1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. “İşgal mühim değil” lobisine direnecek vicdanlar aranıyor!
“İşgal mühim değil” lobisine direnecek vicdanlar aranıyor!

“İşgal mühim değil” lobisine direnecek vicdanlar aranıyor!

Başka siyasi partilerin böyle bir sorunu olmadığı için ve iktidarın güçlü adayı gözüktüğünden AK Parti'ye hitaben söylemek zorundayız: Siz siz olun dostlar, "ne diktatör ne sömürge" istikame

A+A-

Başka siyasi partilerin böyle bir sorunu olmadığı için ve iktidarın güçlü adayı gözüktüğünden AK Parti'ye hitaben söylemek zorundayız: Siz siz olun dostlar, "ne diktatör ne sömürge" istikametinden ayrılmayın. Haysiyetli bir millet, zulme isyan ile sömürgeleşmeye isyanı asla birbirinden ayırmaz. Bu sebeple Erdoğan'ın ve partisinin, “Libya'ya saldırı ve işgal önemli değil, yeter ki zulüm bitsin” diyebilen beşinci kol faaliyetine boyun eğmediğini sıkça göstermesi gerekir. “Zulüm bitsin, işgal olmasın" şiarına yapışmış temiz ve arı duru vicdanların en gür sada ile sözlerini haykırması gereken günlerdir bugünler. Bize dayatılan sömürgeleşmeye, teslimiyete ve esarete boyun eğmemeliyiz!

Batılıların liberal demokrasizm ihracı için Türkiye'yi tesviye etmeye, uygun hale getirmeye ve mukavemetini kırmaya çalışanların bugünlerde Libya'ya yönelen saldırıyı binbir bahane ve gerekçeyle meşrulaştırmaya çalışmasına dikkat kesilmeliyiz. Bu anlayışın ruhumuzu  kirletmesine izin vermemeliyiz. Peşinen batının saldırganlığını kabule hazır olan bu türden ruhlar, Libya'ya saldırılmasına tepki veren hükümet hakkında batı medyasında yapılan “Ankara'nın dışpolitikasında akor bozuldu” yorumlarına dayanarak utanıp sıkılmadan, Allah'tan korkmadan “Libya'ya saldırı” sloganı atmaya başladılar. Bunların arasında bazı muhafazakarlar ve dindarlar bulunabilmesi fecaatin düzeyine göstermeye yetmelidir.

Şükür ki şimdilik “işgal mühim değil" lobisi tam bir fiyasko yaşıyor, çünkü Erdoğan onların sözünü değil, bizim sözümüzü haykırıyor. Seçim mühim değildir, bu sözün yücelmesi  herşeyden önemlidir.

“İşgal mühim değil” lobisine direnecek temiz vicdanlar, heryerde olduğu gibi AK Parti içinde de kendilerini göstermeli, bu teslimiyetçi anlayışın partilerini ele geçirmesine izin vermemelidirler.

Anadolu'ya geçip cihad ilan edeceğine işgal gemisine atlayıp memleketi terkeden padişahların ahfadı olmakta övünecek en küçük bir iftihar yoktur. Memleketi terkedenlerin değil, işgalcilere karşı cihad ilan edenlerin ahfadı olmayı şiar edinmeliyiz!

Ne yazık ki muhafazakar bir gazetede adeta propaganda, kampanya ve psikolojik savaş üslubunda sürekli aynı şeyi yazan bir yazar, “Diktatör gitsin, hangi ülke nüfuz kazanırsa kazansın” diyebiliyor. Sanki hayatı zulme karşı mücadeleyle geçmiş gibi "önce zulüm bitsin" şiarına sarılan bu zât, işgali önemsiz göstermenin bahanesine nasıl da yapışıyor! Sömürgeciliğin vahşi saldırılarına anlayışın en şeytani gerekçelerinin fütursuzca yazılmasına verilen izin bu muhafazakar gazeteye günah olarak fazlasıyla yeter. Yüreğinde zerrece haysiyet kalmış dindarlar, bu gazetede sürekli  batıya teslimiyet ve esaret çağrısı yapan yazara tepki vermezse doğru bildikleri herşeye yazık etmiş olacaklardır. Eşi AK Parti içinde, kendisi gazetedeki köşesinde adeta tam teçhizatlı bir psikolojik savaş yürütürcesine Libya'ya saldırıya destek toplamaya çalışan bu anlayışın 2011 döneminde AK Parti içinde kendine yer bulabilmesi hepimiz için tam bir hayal kırıklığı olacaktır. Başbakan Erdoğan'ın Libya'ya saldırı vesilesiyle yaptığı çıkışlar, dile getirdiği ahlaki ilkeler ve gelecek tasavvurunun samimiyetine gölge düşürecektir.

“Ortadoğu siyasal İslam'a sıkışmak zorunda değil” diyebilecek boyutta liberal demokrasizmin taşıyıcısı olmuş ve halkta hiçbir karşılığı bulunmayan böyle bir kimliğin AK Parti'de varolabilmesi asla anlaşılabilir bir durum değildir. Bu gibi sömürgeleşmiş zihinlerin “siyasal İslam” dediği şey, batı emperyalizmine karşı mukavemet siperinde eli tetikte bekleyen vicdanlardır. Siyasal İslam'a karşıtlıkları aslında bu direnişe ve direnç gösteren iradeyedir. Ne yazık ki Türkiye'de "siyasal İslam"ın mukavemet ruhu epeydir başkalaştırıldığı içindir ki sömürgeleşmiş zihinler fütursuzca “işgal mühim değil” diyebiliyorlar. Ortada liberal demokrasilerin desteklediği diktatörlere karşı Müslüman halkın isyanı ve itirazı olduğu halde “siyasal İslam'a sıkışmak zorunda değiliz” diyen vekil, liberal demokrasizmin ihracına ruh inşa eden beşinci kol faaliyetinin havasını soluyor.

Mısır diktatörününün 30 yıldır halka zulmetmesine arka çıkan liberal demokrasi değil miydi? Çatışma siyasal İslam'la demokrasi arasında mıydı?

Siyasal İslam'ı, mukavemet ruhu değil, ülkeyi bir tür İslam yorumuna mecbur etme ideolojisi gibi gösterenler, direnç kırmak isteyen işgalciler ve onların yerli uzantılarıdır. Mısır'da siyasal İslam dipdiri olabilseydi ne sömürgeleşmiş ordu darbe yapabilirdi, ne küresel kapitalizm duruma hakim olabilirdi. Mısır, Tunus ve Libya'dan sonra yeni sömürgeciliğin masasında sıra Türkiye'ye geldiğinde kuvva-yi milliye bütünlüğünün siyasal İslam ayağı eksik kalırsa memleket nasıl mukavemet gösterecek dostlar?

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.