1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Kafa karışıklığı zamanlarında muhtelif sorulara cevaplar-VIII
Kafa karışıklığı zamanlarında muhtelif sorulara cevaplar-VIII

Kafa karışıklığı zamanlarında muhtelif sorulara cevaplar-VIII

Kafa karışıklığı zamanlarında twitter ve formspring ortamlarında yöneltilen sorulara verilmiş cevaplardan oluşan serinin son kısmına geldik. Sorular sorulmaya devam ediyor ve biz de cevapla

A+A-

Kafa karışıklığı zamanlarında twitter ve formspring ortamlarında yöneltilen sorulara verilmiş cevaplardan oluşan serinin son kısmına geldik. Sorular sorulmaya devam ediyor ve biz de cevaplarımız veriyoruz. Bu soruları ve cevaplarını merak edenler bundan böyle www.formspring.me/camurcu adresine girerek meraklarını giderebilirler. Ayrıca www.twitter.com/camurcu, www.facebook/camurcu adreslerinden de çeşitli konulardaki yazılar, mesajlar ve sorulara cevaplar takip edilebilir.

Fethullah Gülen İran'a karşı neden böyle mesafeli?

Gülen'in İran konusunda mesafeden öte, “nefret suçu” kapsamına girecek bir aşırılığı var. Dinlerarası diyalog ve hoşgörü çerçevesinde farklı dinlere ve onların takipçilerine gösterdiği hoşgörünün zerresini Müslüman İran'dan ve Şiilerden esirgiyor. İran'a olan hoşgörüsüzlüğü tuhaf sözler söylemesine neden oluyor kuşkusuz. Bir söyleşisinde İran'daki İslam devriminin yanlış bir girişim olduğunu söylemişti mesela. Devrim denilen şey, milyonlarca İranlının şahlık zulmüne karşı ayaklanması ve saltanatı yıkarak yerine cumhuriyet kurması olduğuna göre böyle bir toplumsal olayı "yanlış" biçiminde nitelemek ne anlama geliyor olabilir? Yani o milyonların şah rejimine karşı ayaklanmaması gerektiğini mi söylemeye çalışıyor? Yoksa ayaklanmayı Müslüman kimlikleriyle değil başka bir şekilde mi (laik, sosyalist, ateist, liberal?) yapmalarının daha iyi olacağını mı düşünüyordu acaba? Her halükarda Gülen'in İran konusundaki husumetinin zaman zaman anlamsız sözler sarfetmesine sebep olacak boyutlara vardığı da oluyor. Bu husumetin bir nedeni Sultan Selim-Şah İsmail rekabetine dayanıyor olabilir. Biri Şii, diğeri Sünni iki Türk hükümdarın kabile kavgası İran-Anadolu milliyetçilikler çatışmasıyla da beslenince ortaya iflah olmaz bir husumet damarı çıkıyor olabilir. Bir de kabul edelim ki İran; Yunan ve Hint uygarlık havzalarını da beslemiş güçlü bir uygarlık kaynağı olduğu için bu nitelikten mahrum Osmanlının milliyetçiliğini yapanlarda belirgin bir kıskançlığa neden olabiliyor. İlber Ortaylı'nın sıkça ifade ettiği gibi, İran medeniyet havzasının Osmanlı da dahil geniş çevreye sağladığı entelektüel ve felsefi lojistik, bunu inkar edemeyen Osmanlıcıların husumetini kışkırtıyor olmalı. Aktüel durumlara bakılınca Gülen'in ve cemaatinin İran konusundaki akıl dışı husumetinde önemli politik bir taraf bulunduğu da anlaşılıyor. İran, Gülen cemaatinin içinde yeraldığı küresel sistemin tam zıttı muhalif kampın en önemli gücüdür. Rusya, Çin, Suriye, Hizbullah, HAMAS, sosyalist Latin İbero güçler ve tüm özgürlük hareketleri, başında ABD'nin bulunduğu hegemonik küresel iradeye karşı sürekli oyun ve ezber bozan çıkışlarla alternatif küreselliğin mesajını güçlü biçimde iletebiliyorlar. İran bu güçler arasında Müslüman kimliğiyle en ilgi çekici odak olmayı sürdürüyor. Gülen cemaatinin Batı tipi modernleşmeye verdiği destekle bu modernleşmeyi Müslüman dünyada güç durumda bırakan İran'a husumet beslemesi rekabet hissiyatından kaynaklanıyor olabilir. Gülen, Müslüman İran'ın küresel sisteme gösterdiği direnci nedense kendisi için de tehdit algılıyor. Batı yakasına muhalefet konu olunca Gülen cemaatinin bütün o hoşgörü, sevgi, anlayış, diyalog söylemini bir anda kenara atıp adeta "teröre karşı savaş" söylemiyle donanması ibretliktir. Gülen'in, sadece İran'a değil, Batı tipi modernleşmeye direnen tüm güçlere olumlu ve iyimser yaklaşmasını ummalıyız. ABD ve Batı eksenli dünya sisteminden insanlığa bir hayır gelmeyeceğine tarih tanıktır.

