1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Kavgayı bırakıp, çözüm bulun
Kavgayı bırakıp, çözüm bulun

Kavgayı bırakıp, çözüm bulun

2011 yılının ilk günü ile birlikte, ülkemizin özellikle siyasetin “Nortopu gibi” yeni bir sorunu ve tartışma konusu ortaya çıktı. Öncelikle belirtmek isterim ki AKP iktidarının çeşitli konu

A+A-

2011 yılının ilk günü ile birlikte, ülkemizin özellikle siyasetin “Nortopu gibi” yeni bir sorunu ve tartışma konusu ortaya çıktı.

Öncelikle belirtmek isterim ki AKP iktidarının çeşitli konulardaki tarzını, uygulamalarını, hükümetin icraatlarının ve Meclis’ten geçirdiği yasaların önemli bölümünü tasvip etmiyorum. AKP’li olmadığımı, olamayacağımı pek çok yazımda açık açık vurguluyorum.

Ama bu ülkenin bir vatandaşı olarak bu iktidarın yaptığı her şeyin altında bir kulp arayan, yapılan her işe şüpheyle bakan ve her atılan adımı olumsuz bulanlardan da değilim. Zaten AKP’nin de toplumdan aldığı büyük gücü, bu her yapılanı yanlış gösterip, eleştirenlere borçlu olduğunu düşünüyorum.

2005 yılında AKP iktidarı Meclis’ten bir yasa çıkarttı. Bu yasa, hem Türkiye’nin Avrupa Birliği ile uyumu için şarttı, hem Türkiye’nin gerçekten bir hukuk devleti olması için zorunluydu.

Türkiye’de adalet çok yavaş işliyor, çeşitli suçlar nedeniyle tutuklanıp, cezaevine konulan insanlar, haklarında hüküm verilmeden yıllarca tutuklu olarak cezaevinde yatıyordu. Bu, bir hukuk devletinde kabul edilemez durumdu. 2005 yılında çıkan yasa ile, tutukluluk sürelerine üst sınır getirildi. Yasa hemen uygulamaya konsa, büyük sıkıntılar olacaktı. Bu nedenle, uygulaması iki kez de ertelenerek 2011 yılı başına bırakılmıştı.

AKP iktidarının çıkarttığı bu yasayı eleştirmenin, yanlış bulmanın hiçbir anlamı yoktur. Yapılan iş, son derece doğrudur, hatta gecikmiştir. Bunu, başına gelenler, haklarında hüküm verilmeden yıllarca cezaevlerinde yatanlarla yakınları bilir. Bırakın tutuklu olarak hüküm giymeyi beklemeyi, tutuksuz yargılanan insanlar için bile mahkeme süreci bir işkencedir.

İzlediniz mi bilmiyorum. Geçen yıl sinemalarda gösterilen “Bayrampaşa ben fazla kalmayacağım” isimli bir Türk filmi vardı. Hiçbir yasa dışı olayla alakası olmayan, tamamen eşi ve tek oğluna bağımlı, çok sade ve masum bir hayat süren bir vatandaş, sırf yıllardır görmediği bir eski okul arkadaşı ile karşılaşıp, onunla yarım saat muhabbet ettiği için tutuklanıp, Bayrampaşa’ya atılıyor. Adamın zerre kadar suçu yok. Uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanıyor da, hayatı boyunca uyku hapı görmüşlüğü yok. Yıllarca Bayrampaşa’da yattı. Derdini anlatamadı. Mahkemeye çıkamadı. Bu aslında bir Türkiye gerçeğiydi.

2005 yılında Meclis’ten çıkan, 2011 yılının ilk günü uygulamaya konan bu haklı ve zorunlu yasal düzenlemenin en büyük talihsizliği, yasadan yararlanan ilk hükümsüz tutukluların toplum vicdanında çok derin yaralar açan Hizbullah Davası sanıkları olmasıydı.

Yaklaşık 200 kişiyi işkence ile öldürmekten sanık olan, Diyarbakır Cezaevinde tutuklu olarak 10 yıldır yatan Hizbullah çetesinin beyin takımı, katiller, üstelik dağdan inip, sınırdan geçen PKK’lılar gibi gösteri yaparak cezaevinden çıktılar. Bazı cinayet sanıkları, bazı mafya babaları da aynı yasal düzenlemeden yararlanıp, tahliye oldular.

