1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. İKİ ÖRNEK PORTRE: NEBİ GÜDÜK VE MESUT BARIŞ
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

İKİ ÖRNEK PORTRE: NEBİ GÜDÜK VE MESUT BARIŞ

A+A-

Şair ne de güzel terennüm etmiş:
    “Nehirler aktı geçti…
     Kurudu, vakti geçti…
    Nice Han, nice Sultan tahtı bıraktı geçti…
Şu dünya bir pencere, her gelen baktı geçti…”
Hani bazı insanlar vardır, makam- mevki sahibi, zengin, mağrur ve mütekebbir… Onların toplum nezdindeki itibarı, işgal ettikleri makam-mevki ve ellerinde bulundurdukları zenginlikle sınırlıdır. Sineklerin bataklığa hücum etmesi gibi, etraftaki yağcı, yalaka ve menfaat şebekeleri üzerlerine üşüşürler ve onlar da kendilerini sahiden bir şey sanırlar… Ne zamana kadar?  Bu ihtişamdan sakıt oluncaya kadar… İhtişam ellerinden gidince, “sudan çıkmış balık gibi” olurlar ve en çok da kendilerine yağcılık ve yalakalık yapanlar ilk önce onları terk ederler ve hatta alaya alırlar…
    Bir de bazı insanlar da vardır ki, genelde varlıkları ve yoklukları pek bilinmez. Kimse onların etrafında dolanmaz. Çıkar ilişkisi olmadığı için hatta çoğu kez yalnız bırakılırlar. Ama “altının kıymetini sarraf bilir” özdeyişinden yola çıkarak o tip insanların aslında birer cevher olduğunu,  onların dünyevileşme temayülüne doğru evirilmedikleri ve eğilip bükülmedikleri için kıymet bilen insanlar tarafından fark edilirler ve saygınlıkları özellikle de vefatlarından sonra sıkça dillendirilir.
    Değerli dostlar, son birkaç ay içerisinde mücevher mesabesindeki iki şahsiyeti rahmeti rahmana yolcu ettik. Bunlardan biri cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İmam Hatipten sınıf arkadaşı Nebi Güdük, diğeri de geçen hafta kaybettiğimiz Mesut Barış… İkisinin de birçok ortak yönü var.
    Nebi Güdük:
    Fiziki yapı itibariyle zayıf, çelimsiz, gösterişten uzak, pek fazla ön plana çıkmayan, nefsini aşan, mütevazı bir hoca idi. İsmiyle müsemma Nebevi ahlaka sahip kişiliği sebebiyle, kalantorların ve şöhret müptelaların pek değer vermediği bir karakterdi. Çok fazla teşrik-i mesaimiz olmamasına rağmen, muhabbetimiz vardı. Ben onu, o da beni Allah için severdi. Ayaküstü de olsa bilvesile zaman zaman sohbet etme imkânımız olmuştur. Beni ona yakınlaştıran şey de, nebevi ahlaka sahip oluşu,  mütevazı kişiliği, riya ve gösterişten uzak bir yaşam tarzına sahip olmasıydı. Cumhurbaşkanının okul arkadaşı olduğunu söylemez ve onu ben de başkasından duymuştum. Zaten bu durumu hiç kullanmazdı. Özel olarak bilenlerin dışında, genelde pek kimse de bilmezdi. Ve kendisi de hissettirmezdi zaten. Ne zaman ki, vefat etti ve Sayın cumhurbaşkanı müthiş bir vefa örneğini sergileyerek onca yoğunluğuna rağmen 40-45 yıl önce hasbelkader aynı sınıfta birlikte okuduğu bu arkadaşının cenazesine katıldı, resmi ve sivil erkân merhumun cenazesine akın ettiler ve hemen hemen hepsi,  Nebi Güdük’çü kesildiler. Dünya hayatındayken kendisine selam vermeyenler, bizi cenazesine bile yaklaştırmadılar. Mekanı cennet olsun. 
    Bir diğer önemli şahsiyet de Mesut Barış,
    Mesut Barış:
    Merhum Mesut Barış ile 28 Şubat 1997 süreci ile birlikte yolumuz kesişti. 28 Şubat sürecinin o ceberut yapısının özellikle de mütedeyyin kesimin ensesinde boza pişirdiği dönemde, Gönüllü Kültür Teşekküllerinde birlikte görev yaptık. 20 yılı aşkın bir abi-kardeş ilişkimiz vardı. O dönemde dernek olarak bizim yaptığımız etkinliklerde hep yanımızda dik durdu ve inandığı davada taviz vermedi. Yüzü hep gülerdi. Kesinlikle negatif bir düşünceye sahip değildi, yıkıcı değil; yapıcıydı. Münakaşayı sevmezdi. Olası münakaşaların önüne bir set gibi dururdu. Kimsenin bir birinden kırılmasını istemezdi.  “Tebessüm ederek, Eyvallah kardeş, yaparız-ederiz, sıkıntı yok, tamam, tamam” diyerek pozitif yaklaşırdı. Ön palana çıkma, yapılanları kendisine mal etme, alkışlanma ve el üstünde tutulma gibi kesinlikle bir derdi yoktu. Ne yapıyorsa, Allah rızası için yapıyordu. Asla savrulmadı, sendelemedi ve dünyevileşme temayülüne doğru evirilmedi. Tıpkı Nebi hoca gibi, mücadelesi sadece ve sadece Allah rızası içindi. Tüm bu anlattıklarım İmam Hatip Müdürlüğünden emekliye ayrıldıktan sonraki yaşamından… Ondan önceki İmam hatipli yıllarını da bilmiyorum. Onu da öğrencileri ve mesai arkadaşları anlatıyorlar. O da apayrı güzellikler manzumesiyle dopdolu… 
    Sık sık yanıma uğrardı. Muhabbet eder, eski günleri yad ederdik. Zaten nerede bir etkinlik varsa, Mesut Hocayı orada görmek mümkün. Menfaat şebekelerinin de pek işine gelecek biri değildi. Onun için birçok şeyden uzak tutarlardı. İstifade etmeyi dahi düşünmezlerdi. Ama o her şeye rağmen, doğrunun yanında, zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı sürdürdü. Şikâyet ettiğine şahit olmadım. Hep iyi tarafından bakardı. Hülasa adam gibi adamdı, mü’min ve muvahhit bir insandı. Mekânı cennet olsun.  
    Her ikisinin de cenaze merasimi gösterdi ki, toplumumuz kadirşinastır, değer bilir ve hak edene hak ettiği değeri verir. Nitekim öyle de oldu, nur içinde yatsınlar. 
    Bakalım bizim ardımızdan kimler, neler söyleyecekler…                    
M. Zeki CANŞİ

Bu yazı toplam 1431 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.