1. YAZARLAR

  2. İlksen ÇAĞLAYAN

  3. Kendi Penceremiz
İlksen ÇAĞLAYAN

İlksen ÇAĞLAYAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kendi Penceremiz

A+A-
“Genç bir çift,yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. 
Sabah kahvaltı yaparlarken,komşu da çamaşırları asıyormuş.
Kadın kocasına:
- "Bak,çamaşırları yeterince temiz değil,çamaşır yıkamayı bilmiyor,belki de doğru sabunu kullanmıyor."demiş.
Kocası ona bakmış,hiçbir şey söylememiş,kahvaltısına devam etmiş.
Kadın,komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.
Bir ay kadar sonra,bir sabah,komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış 'Bak' demiş kocasına:
-"Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda,merak ediyorum,kim öğretti acaba?"
Kocası:
-"Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim"diye cevap vermiş..”
Nasıl doğru, nasıl gerçek bir hikaye.. Hatayı hep karşımızda bulmak, aramak yerine , kendimize dönmemiz gerektiğini, kendimize bakmamız gerektiğini  bize hatırlatan harika bir ders. O kadar çok alışmışız ki eleştirmeye , bazen yermeye, bazen kınamaya,  bazense alay etmeye.. Sürekli gözümüzün dışarıda olup bir hata bulmak için beklemeye.. Belki bir yanlış görürüz , belki bir eksik farkederiz diye sürekli şüpheyle ama içten içe zevk alarak yaşamaya.. Bu yanlışları örtmek, gizlemek yerine daha da çok dillendirerek, daha da çok göstererek yaşamaya. Ağzımızdan tatlı kelimeler yerine, boş, düşünmeden çıkan bir çok sözün çıkmasını tercih ede ede, işin özünde önce karşımızdakini üzmeye,bezdirmeye  en sonunda kendimizi de yıpratmaya..
Değer mi ? Bence değmez.. Bakın bir etrafınıza sürekli başkasıyla ilgilenen insanların durumuna mutlular mı? Huzurlular mı? Hayatları kolay mı? Hayır, değil , hem de hiç.. Kendilerini unutarak yaşıyorlar çünkü.. Böyle de yaptıkları için aslında her hareketlerini, her sözlerini de başkaları için , başka bir kalıba sokarak yapıyorlar. Ve böylece kendileri de olmuyor, kendilerini özgür bırakmıyorlar. Maskeyle ya da siz buna ne derseniz deyin kendileri olmadan yaşamlarını devam ettiriyorlar. 
Aslında bu tamamen kendini farketmemenin, kendini sevmemenin, kendisiyle barışık ve mutlu olmamanın bir sonucu. Kendi iç merkezinde değil de ruhunun başka bir yerde kayıp olmasının ve ona ulaşamamasının sonucu. Hata görerek, hoşnutsuzca yaşam sürmenin , gerçekten değer verilmesi gereken bolca ve bambaşka şeylerin var olduğunu unutma sonucu. Bir de karşıdakini olduğu gibi kabul etmek değil de nasıl olsa alışır, diyerek ya da niye alışmıyor , ne kadar tuhaf diyerek içten içe yerme düşüncesi. Yapmayın.. Önce bir dönün kendinize bakın. Sizde ne gibi düşünceler, hisler var? Kızgın mısınız yoksa üzgün mü? Ve bunun sonucu olarak nasıl bakıyorsunuz hayata? Bir düşünün.. Lütfen..
Sahi.. Peki ya siz bugün kendi pencerenizi sildiniz mi? 
Tanrı ile Çiftçinin Öyküsü 
Çok becerikli bir çiftçi, halkın ihtiyacı kadar ürün alamayınca üzüntüsünden Tanrı'ya sitem etmiş:
"Sen Tanrısın; Dünya'yı ve biz kullarını da sen yarattın. Bir yıl süre ile beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin." 
Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgar esmeyecek... Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak...
Yıl sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi çok sevinmiş. Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş. Yağmur istemiş, anında yağmur yağmış. Kesilmesini istediğinde ise gökyüzü kurumuş. Ürün bolluğu açısından mucizevi bir yıl yaşanmış. Ne var ki, yalnızca nicelik açısından mucizevi... Çiftçi Tanrı'ya kasılarak şunları söylemiş:
"Önce bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süre ile hiç çalışmasa bile, bundan böyle dünya üzerinde hiç açlık olmayacak"
Ama mahsül biçildiğinde ürünlerin kof olduğu anlaşılmış... İçerisinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş...
Çiftçi şaşkınlıkla Tanrı'ya sormuş:
"Ne oldu? Aksilik nerede? Nerede yanıldım?"
"Çok Basit..." diye yanıtlamış Tanrı. "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsülü. Bu nedenle kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar."
“Birini ne kadar  çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kainatın matematiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer diyor DOST… Hiçbir konuda emin olma diyor DOST… Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.”  Şems-i Tebrizi
Bu yazı toplam 380 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.