki ilk çöp fabrikası karşısında nasıl siyasi engeller çıkarttıklarını hatırlarsak, gelinin noktanın da önemini daha iyi anlarız. 
Hep birlikte düşünelim, araştıralım.. Yeni çöp fabrikası nerede yapılabilir?. İlimtepe’de olursa ne gibi sorunlar çıkabilir. Ama bu şehir bu kadar hızlı büyüyüp, kalabalıklaşırken, “Çöp fabrikası istemiyoruz” demenin bir anlamı yoktur. Üstelik artık hepimiz biliyoruz ki, çöpleri öğütüp enerji üreten tesisler dünyanın pekçok ülkesinde yerleşim alanlarının göbeğinde bulunuyor. Yeni teknoloji ile bu tür tesislerin çevreye en küçük zarar vermesi bile önlenebiliyor. Çöp Fabrikası lazımdır, ihtiyaçtır. Bu kent bu konuda Türkiye’ye öncü olmuştur. Yerini, konumunu, teknolojisini, maliyetini, çöp yakarken ne kadar enerji üreteceğini falan tartışalım. Ama “Çöp fabrikası istemezük” dönemi bitmiştir.

-KİŞİ BAŞI GÜNDE 1 KG. ÇÖP
Bu İlimtepe’ye yapılması söz konusu olan Çöp Fabrikası gündemdeyken, dün Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tahir Büyükakın ile bu konuyu da konuştuk. Büyükakın, konunun bu şekilde tartışılmasından, siyasi mecraya çekilmesinden çok rahatsız. Şunları söyledi:
“- Almanya’da günlük kişi başına çöp miktarı 3 Kg.’dir. Almanya, katı atıklarının yüzde 65’ini geri dönüşümle kazanıyor. Yüzde 35’ini de bu tür tesislerde imha ediyor. Çöpler için üç formül var. Biri vahşi depolama. En kötüsü budur. İkincisi düzenli depolama. Bunun da bir sınırı var. Nereye kadar, nerede depolayacaksınız. Üçüncüsü yakarak bertaraf etme. Bizim kentimizde günlük kişi başına ortalama çöp miktarı 21 Kg. civarında. Her gün bu kentte 1600 ton çöp toplanıyor. Bu çöplerin çok büyük bölümü de İzmit-Derince-Gölcük ilçelerinden çıkıyor. Benim uygun bir yere çöp fabrikası yapmam lazım. Elimizdeki düzenli depolama alanının kapasitesi 2 yıl sonra dolacak. Refah arttıkça çöp miktarı da artıyor. Ben bu çöpü ne yapacağım, nereye koyacağım. Bugün yeni çöp fabrikasına başlasak, en erken 4 yıl sonra devreye girecek. Ben bu şehrin insanıyım. Bu şehre zarar verecek bir şey yapar mıyım? 500 milyon TL’lik bir yatırımdan söz ediyoruz. En uygun yere, biran önce Çöp Fabrikası yapmamız lazım.”

*Genel Sekreterden son bilgiler 
Geçen yılın aralık ayında, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, değerli dost  Doç.Dr.Tahir Büyükakın ile İzmit’te devam eden bazı büyük projelerin alanlarını dolaşmıştık. D-100 karayolu üzerinde Symbol  Yaşam Merkezi önündeki  köprülü kavşak inşaatını gezmiştik. Orada işin sorumluları, “30 Aralık’ta kavşak bitecek” demişlerdi. Köprünün güney şeridi(Ankara yönüne gidiş) açıldı. Ama  2016 yılında ilerliyoruz. Hala diğer bölümü bitmedi.
Genel Sekreter’e önce bunu sordum. Hava koşullarının kötülüğünden söz etti, “İş bu nedenle biraz aksadı. Ama artık bitiyor. Bir hafta 10 gün içinde köprünün kuzey şeridi(İstanbul’a gidiş yönü) de açılacak. “ dedi.
Büyükakın’a Büyükşehir’in projesini hazırladığı, Karayolları’nın yapımını üstlendiği Kandıra yolu üzerinde Otogar kavşağında yapılacak köprülü kavşağı da sordum. Karayolları hala bu çok önemli proje için ihale tarihi belirlememiş. Otogar köprülü kavşağı işi çok önemli. Bu konuyu AK Partili Bakan ve milletvekillerinin de takip etmesi gerekiyor.