Şia'dan bazı kesim halifelere ve özellikle Hz. Ömer'e karşı küfür içerisindeler, sebebi nedir? Gülen Hoca'nın da İran'a soğuk bakmasının sebebi bu olabilir mi?

Halife Ömer ya da bir başkasına karşı "küfür içinde olmak", İslami ilkelere, Kur'an'a ve Sünnet'e göre kişiyi küfre düşüren hallerden biri değilken hangi teşrii ve itikadi yetki bunu böyle isimlendirebilir? Bu gerekçeye dayanarak kim birisinin küfrüne hükmedebilir? Kaldı ki Tarihsel Şia içinde Halife Ömer'e hakaret veya onu küfürle itham marjinaldir. Şii büyükleri onu eleştirmekle birlikte hakareti Müslüman terbiyesine aykırı bulurlar. İşin bu kısmı belki en çok İslam tarihi disiplini içinde tartışılabilecek bir meseleyken onu itikadın konusu yapmak Emeviliğin cin fikirlerinden biridir. Ümeyyeoğullarının uleması, Ehl-i Beyt'e açıktan küfredip zulmetmeyi, Yezid'in, Hüseyin'in başını kesmeye varan bir insanlık faciasına kadar vardırdıktan sonra, daha sonra da Ebu Hanife, İmam Şafii ve diğer büyük alimlere türlü zulümler ve cinayetlerle yollarına devam etmelerinin ardından bu tarzın ilelebet gidemeyeceğini görmeleriyle olsa gerek, Ehl-i Beyt'e hakaret yerine oklarını Ehl-i Beyt'in Şiasına yönlendirdiler. Şia'ya karşı yürütülen hakaret, aşağılama, küfrüne hükmetme, katliam, imha, yalan propaganda gibi her türlü yöntemin kabarık bir Şia'ya karşı psikolojik savaş edebiyatı oluşturduğunu görebiliyoruz. Buna karşılık bütün bunların Şia içinde "Sünnilik" başlığı altında yapılmış muteber bir tek karşılığı bulunamaz. Hiçbir muteber Şii büyüğü, Sünnileri tekfir etmemiş, Sünniliği kötülememiş, Sünninin katline fetva vermemiştir. Şii kelamında, Sünni kelamda Şia aleyhinde sarfedilmiş sözlerin bir tekine bile rastlanılmaması ilginç gelmiyor mu? Bu çerçevede Gülen hocanın Şia'ya karşı nefret suçu kapsamına kolaylıkla girecek bir aşırılıkla hücum etmesinin dinî hiçbir temeli olmamak bir yana, Ümeyyeoğulları'nın Ehl-i Beyt düşmanlığını sürdürebilmek için Şia'ya saldırma tarzının etkisi açıkça görülmektedir. Kendisi, gayri müslimlere, laiklere, ateistlere derin bir hoşgörü besler ve herkesi de böyle davranmaya çağırırken Müslüman bir topluluk olarak Şia'nın, hem de genelleyerek Şiilerin küfründen bahsetmesi ne dinî esaslara, ne de akıl yürütmenin temel kurallarına uygun değildir. Herşey bir yana, İslam'da suçun bireyselliği usülünden bahseden bir zihnin, tüm Şiileri ayırdetmeksizin küfürle itham etmesi ve kollektif bir suçun suçluları yapmasını nasıl olur da selim bir vicdan kabul edebilir. Bu temel İslami kurala tamamen aykırı bir söz, cemaat içinde itirazla karşılaşmıyorsa vay gelmiş o cemaatin haline, istikametine!

