1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. İzmit’in en güzel yeri
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

İzmit’in en güzel yeri

A+A-

Ben bu şehrin, her karışına, her köşesine aşığım. Gittiğim başka kentlerdeki düzeni, kuralların işliyor olmasını, insanların samimiyetini imrenerek beğeniyorum ama  bu şehirde yapılan bunca kötülüğe, yanlışlığa rağmen İzmit’in en azından biz İzmitliler için bir tılsımı olduğunu düşünüyorum. 
Benim için, Yenimahalle de güzel, 28 Haziran, Kireçocakları da güzel. Aynalıkavak bir başka güzel. 
Benim için Kuruçeşme de, Alikahya da güzel. İzmit’in sahil bandı da, Yürüyüş Yolu da,  Umuttepe’deki Kent Ormanı da güzel. Çukurbağ başka, Orhan başka güzel.. 
Ama geçen bayram günlerinde bir kez daha fark ettim. İzmit’in en güzel yeri Bağçeşme.. 
İzmitli’nin adetidir. Genellikle bayramın arefe günü kabir ziyareti yapılır, büyüklerin mezarı başında dualar okunur. Bayramların birinci gününde de kalabalık olur kabristanlar. Sonra biraz tenhalaşır. Ben geçen bayram, ikinci gün yani 6 Temmuz Çarşamba günü Bağçeşme’ye çıktım.  Çok sevdiğim arkadaşlarım yatıyor orada. Babam, babaannem orada. Benim yerim babamın yanında hazır. 
Cevat Çetin’in ölüm yıldönümü için çıktık Bağçeşme’ye. Huzur var orada. İzmit’i tepeden kuşbakışı görüyorsunuz. Şehrin gürültüsü, curcunası, trafikteki keşmekeş uzaktan hissediliyor da, rahatsız etmiyor. Bağçeşme’de onbinlerce hemşerimiz yatıyor. Biliyorsunuz ki, onların hiç birinden size kötülük gelmez. 
Çok temiz Bağçeşme. Çok bakımlı. Büyükşehir Belediyesi’nin, Mezarlıklar Müdürlüğü’ne bağlı olarak Bağçeşme’de görev yapan personeline ayrıca bir ödül, bir takdirname vermesi gerektiğine inanıyorum. Çiçekler ekmişler kabirlerin üzerine. Ziyaretçilere mezar başında otursunlar, dua ederken soluklansınlar diye tabure veriyorlar. “Çay içer misiniz?” diye soruyorlar. 
Zaman zaman, çıkmak lazım Bağçeşme’ye. Oradaki sessizliği hissetmek, oradaki manevi havayı teneffüs etmek, İzmit’e yukarıdan ve uzaktan bakmak lazım. Başınızı hangi yöne çevirseniz,  bir tanıdığın, ya da çok iyi bildiğiniz bir ailenin adını mermer taşlar üzerinde görebiliyorsunuz. 
Bağçeşme’de olmak, tanıdıkları ziyaret edip, başuçlarında bir “Fatiha” okumak, insanın içini rahatlatıyor. Hayatın sonuna gelindiğinde Bağçeşme’den İzmit’i seyrediyor olacağınızı düşünmek, içinizi rahatlatıyor. Mezar taşlarına baktığınızda 17 Ağustos 1999 büyük felaketinin ardından ne kadar çok tanıdığımızın adresinin buraya nakledildiğini görüyorsunuz. Depremi de hatırlıyorsunuz. 
Kesinlikle Bağçeşme’nin İzmit’in en güzel yeri olduğunu düşünüyorum. Çok sevdikleri, her an yokluğunu hissettikleri insanları Bağçeşme’de bırakan İzmitliler, onların yokluğu için çok fazla üzülmemeli bence. Bu şehri yaşamış her insan için yaşam bittikten sonra Bağçeşme’de yatıyor olmanın bir ayrıcalık olduğunu, orada yatan herkesin huzur içinde olduğunu düşünüyorum. 
Bayramda bir kez daha fark ettim. Büyükşehir Belediyesi’nin her birimini, her icraatını eleştirme hakkımız var. Ama bizim büyüklerimize çok iyi bakan, onların huzur içinde bu şehrin en güzel yerinde yatmasını sağlayan Mezarlıklar Müdürlüğü personeline hepimizin teşekkür borcu var. 