“YAHYA KAPTAN’A ANLATTIM”
Genel Sekreter Büyükakın başlayan, devam eden projelerde toplum tepkisi ile karşılaşmaktan çok çekinen, her işin, genel bir rıza ve mutabakatla yapılmasına çok önem veren farklı bir türden idareci. Öyle, “Ben yaptım oldu” tipinde adam değil.
Malum, tramvay projesi devam ediyor. Şu sıralar çalışmalar Yahya Kaptan bölgesinde. Büyükakın, “Tramvay yolunun geçeceği bölgelerde araçlara ayrılan caddeler de genişleyecek. Bu nedenle bazı caddelerde mevcut yeşil alanlar, birkaç ağaç gidecek. Yahya Kaptan’da direnişle karşılaşmaktan kaygı duyuyorum” demişti.
Geçenlerde Yahya Kaptan’a gitmiş. Muhtar’ı, blok yöneticilerini toplantıya davet etmiş. Tramvay projesinde yolun nereden geçtiğini, hangi caddelerin genişleyeceğini, hangi blokların önünden biraz arazi alınıp, hangi ağaçların kaldırılacağını ayrıntıları ile anlatmış. Ortaya çıkan sonuçtan memnun. Büyükakın şunları söyledi:
“-Yahya Kaptan sakinleri anlattıklarımı anlayışla karşıladılar. Hatta, böyle bilgilendirdiğim için teşekkür ettiler. Tramvay yolu inşaatı planlanan hızıyla devam ediyor. Hava şartları çok zorlamazsa, şubat ayı sonuna kadar Yahya Kaptan’dan çıkmış oluruz. “
Haydi hayırlısı.


*Çok keyif aldığım sohbet
Gazetenin yeni binası, şehrin biraz dışında. Ama sağolsun gerçek dostlar, üşenmiyor, kalkıp geliyorlar. Geçen salı günü, odamda  gömülmüş çalışıyorum. Gözler 3 derece miyop. Çalışırken gözlüğümü çıkartırım. Odamın kapısında birinin dikildiğini gördüm. Sakallı. Ama kim olduğunu seçemiyorum. Gözlüğümü alıp taktım ve içime neşe doldu.
Gelen, sevgili dost Emin Uygun’du.. 
İzmit için bence en önemli, en değerli adamlardan biridir Emin Uygun.. Hem bu şehri çok iyi tanır, hem de bence bir filozoftur.. Çocuk yaşlarda, şehir merkezinde babasının yanında ticarete başlamıştır. Kentteki hemen herkesi tanır. Şimdilerde herhangi bir iş yapmıyormuş. Emin Uygun, bu kentte 2000’li yılların başlarında AK Parti’nin kurucularından biridir. 
Her şeyden konuştuk Emin’le.. Gazetenin, benim yazılarımın en dikkatli takipçilerinden biri olduğunu bilirim. “Güzel gazete yapıyorsunuz., Çok hoşuma gidiyor” dedi. Bir fikrini de açıkça söyledi:
“-Abi hep İzmit’in eski haline özlemden bahsediyorsun. Artık o dönemler bitti. Bu şehir, bizim büyüdüğümüz, çocukluğumuzu, gençliğimizi yaşadığımız şehir değil. Geri getirmemiz de mümkün değil. Yaz, yaz ama, o dönemlerin özlemi ile kendini üzme.”
Emin Uygun; “Cami cemaatinin de, meyhane müdavimlerinin de şekli, tipi, karakteri değişti bu şehirde” diye devam etti. Eski İzmit’i; O’nun da uzun yıllar dükkanının bulunduğu İstiklal Caddesi çevresini,  İzmit sokaklarının delilerini, tabii günümüz siyasi aktörlerinin karakterlerini, doğru ve yanlışlarını da konuştuk. 
Son dönemlerde beni en çok keyiflendiren sohbet oldu. İzmit’i hala yaşanabilir bir kent kılan önemli özelliklerden biri, bu şehirde Emin Uygun gibi insanların bulunuyor olmasıdır. 
Ziyaretin için çok teşekkürler Emin kardeşim. Her zaman beklerim.