Ahmet Mahmut Ünlü hakkındaki görüşünüz nedir? Söylemlerinin çoğunda İran'dan hazzetmediği bariz...

"Cüppeli Ahmet" biraz aceleci ve kıyas kabiliyeti zayıf bir tilmiz. İran konusunda nefret suçu tanımına girecek aşırılığının dinî değil politik nedenleri olduğunu varsayıyorum. Ya böylelikle kendini İran'dan ayırıp (Gülen gibi) İran'a karşı küresel ve yerel dinamiklere şirin gözükmek istiyordur ya da Şiilerden nefret ediyordur. Her ikisi de gayri meşru ve İslami adaba aykırıdır. Ehl-i Sünnet adına konuşmasına rağmen Ehl-i Sünnet'in en temel ilkesini (ehl-i kıble tekfir edilmez) yoksayıyor. Bolca malumat aktaran bir vaiz ve çok fazla sözü dile getiriyor olması Ali'nin güzel ve isabetli sözünü hatırlatıyor: "Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz." Eğer Irak, Pakistan ve başka yerlerde ABD-İsrail-Suud şer ekseninin örgütlediği Şiilik karşıtı psikolojik harekat/savaşın Türkiye'deki uzantısı değilse, yaptığı ve söylediği herşey derin ve tehlikeli bir cehaletten kaynaklanıyordur. Bu tür tilmizlerin ortak özelliği, kıyas ve muhakeme kabiliyetlerinin olmamasıdır. Bu yüzdendir ki Ebu Hanife içtihatta kıyas delilini kullanmaya başladığında ulema buna çok sert tepki vermişti. İmam Malik "aklından din uyduruyor" bile diyebildi. Bu ulemanın burada hedef aldığı şey, kıyas yaparken illet tespit etme kabiliyetleri bulunmayanların ortaya koyacakları içtihatların dinde sapmaya yolaçma ihtimaliydi. Nitekim bu tilmiz de, çoğunlukla laik hayat tarzından yüksek gelirli ailelerin ikamet ettiği lüks Acarlar sitesindeki havuzlu evde ne işi olduğu kendisine sorulduğunda, o havuzla, Peygamberimiz'in bazen serinlemek için girdiği Mekke yakınındaki bulanık kuyuyu mukayese edebilmiş ve oradaki asıl illeti "yüzmek" olarak gösterebilmişti. İmam Malik'in ve başka alimlerin şiddetle reddettikleri kıyas işte böyle, illet/sebep tespit etmeyi beceremeyen tilmizlerin kullandıkları kıyastı. "Cüppeli Ahmet"in usüle aykırı çıkarımları saymakla bitmez. İtikadi konularda ahad hadisleri (tek kişilik rivayetleri) kullanmaktan uzak duran kuvvetli ulemaya karşılık bu tilmizin anlattığı gaybi meselelerle ilgili hikayelerin tamamı ya uydurma, ya da zayıf hadislerden oluşuyor. Bahis konusu tilmizin AK Parti iktidarından hoşlanmaması ile Ergenekon arasında ilişki kuranlar çıktı, çıkıyor. Orasını bilemeyiz ama siyasi alana büyük ilgi duyduğuna kuşku yok. AK Parti'den ilgi görmediğinden olsa gerek MHP'yi kendisine siyasi melce  yapmaya çalışıyor olabilir. Yahut MHP'nin dinamik gençliğini doktrine etmek istiyordur. Her halükarda bu girişimini kuşkulu bulduğumu hiç gizlemeyeceğim. Türkiye'nin en kritik zamanlara girdiği bir sırada makul, mutedil, marufa riayeti ilke edinmiş simalara ihtiyacımız var. Bu tilmiz, aşırılığı, ayrımcılığı ve kışkırtıcı tutumuyla böyle bir zamanda görmek isteyeceğimiz en son kişi belki. MHP'lilerin, partilerinin dindarlarla bağı uğruna böylesine riskli bir denemeyi akıllarından geçirmeyeceklerini umuyorum. Bu vesileyle bu tilmize de Allah'tan akıl, fikir, vicdan ve Müslümanlara karşı merhamet temenni ediyorum.

