1. HABERLER

  2. Kabare İzmit
Kabare İzmit

Kabare İzmit

Gereksiz Bilimadamları, Akşamcılar, Paldır Küldür, Net Ahmet, Hava Devriyesi, Asuman ile Kemal, Gazi Osman Paşa Göçmen Kampı'nda Göçtü İbrahim adlı konularla, Yıldıray Özliyen ve Koray Timur’un hazırladığı Kabare İzmit köşesi...

A+A-

Yıldıray Özliyen: Gördünüz mü ilkokul kitabında penguenlere başörtüsü takmışlar Koray bey?

Koray Timur: Bir şey derdim ama süreç bozulur, ihale bana kalır diye diyemiyorum sayın Özliyen! 

GAZİ OSMAN PAŞA GÖÇMEN KAMPI'NDA, GÖÇTÜ İBRAHİM

Sırp zulmünden kaçan arnavutlar ve boşnaklar, Kırklareli Gazi Osman Paşa Göçmen Kampı' nda barınıyorlar. Uzun zamandır bu kamptalar,kampın askeri bir yönetim biçimi var. Nizamiyeden giriyorsunuz, elinizdekiler kontrol ediliyor, zararlı bir şey yoksa içeri girebiliyorsunuz. Mesela alkol yasak. Fakat içerde herkes sarhoş. Yasak varsa,delmenin bir yolunu buluyor insanoğlu. Kampta iki tip kalacak yer var. Biri yeşil boyalı, numaralı ve barakamsı şeyler. İçlerinde,banyo, mutfak ya da tuvalet gibi teferruat yok. Banyo ve tuvalet ihtiyaçları, dışarda kurulmuş karavan tipi yerlerde gideriliyor. Yemek,karne ile dağıtılıyor.Bu kulübelerin içinde olan tek şey,yatak ve battaniye.'Kendi yemeğimi yapacağım.'derseniz,bir piknik tüpe bakar.Eee kendi bulaşığınızı da dışarda,şarıl-akan mavi çeşmelerde yıkarsınız olur biter.Tuhaf kokuyor duvarlar.Odalarda bir işenmişlik var.Çirkin yeşil renkli,kal-benisi olmayan yerler.Ve fakat,çok acil durumlar için yapıldığı belli.

Bu yüzden İzmit depreminden kaçıp gelen izmitliler,ilk kez giriş yaptıklarında, bu insandan uzak yerlere yerleştirildiler.

Kampın içi yeşil tonda,bir tarafta Kızılay'ın devasa çadırları,diğer yanda,parklar,dikenli-dikensiz teller.Çınar,çam ve meşe ağaçları...Ortalıkta uçuşan alaca kargalar,kampın güzel taraflarından.Bir de kediler var.Çöpe atılan yemeklerden olsa gerek,kedilikten çoktan emekli olmuş vaziyetteler.Adam gibi,ağır ağır hareket etmekteler.

  Kampta kalınacak yerlerin ikincisi ise,uzun,sarı,tek katlı beton yapılar.Odalar karşılıklı olarak,bir koridorun sağında ve solunda yapılmışlar.Tuvaletler binanın içinde.Buralarda çoğunlukla boşnaklar ve arnavutlar kalmakta.Onların ki artık kalmaktan uzak.Bu odalara yerleşmişler.Odalar,ev olmuş onlara.Kadınların yüzlerinde,hüzünlü,sarı bir renk var.Çocuklar kıç beziyle gelip,ilkokuldan mezun olmuş durumdalar.Erkeklerin çoğu Kırklareli'nde çalışmakta.Kırklareli ufak yer,at boku kokan bir çarşısı var,bir de küçük otogar...

İşte tam bunların içine düştü Adapazarlı İbrahim.Dört çocuk,bir de karısı öyle salak salak ne yapacağını düşünmekteydi ki...O koca deprem,İbrahim'in kafasında dönen soru işaretinin çengelini düşürmüş,geride,pırıl-temiz bir nokta bırakmıştı.İbrahim,karısı ve nasıl bu kadar çoğaldıklarına anlam veremediği dört çocuğunu da alarak Kırklareli'ne doğru yola çıktı.

