• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Kocaeli 8 °C

KANAAT EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR (1)

Mehmet SÖNMEZOĞLU

Kelime olarak “verilene razı olmak” anlamına gelen kanaat, dinimizde; kişinin elinde bulunanla yetinmesi, Allah’ın kendisi için takdir ettiği dünya nimetlerine razı olması, ihtiras ve tamahkârlıktan kaçınarak başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi demektir.

Kanaat, en kıymetli dünya nimetlerine sahip olmaktan daha üstün bir zenginliktir. Kanaatkârlık, insanı manen yücelten ahlâkını güzelleştiren üstün bir vasıftır. Kanaat, kişiyi maişet ve gelecek endişesinden kurtarır, kalbini sükûnete ve huzura kavuşturur. İnsan ne kadar çok mal ve servete sahip olursa olsun, eğer kanaat ehli değilse bir türlü huzur ve mutluluğa erişemez. Çünkü o, nefsinin ihtiraslarını, daha çok kazanma hırsını engelleyemediği için elindekilerle yetinemez. Hep daha çok kazanma, daha çok şeye sahip olma arzusu onun ruhî ve psikolojik yönden dengesinin bozulmasına yol açar. Bu gibi insanlar sadece kendilerine zarar vermekle kalmazlar, en yakın çevrelerine ve tüm topluma zarar verebilirler.

Tamahkâr insanlar, hayır hasenat yapmak, ihtiyaç sahiplerini görüp gözetmek gibi kendileri için ahiret sermayesi olacak iyiliklerden de mahrum kalırlar. Çünkü onlar mal ve servetlerinin azalacağından endişe ederek hayır için harcamada cimrilik ederler. Halbuki, “Yeryüzündeki her canlının rızkı Allah’a aittir” (Hûd,  11/6) ayetinin sırrına erebilseler, geçim konusundaki tüm endişelerinden sıyrılıp hem bu dünyada huzura kavuşacaklar, hem de yapacakları hayırlarla ahiret mutluluğunu elde edeceklerdir. Zira Cenâb-ı Hak, bu ve benzeri ayetlerde dünyaya imtihan için gönderdiği insanın rızkını üstlendiğini beyan etmiş, onlardan rızık endişesine kapılmadan yaratılış gayelerine uygun davranmalarını emretmiştir.

Yüce Rabbimizin bu lütfu karşısında Allah’a tam bir güven içinde olanlar ise her daim kanaat ederler ve geçim endişesine düşmezler. Mü’minler şunu iyi bilirler ki; asıl zenginlik çok mal ve servete sahip olmakla değil, kanaatkârlık ile mümkündür. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde bu hakikati şöyle ifade buyurmuştur: “Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.” (Buharî, Rikâk, 15)

Lokman Hekim de kanaatkârlığın insana mutluluğun kapısına açtığını şu sözlerle ifade etmiştir: “Yavrucuğum! Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki, hayatın güzelleşsin, gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın.”

Kur’an-ı Kerim’de, dünya hayatının geçici bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu, gerçek hayatın ahiret yurdu olduğu vurgulanmış (Ankebût, 29/64), insanlar nefsin şiddetle arzuladığı dünyanın süs ve cazibesine aldanarak ahireti unutmamaları konusunda uyarılmıştır. (Âl-i İmrân, 3/14) Buna göre olgun bir mü’min, asıl hayatın ahiret yurdu olduğunu bilir ve dünya malına karşı aşırı düşkün olmaz. O, ihtiyaç miktarı dünya malına sahip olduktan sonra daha fazlası için aç gözlülük yapmaz. Gönlü bir kanaat hazinesi haline gelen mü’min,  daha fazla mal kazanmak için ne başkalarına el açar, ne de gayr-i meşru yollara başvurur.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hiçbir zaman mal biriktirmeyi, bolluk ve lüks içinde yaşamayı düşünmemiş, aza kanaat getirerek sade ve mütevazi bir hayat sürmüştür. Efendimiz (s.a..s.), sahip olduklarını da muhtaçlara dağıtmaktan büyük sevinç duyardı. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu tavrını şu sözlerle belirtmiştir: “Eğer benim Uhud dağı kadar altınım bulunsa, borç için sakladığımdan başka, ondan yanımda bir dirheminin üç gece kalmaması beni sevindirir.” (Buharî, Temenna', 2; Müslim, Zekât, 31) Allah Resûlü (s.a.s.)’in örnek kanaatkârlığını dualarında da görmek mümkündür. Efendimiz (s.a.s.) şöyle dua ederdi:  “Allahım! Muhammed ailesine, ancak yetecek kadar rızık ver!” (Buharî, Rikak, 17; Müslim, Zühd, 19) “Allahım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Zikir, 72) Hz. Peygamber (s.a.s.), kanaatkâr insanların Allah katındaki değerini ise, “Kanaatkâr ol ki insanların Allah’a en çok şükredeni olasın” (İbn Mâce, Zühd, 24) sözleriyle ifade buyurmuştur.

Kanaatten nasibi olmayan kimse çok mal ve servete sahip olduğu halde aç gözlülüğü ve tamahkârlığı sebebiyle daima huzursuzdur, öyle ki,  fakir ve muhtaçlardan daha fazla sıkıntı içindedir. Çünkü o, ne kadar mal kazanırsa kazansın asla gözü doymayacak, daha çok kazanma ihtirası sona ermeyecek, hep daha fazlasını isteyecektir. Allah Rasûlü (s.a.s.), kanaat nimetinden mahrum olanların bu halini şöyle tasvir etmiştir: “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. Onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz. Fakat Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder.” (Buharî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, 116-119)

Buna karşılık çok fazla dünyalık malı olmayıp, sadece ihtiyaç miktarı imkana sahip olan bir kimse ise kanaatkârlığı sayesinde geçim endişesi taşımadan huzurlu ve mutlu bir şekilde hayatını devam ettirir. Onun çok fazla malı yoktur ama gönlü toktur, dolayısıyla o, ilâhî takdire rıza gösterir ve elindekiyle geçinir.

Demek ki, mutluluğun yolu çok mal ve servete sahip olmaktan değil, kanaat sahibi olmaktan geçmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), kanaatkâr kimselere şu müjdeyi vermiştir: “Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği nimete kanaat eden kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (Müslim, Zekât, 125) Efendimiz (s.a.s.), sahip olduğu nimetleri yetersiz gören kimselere de zenginlik bakımından kendinden aşağı durumda olanlara bakmalarını tavsiye etmiştir. (Buharî, Rikâk, 30)

(Haftaya devam edecek)

Bu yazı toplam 639 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Her şey kuralına uygun yürütülüyor
  • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37