Muaviye günahkar bir sahabe mi yoksa daha kötüsü mü? Yezid nedir?

Vahip katipliği de yapmış olmasına rağmen Muaviye'nin Halife Osman'a kadar ilk Müslümanlar nezdinde hiç itibar görmediği, sohbet ortamlarında konuşmasına fırsat bile verilmediği, hatta Halife Ömer'in ona çok kötü davrandığını pek çok rivayette görüyoruz. Davranışlarına ve tepkilerine bakılırsa Ebu Zer onu neredeyse Müslüman bile görmüyordu. Peygamber'in yakın çevresi, Muaviye ne zaman görüş beyan etmeye kalksa onu aşağılar ve "ne zamandan beri tulekanın görüş bildirmeye başladığını" sorarlardı. Bilindiği gibi "tuleka", Mekke'nin fethi sırasında Müslüman olduklarını açıklayan, Ebu Süfyan gibi en azılı müşriklerdi ve bu nedenle de Peygamber'in yüzlerine bile bakmayıp serbest bırakılmaları (tuleka) talimatını verdiği kişilerdi. İslam tarihinin başlangıcında "tuleka" kişiler hiçbir zaman itibar görmediler. Muaviye'nin Ömer'in şehit edilmesinden hemen sonra sahneye çıkarak Halife Osman'ın katledilmesine kadar geçen sürede içten içe fitneyi hazırladığı bütün rivayetlerden anlaşılıyor. Halife Osman'ın yönetiminde yaşanan büyük haksızlıklar, yolsuzluklar ve yöneticilerdeki ahlaki çöküntü üzerine Halife Ebubekir'in oğlu Muhammed'in ve Ammar b. Yasir'in liderliğinde başlayan ayaklanma sonucu Halife Osman'ın katledilmesiyle birlikte Muaviye, yanına Amr b. As'ı da alarak silahlı isyan hazırlığına girişti. Sonrası malumdur. Peygamber'in iki güzide torunundan Hasan'ı bizzat kendisi zehirleterek ve Hüseyin'i de oğlu eliyle feci şekilde katlederek İslam tarihinin en acılı, en trajik, en feci sayfalarına imzasını atmıştır. Bütün bunları Müslümanlara yaşatmış birinin "sahabe" sıfatıyla taltif edilmesinde en iyimser ifadeyle hakikati gözardı etmek vardır. Sahabe, Peygamber'in yakın çevresine verilen sıfattır, O'nun ahbabı, dostu, arkadaşı demektir. Muaviye, işlediği cinayetler, koyduğu kötü bidatler ve İslam tarihine düşürdüğü kara lekeyle Peygamber'in arkadaşı, ahbabı, dostu olabilir mi? Hangi vicdan bunu kabul edebilir? İslam'la uzak yakın alakası olmayan oğlu Yezid'i Müslümanların başına bela eden biri, nasıl Peygamber'in ahbabı kabul edilebilir? Bu söylediklerimin fazlası yok azı vardır ve bütün bu değerlendirmeler yüzlerce rivayette geçmektedir.

www.formspring.me/camurcu

www.twitter.com/camurcu

www.facebook/camurcu

www.camurcu.com

Bu haber toplam 875 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.