İbrahim'in beşinci çocuğu da çoktan yola çıkmıştı.Buna rağmen Kırklareli'ne ayak bastıklarında,çocuk sayısında henüz bir artış olmamıştı.

Ağustosun sonlarına doğru, Kırklareli Gazi Osman Paşa Göçmen Kampı'nın nizamiyesinde, İbrahim'in, karısının ve dört çocuğunun ayrı ayrı vesikalıkları çekildi. Kampa giriş yapıldı.İbrahim şöyle bir nefes aldı. Sanki o an devlet babanın şefkatli eli,İbrahim'in sırtını sıvazlamıştı.Bu sıvazdan mayışan İbrahim'in yüzünde şimdi salak bir tebessüm vardı. O an bıyıkları kanatlanıp uçsaydı,İbrahim hiç şaşırmazdı.

İbrahim'in çocuk sayısı baz alınarak,kendisine sarı ve uzun binalardan oda verildi.Gayet kaloriferli olan bu odalar,kalorifere hep mesafe ile yaklaşmış İbrahim'in gözlerini yaşarttı. Yemek karneleri alınıldı.Kızılay,hepsini güzelce giydirdi.Battaniyeler,yorganlar,yastıklar odaya yerleştirildi.İbrahim mutlu mesut,yemek almaya gitti. Yemek saati olmadığından,yemekhaneden kovuldu.Kovulmaya alışkın İbrahim,odaya döndü.

-Yemek nerde,İbrahim?  diyen karısına,

-Menüyü beğenmedim, bugün dışarda yiyelim, cevabını verdi.

Karısı,İbrahim'in delirdiğini zannetti,bozuntuya vermedi.Birkaç saat sonra,İbrahim,karısı ve çocuklarıyla birlikte yemekhanenin kapısındaydı.Bulgur kokan kapı açıldığında,devlet babanın şefkatli eli,sanki İbrahim'i gıdıklıyordu. İbrahim toparlandı.Karneyi uzattı,yemekler alınıldı.Yenilindi.İbrahim,karısı ve dört çocuğuyla birlikte o akşam,belki de hayatının en huzurlu gecesini geçirdi.

Aradan bir ay geçmiş.İbrahimlerin kamp alanına bakan penceresinde,İbrahim'in karısının astığı,parlak kırmızı yorgan belirmiş.İbrahim'in beşinci çocuğu ise kendini hafiften belli etmişti.İbrahim,bıyıklarını buraraktan düşünmelere koyuldu.'Ne yapılmalıydı?Bu kadar çocuk!!! Elbet birgün çıkılacak bu kamptan.Hapı yuttun İbrahim,gibisinden karanlık geceler içinde kalmış, aylardansa ekime girilmişti.

Gün üstüne gün bindi, İbrahim'in karısının karnı burnunda, çocukları salya sümük, daha çok sümük. İbrahim bir sabah karısıyla helalleşti,Akşamına Adapazarı'na ayak bastı.Sapasağlam duran evinde bir gece geçirdi,karısına telefon etti. Ertesi sabah o yardım yeri senin,bu yardım yeri benim:

-Dört çocuğum var ağbiler!

Karım hamile...Dışarda kaldık,açız.Bizi aç koymayın ağbilerr.Tabi ağbilerim tabi,battaniye olur,bebek elbisesi olur,patik olur...Tabi tabi nakitte olur ağbiler...biçiminde dolaştı.Birkaç günün ardından,Kırklareli'ne geri döndü. Nizamiyede kontrolden geçti, temiz bulundu, parlak kırmızı yorganı gördü,içi rahatladı.El-ayak dolu girdi odaya,karısı sevinçten deliye döndü.Çocuklar salya sümük. Odaya serildi patikler,atkılar,battaniyeler,İbrahim'in cebinde tomarla paralar...

İbrahim:

-Ben bi çıkayım da kampı dolanayım,deyip odadan ayrıldı.

Parlak kırmızı yorganı geçip,alana çıktı,bu sırada karısı;

-Bakın komşular,bakın.İbrahimim bana neler almış,neleeerrr...Cinsinden ortalığı velveleye verdi.Tüm bina,İbrahimlerin odaya doluştu.Şaşırdılar.İbrahim,gezintisine generalmişçesine devam ediyordu.Sanki devlet baba,bu parkları,bahçeleri İbrahim at koştursun diye yaptırmıştı.İbrahim,o an sanki bir padişahtı.