Ama bu durumu bir afmış gibi göstermek, hükümetin sanki Hizbullah sanıkları için özel bir af çıkarttığını ima etmek, büyük haksızlıktı.

Elbette vicdanlar yaralanmıştı. Ama bu yasal düzenleme, onlar için yapılmamıştı. Doğru yapılan bir işten, yanlış insanlar da yararlanabilirdi. Adalet böyle bir şeydi.

Türkiye ayağa kalktı. Muhalefet, hemen bu işe de sarıldı. Oysa bu konuda AKP’yi suçlamak, siyaseten hem haksızlık, hem ahlaksızlıktı. Yapılması gereken yapılmıştı. Türkiye bir ayıptan kurtulmuş, Adalet sisteminin daha hızlı çalışması gerektiği ortaya çıkmıştı.

Aslında Hizbullah sanıkları işledikleri suçlardan hüküm giymiş, müebbet hapis cezaları almıştı. Ama yerel mahkemenin bu kararları Yargıtay’da onaylanmadığı için, hüküm giymemiş gözüküyorlardı.

AKP sözcülerinin, Adalet Bakanının söyledikleri içinde doğrular vardı. Yargıtay, 1 Ocak 2011 itibariyle, bu yeni yasadan yararlanarak Hizbullahçıların da çıkacağını biliyordu. Bu canilerin dosyaları öne alınabilir, hüküm kesinleştirilebilir, en azından onların tahliye olması engellenip, toplum vicdanındaki bu yara açılmaya bilirdi.

Hoş, değişen fazla bir şey yok. Eğer devlet yeni yasal düzenleme ile salıverilenlerin kaçmasını önleyebilirse, yakında Yargıtay’dan karar çıkacak. O büyük gösterilerle tahliye olanlar, yeniden cezaevine girip, hükümlü olarak yatacaklar.

Türkiye’nin bu olayı başka taraflara çekmeden, iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla önümüze dökülen gerçeği görüp, bir an önce yargıda gerekli reformların yapılması için çalışması gerekiyordu.

İktidar yargıyı, muhalefet iktidarı, yargı Bakan’ı suçladı. Medya konuyu ajite etti. Yeni yılın 10 günü de gelip geçti. Sorun ortada duruyor.

Hiçbir hukuk devletinde insanların hüküm giymeden sınırsız sürede cezaevinde tutuklu kalması kabul edilemez. Belli oldu ki, yargı mevcut haliyle bu yükü kaldıramıyor.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, yüksek yargının içinde bulunduğu durumu, imkansızlıkları çok net biçimde ortaya koydu. Türkiye’nin doktor, eczacı, mühendis yetiştirmenin öncesinde hakim ve savcı yetiştirmesi gerekiyor. Yerel mahkemelerle, yüksek mahkeme arasında temyiz mahkemesi görevini üstlenecek Bölge Mahkemeleri kurması, belki Yargıtay’da daire sayısını arttırması gerekiyor.

Ama hakim yok, savcı yok, yeni mahkemeler için bina yok. Avrupa Birliği yıllar önce yeni mahkemelerin fiziki eksikleri için Türkiye’ye para vermiş. Bu para da başka yerde harcanmış, bitmiş.

Türkiye’de tutukluluk sürelerine sınırlayan yasal düzenleme yüzünden, bu nedenle Hizbullah sanıkları da tahliye oldu diye hükümete yüklenmenin, eleştirmenin çok yanlış olduğunu düşünüyorum. AKP karşıtlarının toplum vicdanını yaralayan bu tablodan kendilerine siyasi menfaat yaratma gayretlerini kınıyorum. Hükümetin, yargıda henüz eline geçiremediği kurumları bu durumu fırsat bilerek ele geçirme gayreti içine girme olasılığından tedirginlik duyuyorum. İktidar ve muhalefet biran önce bir araya gelmeli, Türkiye’de en önemli sorun ve sıkıntı haline gelen yargıdaki yavaş işleyişi ortadan kaldıracak düzenlemeleri biran önce yapmalıdır. Boşuna vakit kaybediyoruz. Yargı, hepimize lazım. Türkiye’nin öncelikle bu yargı düzenini rayına oturtması gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.