• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • Kocaeli 7 °C

İyileştir Kendini

İlksen ÇAĞLAYAN

Bazen uzun uzun baktığımız, hatta bakmaya doyamadığımız bir manzara iyileştirir bizi. Bir çok şeyi unutturur, bir çok güzelliği, anıyı, yaşanmışlığı hatırlatır, bize yeniden yaşatır. Bazense içtiğimiz sıcak bir çay, bir kahve iyileştirir bizi. O bardağı elimizde tutmak bile iyi gelir insana. Çayın içeriğinden değil, onun sıcaklığı, içerken yavaş yavaş bize verdiği mutluluğu tam olarak tarif edemez insan. Çünkü her koşulda iyi gelir. Bazen bir müzik iyileştirir bir de. O andaki kötü havamızı bir anda iyiye çevirebilir. Müziğin tarzına, ritmine göre önce bedenimiz, sonra ruhumuz tepki verir. İyi müzik iyileştirir, can verir, hayat verir, enerji verir, dedim ya en önemlisi iyileştirir, iyi hissettirir. Bazen de bir uğraşı, bir hobi iyileştirir, dünyaları unutturur insana. Emek verirsin, zaman verirsin ve mutlaka ortaya bir şey çıkar, bu da nasıl bir mutluluktur bilen bilir, iyi olur, iyi hisseder işte insan. Bazen 2 saatlik bir film, bir dizi, bir yarışma programı iyileştirir bizi bir de.  İki saat iyi gelir, unutur, tamir eder beynimiz de yüreğimiz de kendisini. Bir de insan insanı iyileştirir, ilacı, merhemi olur çoğu zaman. Bazen içimizi döke döke, bazen sadece susarak iyi hissederiz bazısının yanında. Karşımızdakinin pozitifliği tamir eder bizdeki hasarları. Bazen gözüyle verdiği güven, bazense yüreğinden kopup gelen bir söz iyileştirir bizi. Bir çok kere düşünmüş, yaşamışızdır bir yakınımızla konuştuktan sonra yere daha sağlam bastığımızı, negatiflikleri çöpe attığımızı. İnsana iyi gelen, insanı iyi hissettiren, insanın enerjisini almayacak kişilere ihtiyacı var  aslında ruhumuzun. Sürekli şikayet eden, birisini sevmediğini sürekli belli eden, kendi işini yapabildiği halde bir başkasına yaptırıp sonra da kendini çok iyi hissedenlerden ve onların yanında iyi hissedebilmeyi beklemekten bahsetmiyorum. Onlar sadece enerjimizi –belki onlar da farkında olmadan- tüketirler. Oysa ki bize iyi gelecek insanlara ihtiyacımız var. Bizi her daim, her koşulda iyi hissettirmek için elinden geleni yapacak, negatif bir şeyin de pozitifin de farkında olacak olan birilerine ihtiyacımız var. Kendimize yararımız olmadığı bir anda bize bir çok şeyi ani bir tokat gibi hatırlatacak, bir yaranın iyileşmesi için nasıl zaman ve bazı şartlar gerekiyorsa, bizim de içimizde bir eksik parçamız olduğu zaman onu tamamlayabilecek veya tamamlanmasını bize yeniden hatırlatacak insanlara ihtiyacımız var. Bizi iyileştirecek, bir çiçeğin verdiği bir kokuyu, , zaten kendi doğasında var olan iyiliği bize de bulaştıracak birisinden bahsediyorum. Sürekli bir istismar, beklenti veya bir çeşit yargı durumunda bizi bekleyenleri değil, tamamen saf ve iyi niyetli, beklentisiz yaklaşımlardan bahsediyorum. Elbette ilk kural bizim de o şekilde olmamız, hissedip var olmamız, en azından çabalamamız. Dedim ya iyi gelecek, iyileştirecek insanlara ihtiyacımız var, onlarla her zaman karşılaşmak, bir arada olmak dileği veya sadece iyileştiren biri olmak niyetiyle...

Affetmek

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur : “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler tereddütsüz kabul ederler. “O zaman bundan sonra ne dersem yapacağınıza söz verin. Şimdi yarın ki, ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz.”

***

Öğrenciler bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarında patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilere şöyle der öğretmen:

“Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın. O kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken bazılarının torbaları neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilere ikinci açıklamasını yapar:

Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.

Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmenleri sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:

“Hocam bu kadar torbayı her yere taşımak çok zor”

“Hocam patatesler kokmaya başladı”

“Vallahi insanlar tuhaf bakıyor artık bana”

“Hem sıkıldık, hem yorulduk”

***

Öğretmen gülerek öğrencilerine şu dersi verir: Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendinizi cezalandırıyorsunuz. Kendinizi ruhunuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyorsunuz. Affetmeyi karşınızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyorsunuz. Halbuki affetmek en başta kendinize yaptığınız bir iyiliktir.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 916 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37