Odaya döndüğünde ise, karısının, çocuklarının, çocuklarının sümüklerinin, kamp halkının ve kamp yönetiminin ona çok güvendiklerini adı gibi biliyordu.

Artık aylardan ocaktı.Pencere önünde ki parlak kırmızı yorgana kar yağmış.Yorgan buz tutmuş,İbrahim'in karısı doğurdu doğuracaktı.İbrahim'e çok güvenen,kamp yönetimi ona büyük miktarlarda para yardımı yapmıştı.Şimdi devlet baba,İbrahim'in gözünde sanki yeşil dolardı. 

İbrahim'in karısı,ocağın sonunda aniden sancılandı.Çocuklar annelerinin bu haline alışmışlardı.Bina sakinleri,kamp yönetimi,parlak kırmızı yorganı geçerekten,Emine'yi apar topar hastaneye yetiştirdiler.Doğuma girildi.İbrahim'in nur topu gibi bir oğlu oldu.Yalnızca İbrahim,ortalıkta yoktu.

Karısı, narkozun etkisinden kurtulur kurtulmaz,yönetime telefon edilmesini,İbrahim'in son zamanlarda abuk subuk davrandığını,sürekli kaçmaktan bahsettiğini söyledi.Yönetime telefon edildi.Olayı ciddiye alan yönetim,durumu nizamiyeye bildirdi.Telefonda,İbrahim'in kesin olarak dışarı çıkarılmaması görüşüldü.Nizamiyedeki askerin telefonu kapatmasından az sonra,İbrahim nefes nefese kapıda göründü.

-Dur nereye?dedi asker.

-Dışarı!

-Neden?

-Kampa bir de dışardan bakıcam.Hep içerden,hep içerden ruhum sıkıldı.Dışavurumcuyum da ben!

-Yalan söyleme İbrahim.

-Tamam.Bizim yeni çocuğa,yeni bi anne alıcam.Sıkılır çocuk şimdi.Ben sıkıldım da...

-İbrahiiimm!!!

Diye uzunlamasına ünledi,kapıdaki asker.

-Peki,anneyi geçtim.Çocuğun kıçına bez alıcam.

-Hayır İbrahim.Sen bez almayacaksın.Ama biz seni alıcaz.

Askerin kurduğu son cümleden sonra,nizamiyenin demir kapısına saldıran İbrahim.Zar zor yakalandı.İbrahim kapıdan sökülemeyince,kapı İbrahim'le birlikte sökülüp yönetime götürüldü.İbrahim'e,karısını ve çocuklarını bırakmaması,alıp gitmesi ya da onların başında kalması,buna karşın kapıyı bırakması söylendi.İbrahim,kapıyı bırakıp paşa paşa karısının ve çocuklarının yanına döndü.Şimdi devlet baba,İbrahim'in gözünde çelik bir kelepçeye dönüşmüştü.

Gazi Osman Paşa Göçmen Kampı'nın üzerinde,ince bir yağmur başladı.

Pencere önündeki yorgan,o anda soldu.

Yıldıray Özliyen

GEREKSİZ BİLİM ADAMLARI

- Elektrikli aracımızı aslında yapmıştık. Ama lansmandan önce yıkamaya yolladık.

Yıkamacı çocuk çarpılmış. Topraklama yapmayı unutmuş olabiliriz. Sonuçta bizler

bilim adamıyız, teknisyen değil.

- Yeni projemizi Nasa’ ya yolladık. Türkçe yazdık da ondan mı cevap vermediler

acaba…

- Muhittin’in labirentinin ucuna peynir koyduk. Umurunda olmadı. Peynirin yanına

bir duble de rakı koyduk. Eliyle koymuş gibi buldu. Ne uyanıksın Muhittin.

-17' li zigon sehpa yapmamız saçma oldu tabi...

-Deney faremiz Muhittin'in, "benim niye sigortam yok?" diye isyan etti. Bizim de yok Muhittin!

NET AHMET

- Ahmet .

- Efendim hayatım ?

- Sen çok saldın kendini .