Keşke onlara da gaz bağlansaydı

Henüz yaz mevsiminin ortalarına bile gelmedik. Ama hayat akıp geçiyor. Yaz geçecek, yine kış gelecek. 
Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı İzmit Şubesi, önümüzdeki kış mevsiminde İzmit sınırları içindeki 2 bin aileye birer ton kömür dağıtmaya hazırlanıyor. AK Parti iktidara geldiğinden bu yana, yoksul ailelere kış aylarında kömür yardımı yapıyor. Elbette güzel bir uygulama. Kışın, yakacak parası olmadığı için çoluk çocuk evlerinde titreşerek oturmak zorunda olan aileler devletin verdiği bu kömürle ısınıyor. 
Sadece İzmit’te 2 bin aile. Vakıf İzmit Şubesi, şimdiden bu kömürlerin adrese teslim nakli ile ilgili ihaleyi yapmış. 21 Temmuz’dan itibaren başvurular alınacak. Devletten kömür yardımı talep eden ailelerin ekonomik durumları takip edilecek. İçlerinden 2 bin aileye, birer ton kömür teslim edilecek. 
Yoksul insanları soğuktan korumak elbette devlet adına erdemli bir davranış. Ama sadece İzmit sınırları içinde 2 bin aile az değil.. Kışın bu kentte hala ısınmak için kömür kullanılıyor. Halbuki Vakıf, Büyükşehir Belediyesi ile de işbirliği yaparak, bu evlere doğalgaz tesisatı döşetebilir. Kömür dağıtmak yerine, kış aylarında bu ailelerin gaz faturasını Sosyal Dayanışma Vakfı öder. İzmit’te doğalgaz kullanmayan kamu binası kalmadı biliyorum. Artık bu şehirde kömür kullanımını tamamen önlemek ve bütün konutlarda da gaz kullanılmasını sağlamak çok daha iyi olmaz mı? 

Aklımın bir köşesinde hep O var

2 haftayı geçti.. Sefa Sirmen  T Tipi Cezaevi’nde.. 
Bizler özgürüz. Kuşkusuz hayatımızın her anı çok güzel, çok mutlu geçmiyor. Ama istediğimiz yere gidiyor, istediğimiz kişilerle görüşüyor, istediğimizi yapabiliyoruz. Aklımın bir köşesi, hep Sefa Sirmen’de.. 
Koskoca Sefa Sirmen. Bu kentteki herkesin üzerinde az veya çok emeği, hakkı bulunan, siyaseten güçlü olduğu dönemlerde herkesin önünde ceket ilikleyip, yalakalık yaptığı Efsane Belediye Başkanı. O içeride. Rahatı iyiymiş. Ama ne kadar rahatı iyi olsa da, ne yapar benim Sefa Ağabeyim dört duvar arasında. 
Bu yaşta, bunca iş yaptıktan sonra cezaevine konulmasını vicdanım bir türlü kabul etmiyor. Pek kitap okuduğunu sanmıyorum. Oturup, hayatını yazsa, anılarını yazsa, şu Doğalgaz Projesi’nin, Yuvacık Barajı Projesi’nin, İZAYDAŞ Projesi’nin perde arkalarını kaleme alsa, Kocaelispor ile yaşanan parlak günleri, kıran kırana geçen seçim mücadelelerini yazsa.. Kimlerin gerçek dost olduğunu, kimlerin ihanet ettiğini roman gibi kağıda dökse. Bunu da yapamaz.. 
Sanıyorum, beş vakit namazını kılıyordur. Havalandırma saatlerini kaçırmıyor, mutlaka yürüyüş yapıyordur. İlaç kullanması lazım. Acaba  ilaçlarını aksatmadan alıyor mu?.. Pek yemek seçmez ama, içeride kendisine verilen yemekleri güzel güzel yiyor mu?.. Belki biraz kilo vermesi sağlığı için iyi olabilir. Ama cezaevi ortamında kalbine dikkat ediyor mu?..
Nasıl geçti acaba 20 günlük mahpusluk hayatı. Ne düşünüyor, neler geçiyor Sefa Ağabey’imin aklından. Acaba, “Değmezmiş. Keşke bu İzmit için hiçbir şey yapmasaydım. Şimdi susuz, gazsız olsaydı. Keşke, hala Eski Gölcük Yolu kenarında çöplük duruyor olsaydı. Yaptıklarım haram olsun” diye beddua ediyor mu?. Sanmam, bunu da yapmaz.. 
Aklımın bir köşesinde hep Sefa Sirmen var.. O’nun hapiste olmasına alışamadım. İçime sindiremedim. Her aklıma gelişinde de gerçekten çok üzülüyorum.

