1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. İktidara muti dindar davasızın ruh kıvraklığı!
İktidara muti dindar davasızın ruh kıvraklığı!

İktidara muti dindar davasızın ruh kıvraklığı!

Dünyevileşme/sekülerleşme gibi gösterişli başlıklar altında suya sabuna dokunmadan, fincancı katırlarını ürkütmeden maharetle bolca laf edip o lafların muhataplarından hiç tepki almadan işin

A+A-

Dünyevileşme/sekülerleşme gibi gösterişli başlıklar altında suya sabuna dokunmadan, fincancı katırlarını ürkütmeden maharetle bolca laf edip o lafların muhataplarından hiç tepki almadan işini gücünü sürdürme becerisi, muhafazakar iktidar zamanlarında dindar yazar takımının geliştirdiği ilginç bir ruh kıvraklığıdır. Bu sadece Erdoğan'ın döneminde değil, Özal'ın iktidar günlerinde de böyleydi.

Özal'ın dindarlığına yapılan vurguların perdelemesiyle, onun demokratikleşme ve siyasi reformlar için toplumsal değişim dönüşümün gereğine olan inancı hiç sorgulanmadı. Toplumsal değişim, modernleşmeyi devlet aygıtından ve siyasi alandan önce toplumsal alanda inşa etmesiyle ortaya çıkan sosyal vurdumduymazlık, kayıtsızlık, sorumsuzluk, davasızlık, apolitiklik, duyarsızlık, köşe dönmeci kültürün yüceltilmesi, bireysel refah düzeyini yükseltmenin idealize edilmesi gibi yozlaşma tezahürleri dindar çevrelerin akıllarının ucuna bile gelmedi. Herkes iktidar gücünün himayesi altında kendini kurtarmaya, servetine servet eklemeye, müreffeh bir hayat sürmeyi herşeyin önüne koymaya baktı.

Erdoğan döneminde yapılan da bundan hiç farklı değil ve dindar çevrelerin, bireysel hayatını yeni baştan yaratma hırsıyla toplumsal değişim bahsinde yaşananları ne görecek gözü var, ne de acı hissedecek kalbi. Bu tecrübe, modern/laik hayatın insanları için çok önemli olmalıdır. Kendileri iktidara geldiklerinde bu yozlaşmayı referans noktası olarak sabitlemeli ve ahlakın denetiminden kurtulmuş bir siyaset, hayat tarzı ve düşünce dünyasının nasıl bir insani drama yolaçtığını zihinlerinin en güvenilir bölgesine kazımalıdırlar.

Bendeniz soyutlamalarla meşgul biri değilim. Sorunları isimsiz, nesnesiz, olaysız, tarihsiz, muhatapsız konuşmanın tehlikesiz olduğunun farkındayım, ama aynı zamanda bunun yararsız, hatta hakkaniyeti karartması bakımından zararlı olduğunu da görebiliyorum.

Kendime sorduğum soru şudur: Mekke'de İslam'ı tebliğ eden Peygamber muhatapsız bir itirazla mı ortaya attı mesajını? Kesinlikle hayır! Rasulullah'ın söylediği son derece somuttu. Putlara, o putların simgelediği iktidara, servete, düzene, geleneğe, dine karşı çıktı.

Bugün düşünce sorunlarını muhatapsız konuşmayı öneren, ya da daha beteri, asıl muhatabı gizleyerek, çarpıtarak ve tepkileri başka bir muhataba yönlendirerek daha galiz bir suç işleyenlere kuşkusuz lafımız olacaktır. Sorun, iktidar sorunudur. Bugünün putu iktidardır ve dindarlar o putu korumak için herşeylerinden vazgeçmeye hazırdırlar. Mesela Hayrettin Karaman hoca, bu iktidar dönemindeki yolsuzlukları eleştiren dindarları bundan vazgeçmeye çağırıp bugün geçmiştekinden daha az yolsuzluk olduğunu, bu nedenle iktidarı yıpratacak şeyler yapmamayı tavsiye etmiyor mu? Başka bir iktidar sözkonusu olsaydı böyle bir âlim türüne "kapıkulu mollası", "saray uleması" demeyecek miydik!

Hiç şüphe yok modernliğin dönüştürücü etkilerine karşı tepkinin kim hangi ucundan tutarsa faydalıdır. Daha özelde ise firesiz ideolojik tutumun böyle bir dönemde çok önemli olduğunu düşündüğümüz için modernleşme ve muhafazakarlaşma ile ilgili sorunu çözmüş herkesin, sorun piramidini doğru kurmasına büyük önem veriyoruz. Bu piramidin tepesinde modernleşme/dünyevileşme var. Bunun soyut bir sorun olmadığını görebilmek için de kişinin ister muhafazakar, ister laik olsun iktidar meselesine nasıl baktığını beyan etmesi gerekir. Laik iktidar ile muhafazakar iktidar arasında hiç fark görmeyen, nasıl görünürse görünsün, nasıl tezahür ederse etsin doğası gereği iki iktidar yapısının da birbirinin kopyası olduğunu tespit edebilen zihnin, Mekke'de Hz. Peygamber'in yaptığını ve yerleşik iktidara tavır alması lazım geldiğini düşünmek zor değildir. Tıpkı Mısır'da merhum Seyyid Kutub'un (1967'de idam edildi) İhvan-ı Müslimin'in önde gelen isimlerinden Nasır'ın iktidarına karşı tavrı gibi, tıpkı İran'da Ayetullahiluzma Muntazıri'nin (vefatı 2010), liderlerinden olduğu İslam devrimi sonunda kurulan devlet aygıtına karşı tavrı gibi. Bu bariz örneklere rağmen bizde İslami/muhafazakar toplum topyekün devlet aygıtının uzantısı olmuş vaziyettedir. Bu nedenle modernleşme/dünyevileşme ile onun siyasi tezahürü arasında fark görmemek lazımdır. Oysa muhafazakar zihin ikisini şizofrenik biçimde birbirinden ayırıyor. Modernleşme/dünyevileşme karşısında en keskin lafları edebilen birinin en ateşli iktidar destekçisi olabildiğini görüyoruz. Bugün iktidar, uğruna herşeyden vazgeçilebilen, hayat tarzı ve algısının yeni baştan düzenlenebildiği bir put haline gelmiştir. Tıpkı müşriklerin Mekke'sindeki gibi. Dindar zihin bu hastalıklı durumu öncelikli ve hayati sorun yapmayacak da hangi sorunun peşinden koşacaktır!

Muhafazakar iktidar zamanlarında işini gücünü rahat gördüğü gerekçesiyle iktidar, toplumsal dönüşüm, yozlaşma ve davasızlık gibi son derece hayati meseleleri gözardı edebilen dindar zihnin yaşadığı tecrübe acıklıdır. Dava sahibi olmayı, devlet aygıtına eklenerek iktidarın kendi rakiplerine karşı verdiği mücadeleye asker yazılmakla özdeşleştiren dindar zihin, Kur'an'da bahsi geçen “elindekiyle mutlu” (Müminun 53) zavallılar güruhundandır!

Bu haber toplam 764 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.