- Ne gibi hayatım ?

- Şu göbeğine bak Ahmet .

- Ne varmış hayatım ? Göbeğim gayet makul ölçülerde .

- Ayrı bir birey olarak değerlendirirsek tıknaz bir insan , göbek olarak değrlendirirsek vahşet Ahmet .

- Haydiyiniz sayın hayatım , öncelikle siz kendinize bakınız .

- Aa ne varmış bende ?

- Bir zamanlar altında kalem durmayan göğüsleriniz , şimdilerde kalem kutusu gibi .

- Allah kuru iftiradan saklasın kıskanç şişko . Benim göğüslerim hala dimdik .

- Sırt üstü yatarken dimdik .

- Lafı değiştirme Ahmet ! Ben , sen ve o göbeğinin her akşam televizyon karşısında kariyer yaptığınızı görmek istemiyorum .

- Nasıl bir çözüm önerin var hayatım , yemeklerden sonra olimpiyatlara mı katılayım ?

- Spor yap Ahmet .

- Göbeksiz erkek , balkonsuz eve benzer hayatım .

- İstemiyorum Ahmet balkon falan !

- Kafanı göbeğime koyup balkon keyfi yaparken iyi ama ...

- Ahmet yordun beni , mola ...

- Gelirken şu lokumlardan da getirir misin hayatım ?

- Ben sana dinamit lokumu getireceğim şimdi Ahmet onu yersin afiyetle !

HAVA DEVRİYESİ

- Kule günaydın.

- Çok heyecanlıyım kule.

- Bombardıman uçağı ehliyeti alacağım.

- Sınava geldim kule.

- Evet kule kalktık.

- Ortalık sakin.

- Kule, o da nesi.

- Sınava giren diğer arkadaş önüme geçmeye çalışıyor.

- Eğer onu ekarte edemezsem sınavdan geçemem kule!

- Bu uçaklar biraz büyük kule, benim emektarım olsa şimdiye çoktan halletmiştim.

- Olsun kule, iyi pilot her uçakta iyidir!

- Önüne kırdım kule, geçemedi ama hala deniyor.

- Kapışıyoruz kule.

- Sınav görevlisi paraşütünü takıyor. O da sinirlendi tabi. Uçağının üzerine atlayıp

onu durdurmaya çalışacak sanırım.

- Çok kahramanca kule!

- Ama burda yılların hava devriyesi var kule!

- Bu uçak ne uçağı kuleee?

- Bombardıman.

- Ne yapar?

- BOMBA ATAR!

- Ve işte kule, her zaman olduğu gibi yine başardım.

- Bir bombaya mal oldu ama değdi. Artık kesin geçerim sınavdan kule.

- İnişe geçiyorum kule, görevli aşağıya atlamıştı, gideyim de sorayım, kaçla geçmişim!

AKŞAMCILAR

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte, güzel bir rakı içelim dedik. Belediyeden geldiler, az rakı- bol su koyup, kıvamımızı kaçırdılar...

Dün teknelere gittik. Masayı donattık, iki dakka lavaboya indik. Park cezası kesmişler..

Masayı çekiyorlardı, son anda durdurduk. Karakoldayız.

ASUMAN İLE KEMAL- MATADOR KEMAL-

-Ooolleeyyy!!!

-Kemal ne bu hal?

-Ne var halimde Asuman? Bence gayet iyi durumdayım.

-O altındaki benim taytım değil mi?

-Yok!

-O elindekini de anlamadım.

-Bu kırmızı pelerini mi diyosun!

-Evet.

-Senin için yavrucuğum. Gereksiz sinirli halini savuşturmak için, artık bir matador gibi yaşayacağım.

-Seni arenaya gömerim Kemal!

-Oooolleeeyyyy!!!

-Yapma!

-Ollleeeyyyy!!!

-Sallama şu pelerini gözümü yoruyor.

-Oooleeeyy!

-Ooleeyy hee!!! Sen şimdi görürsün oollleyi!

-Asuman dur. O ne? Çıkar o boynuzları. Asuman gelmeee... Asumaannn!!! Aaahhhh!!!

-Ahh yaa... Baygın matador Kemal!

Hazırlayan: Yıldıray Özliyen, Koray Timur

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.