Gülsüm Güney

Gülsüm Güney

Yazarın Tüm Yazıları >

İNŞALLAH

A+A-

Bir ayetin iniş hikâyesiyle başlayalım söze. Kehf Suresi 23-24. ayetler…

Bu hikâyeyi pek çok kişi bilir ama bilenler için yeniden hatırlama, bilmeyenler için öğrenmelerine vesile olma hadisesi diyelim ve söze başlayalım.

Kaynaklara göre; Ashâb-ı Kehf kendilerini putlara taptırmak veya öldürmek için takip eden Roma toplumu ve bölge valisine karşı mücadele etmek ve dinlerini korumak üzere dağa çıkar, mağaraya gizlenirler. Allah onları düşmanlarından korumak ve öldükten sonra dirilmeye ibret ve işaret kılmak için üç yüz dokuz yıl mağarada uyutur.

Uyandıktan sonra gençler uykuda geçirdikleri süre hakkında birbirleriyle tartışırlar; geçen süreyi ve dünyada meydana gelen değişiklikleri bilmedikleri için inkârcıların kendileri hakkındaki tehditlerinin devam ettiğini sanırlar ve bu sebeple yiyecek almak üzere şehre gönderdikleri arkadaşlarını dikkatli olması hususunda uyarırlar. Ancak gencin asırlar öncesine ait kıyafeti, elindeki para ve konuşmasındaki farklılık onu ele verir.

Kuran’da geçmeyen ama rivayetlerde sıkça anlatıldığına göre şehre gönderilen genç, elindeki parayı harcamak isteyince şehir halkı paranın üzerinde Kral Dakyanos’un resmini görür ve adamın bir hazine bulduğunu sanarak, kendisini devrin hükümdarına götürürler. Genç adam başlarından geçeni krala anlatır; birlikte mağaraya giderler ve kral gencin anlattıklarının doğru olduğunu görür.

Hadise böyle başlıyor…

Kehf Suresi inip Mekke halkı bu hadiseyi öğrendikten sonra, bu olay Mekkelilerin gündemi haline geliyor. Gerek kâfirler gerekse müslümanlar arasında gençlerin sayıları ve mağarada kaldıkları süre hakkında farklı görüşler ileri sürülüyor.

Bir kısım Yahudi ve müşrikler Hz. Muhammed’e soruyor; Ey Muhammed, sen bizlere, ilk zamanlarda ayrılıp gitmiş genç delikanlıların durumunu haber ver. Çünkü onların başından hayret edilecek şeyler geçmişti. İkinci olarak sen bize, yeryüzünün doğularına ve batılarına gitmiş, oldukça dolaşmış bir adam hakkında haber ver, ayrıca bizlere Ruh ’un ne olduğunu da bildir.

Yahudiler, Kureyşlilere; Peygamberiniz eğer bunlar hakkında size haber verirse o bir peygamberdir. Vermeyecek olursa, yalan uyduran bir kimsedir ve onun hakkında uygun gördüğünüzü yapınız, diyorlar.

Rasûlullah (sav) onlara: “Yarın size bu istediğiniz hususları haber vereceğim” diyor ve “inşallah” demeden onları gönderiyor.

Fakat Cebrail’in inmesi ve vahyin gelmesi haftalarca gecikiyor. Peygamber Efendimiz bundan müteessir oluyor. Nihayet haftalar sonra Cebrâil (as) gelince Peygamber Efendimiz bunun nedenini soruyor. Cebrâil (as) de sırayla Meryem Suresinin 64. ayetini, Kehf Sûresinin 23. ve 24. ayetlerini indiriyor.

İşte, haftalarca geciken vahiy ve nihayet haftalar sonra gelen ferahlatıcı ve bir o kadar ibretlik o ayetler;

“Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Gelecek olan, geçmiş olan ve ikisi arasında bulunan ne varsa O’nun ilminde ve kudretindedir. Rabbin hiçbir şeyi unutmuş değildir.” (Meryem 64)

Ve ardından;

Hiçbir şey hakkında sakın “Yarın şunu yapacağım” deme! Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır” de. (Kehf 23-24)

Ayetlerde dikkat çekilen husus, Rabbinin kudreti dışında hiçbir şeyin vuku bulmayacağıdır. Buradan hareketle de; onun kudreti dışında hareket edebileceği gafletine düşen insanoğlunu, bu konuda uyarmaktır.

Peki, insan, bu denli ben duygusuyla yüklenmiş insan, nasıl olur da Rabbinin kudretini her an hatırlar? İşte tam da “inşallah” kelimesi burada açılan tüm yaralara merhem niteliğinde. Ben dediğin an hatırlaman gereken, seni benlikten çekip alacak o sihirli kelime.

İnşallah… Allah’ın geleceğe dönük cümlelerimiz arasında ve üslûbumuz içinde kullanmamızı istediği bir vahiy kelâmı. Allahü Teâlâ dilerse olur manasına geliyor ve bütün işlerini Allahü Teâlâ’nın dilemesine havale etmek için söyleniyor.

Düşünün; Mescid-i harama girileceğini Allahü Teâlâ bildirdiği halde, inşallah denmesini öğretmek için, (Mescid-i harama inşallah gireceksiniz) buyuruyor. (Feth 27)

Buradan da anlaşılacağı üzere, doğru olan; her işin başında “inşallah” demekken, bizler her defasında aynı hatalara düşüyor, hatta bu denli önemli olan bir kelimeyi hem unutuyor hem de çok daha kötüsünü yapıp ona hak ettiğinden çok uzak anlamlar yüklüyoruz

Hepimiz yapmışızdır. Bu toplantıya gelebilecek misin? Diyen bir arkadaşımıza “inşallah inşallah” demişizdir. Bu aslında şu demek olmalı: Ben buna tam bir niyet edeceğim, bana engel olacak tek şey Allah’ın planının başka olmasıdır ve bu benim kontrolümde değildir. Yani Allah başka bir şey dilemezse…

Peki, biz ne maksatla kullanıyoruz: Gitmeyeceğimizden son derece eminiz ve o da bu kelimelerle geçiştirildiğini daha iyi anlasın diye. Fark etmeden ne büyük kabahatler işliyoruz. Şüphesiz ki Müslümana doğru söz söylemek yakışır.

Ve düşünelim, bu sadece bir kelime. Daha yanlış kullandığımız niceleri vardır.

Ne diyelim “İnşallah” Rabbim bu kelimeyi ve daha nice yanıldıklarımızı doğru kullanmayı nasip etsin.

Sevgiyle…

Bu yazı toplam 1273 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.