-Avrupa insanlıktan söz edemez 
Şahsen ben, Avrupa’ya; onların düzen anlayışına, insanlığına, onlardaki demokrasiye, insan haklarına gıpta eden, “Neden biz onlar gibi değiliz” diye hayıflanan kişilerden biriyim.
Ama yaşanan olaylar karşısında artık en azından Avrupa’nın insanlık anlayışından ciddi biçimde kuşku duyar hale geldim.. 
İnsanların hepsi insan.. Her dinden, her dilden, her renkten insanlar arasında, yaradılış açısından bir farklılık yoktur. Her insan, aynı olay karşısında aynı acıyı çeker. Evrensel kurallara göre en önemli insanlık hakları, “Yaşamak hakkı, barınmak hakkı, seyahat hakkı”dır.
Dünyanın bu bölgesinde  Müslüman aleminde, Ortadoğu’da insanlık büyük sıkıntılar çekiyor. İç savaşlar var, mezhep savaşları var.. Acı çekiyor insanlar, evleri bombalanıyor, yakılıyor.. Zor durumdaki insanlar, can havliyle  kendilerine yeni bir hayat arayışına çıkıyorlar.. Türkiye, Avrupa kadar zengin değil. Ama bu insanlara elindeki bütün imkanları zorlayarak kucak açıyor. Milyonlarca mülteciyi barındırıyor, besliyoruz. Bu insanların bir bölümü, kendilerine Avrupa’da yeni bir yaşam kurmak istiyorlar. Hiç değilse çocuklarının, torunlarının gelecekte insan gibi yaşamasını istiyorlar. Bu soğuk kıyamette, yasa dışı yollarla Ege Denizini geçip, kendilerini Avrupa’ya atmak istiyorlar.
Ama denizde ölüyorlar. Avrupa’ya gidebilmelerinin yasal bir yolu yok. Mecburen yasa dışı yolları seçiyorlar. Sonra minicik çocuklar, hamle kadınlar, buz gibi denizde çırpına çırpına ölüyorlar. Cesetleri bizim sahillerimize vuruyor. İnsanlık adına bu ne acı tablodur.. 
Avrupa bu  büyük insanlık sorunu karşısında daha ne kadar sessiz kalacak?.. Avrupa Ülkelerinin girişimi ile en azından bir toplama kampı kurulmalıdır. Kendi ülkelerinden, kendi evlerinden zorunlu oldukları için kaçan ve geleceği Avrupa’da arayan insanların güvenli yollardan gitmeleri sağlanmalıdır. Elbette Avrupa’dan bir anda milyonlarca yabancıyı ülkelerine kabul etmelerini bekleyemeyiz. Ama modern, insanca yaşanabilen bir yerde toplanabilirler. Burada bir süre eğitime alınabilir, Avrupa kültürüne hazırlanabilirler.
Onlar birer insan. Onlar çocuk.. Böyle ölmemeleri lazım. Bu çok büyük insanlık sorununa artık dünyanın bir çözüm bulması gerekiyor.

*Şehidimin ailesinin evi
Açmayayım diyorum televizyonlardaki haber bültenlerini. Görmeyeyim ülkemin, ülkem insanlarının halini, hallerini. Ama mümkün mü?.. Mutlaka bir şekilde bakıyorsunuz, görüyor, duyuyorsunuz.
Önceki gece, yine televizyon başında ağla ağla kendimi paraladım. Önce,  Avrupa’ya kaçmak isteyen gariban sığınmacıların çoluk çocuk, hamile kadınlar halinde kıyaya vurmuş ceset görüntüleri. 
Sonra,  bir büyük savaşan günlerdir sürdüğü Güneydoğu’dan şehit haberleri. Hani bitecekti terör. Hani artık analar ağlamayacaktı?.. 
Ekranda yine ağlayan bir annenin yüzü var.. Uzman Çavuş Nuh Özdemir Diyarbakır Sur’da teröristlerle çatışırken şehit olmuş. Yılbaşı izninde, annesinin yanına gelmiş. Eşi, 5 aylık hamile.. Şehit Uzman Çavuş’un ailesi, Ordu’nun bir dağ köyünde. Devlet, ailesine şehadet haberini verebilmek için, 4 saat boyunca köye giden yolun karlarını temizliyor. Acı haberi alan anne, tuğla örme, hiçbir yalıtımı olmayan, duvarları muşamba ile kaplı tek göz bir evde yaşıyor. Hamile gelini yanında. Ağlayan annenin elinde, yılbaşında ziyarete gelen oğlunun bıraktığı asker çorapları.. 
Türkiye’deki savaşta da garipler ölüyorlar.  Ordu’nun bir dağ köyünde, tuğla örme tek göz bir ev. Özdemir ailesinin çocuğu, bu vatan için, bu devlet için Diyarbakır’da savaşıyor ve şehit oluyor. 
Acılarla dolu bir ülkede yaşıyoruz değerli dostlar.. Taşınması giderek zorlaşan, göz pınarlarımızı kurutan acılarla dolu bir ülkede. 
Bu yazı toplam 552 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37