Devşirme atletler gururumuz oldu
Türkiye’de kaç kişi daha Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da devam eden Avrupa Atletizm Şampiyonası’nı benim kadar heyecanla takip ediyordur merak ediyorum. 
Bizim ülkemizde, Atletizm çok popüler bir spor değil. Koy milletin önüne yağlı pehlivan güreşlerini, izlesin. Ama bütün sporların atası olan atletizm ile pek ilgilenmeyiz. Şu sıralar Amsterdam’da bütün Avrupa koşuyor, atlıyor, zıplıyor. Türkiye çok ilgilenmese de Avrupa bu yarışları yakından takip ediyor. 
Türkiye atletizmde doping skandalları ile sarsılmıştı. Yeni bir Milli Takım kurulmuş. Amsterdam’da Türk Bayrağı’nı göğsünde taşıyan devşirme sporcular inanılmaz başarılar elde ediyor. 
Yarışmaların ilk gününde Kenya kökenli Yasemin Can, 10 bin metre kadınlarda bütün rakiplerine uzak ara fark atarak altın kazanmıştı. Cuma akşamı Amsterdam’da tam anlamıyla Türkiye şovu vardı. 10 bin metre erkeklerde Afrika kökenli iki sporcumuzdan Arıkan ile Ali Kaya, yarışın başında rakiplerinden koptular. Birbirleri ile yarışarak altın ve gümüşü aldılar. Tribünden atılan Türk Bayrağı ile statta şeref turu atarken, Hollandalılar ayakta alkışlıyordu. 
400 metre engellide Küba kökenli Türk Milli Takım sporcusu Capello altın madalya aldı. 100 metrede Azeri kökenli Guliyev 2’nci oldu.
Bütün devşirme sporcularımız Türk Bayrağı’nı öpe öpe stadı dolaştılar. Türkiye pek ilgilenmedi ama Avrupa onları izledi.
Avrupa’da Türkiye adının terörle, demokrasi dışı uygulamalarla anıldığı bir dönemde, Türkiye atletleri ile müthiş bir prestij topladı. Özellikle cuma akşamı arka arkaya milli atletlerin elde ettiği başarılarla büyük gurur duydum. Bu sporcuları kim Türk Milli Takımı’na kazandırdıysa, kim onları Avrupa Şampiyonası’nda yarıştırdıysa, ülkem adına teşekkür ediyorum. Bu sporcularla, yakında başlayacak Rio Olimpiyatları’nda da çok önemli madalyalar kazanacağımızı umut ediyorum.
 

Nedense, Portekiz’liyim 
10 Haziran’da başlayan Euro-2016, Türk Milli Takımı için büyük bir hüsran oldu. 24 takımla başlayan turnuvada ilk turda elenen 8 takımdan biri biz olduk. 
Kimileri, “Avrupa Şampiyonası zevksiz geçti” diyor. Aynı kanıda değilim. Bugüne kadar oynanan 51 maçın hepsini izledim. Maçlar öncesi ulusal marşlar söylenirken futbolcuların yüzündeki hırs-bizim takım hariç-beni etkiledi. Tribün manzaraları, Avrupalı güzel insanların yüzündeki mutluluk, heyecan izleri, beni heyecanlandırdı. Sahadaki kıran kırana mücadeleler müthiş futbol zevki olarak kafama kazındı. 
Turnuvada büyük mucize yaratan 350 bin nüfuslu İzlanda’nın taraftarlarının tezahüratı, İzlanda Başbakanı’nın üzerinde milli takım formasıyla takımının maçını taraftarlarının arasında izliyor olması, bence çok etkileyiciydi.
Artık sonu geldi. Bu akşam final maçı var. Ev sahibi Fransa ile Portekiz, saat 22.00’de şampiyonluk kupası için karşı karşıya geliyor. Herkesin favorisi elbette Fransa.  Ama nedense ben bu akşam Portekiz’liyim. Ronaldo’nun dünyanın en büyük futbolcusu olduğuna inanıyorum. Messi’li Arjantin Güney Amerika Şampiyonu olamadı. Ama Ronaldolu Portekiz Avrupa Şampiyonu olacak diye düşünüyorum. 
Tam bir düğün patlaması 
Mübarek Ramazan, Bayram bitti. Eskiden, “İki bayram arasında (Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı) düğün olmaz” diye bir genel inanç vardı. Artık bitti. Yıllardır iki bayram arası, tam anlamıyla Düğün Mevsiminin ortasına geliyor. 
Bugünden itibaren ilimizdeki bütün nikah salonlarında, bütün düğün salonlarında, bizim ilimizde  “Kültür Merkezi” denilen bütün tesislerde sabahtan akşama kadar düğün var. 
Kapalı mekanlarda olduğu kadar, açık alanlarda düğünler var. Sünnet cemiyetleri var. En lüks otelden, “Kuru pasta-limonata” ikramlı, en ucuz mekanlara kadar her yerde düğünler göreceğiz. Yakınları evlenenler için,  bir çeyrek altın bile önemli külfet. Ama adetimizdir. Takı, en azından gram altın alınacak, geline veya damada takılacak. 
Çok yoğun bir düğün mevsimine giriyoruz. Özellikle bugün için.. Bugün ilimizde yaşanacak çok yoğun trafiği düşünerek uyarmak istiyorum. Düğün var diye, uzun  konvoylar yapmayın.. Bu trafikte, gelin ile damadın nikah saatinde salona yetişmesi bile çok zor olabilir.
Bir uyarım daha var. Düğünlerin başlaması ile birlikte bizim şehrimizde yine “Yol bağı” çılgınlığı başlayacaktır. Bu yıl,  yol bağı yapıp, damattan veya yakınından bahşiş almak için hayatlarını tehlikeye atacak çocukların arasına Suriyeli göçmenler de katılabilir. Emniyetin, belediyelerin bu çılgın yolbağı uygulamalarına karşı da önlem alması gerekiyor. 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1939 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum