• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • Kocaeli 19 °C

Kırdığında..

İlksen ÇAĞLAYAN
“Kalp kırılmasının çıkardığı sesi sadece Allah duyar.” diyordu  geçtiğimiz gün okuduğum bir yazıda... Ne kadar doğru, ne kadar hisli, ne kadar gerçekçi.. Bir rivayete göre  Hz. Mevlana söylemiş ama bu konuda yeterli bir bilgiye ulaşamadığım  için kesin bir şey diyemiyorum. Fakat bu sözün beni gerçekten çok etkilediğini söylemek  isterim. Ifade ettiklerimiz aslında sadece iki dudağımız arasında  kalıyor. Bazen yüksek sesle söylediklerimiz, bazen bir çırpıda anlattıklarımızı duyabiliyor, anlayabiliyor insan ama kalp kırıldığında ancak bunu yaşayan kendi içinde, kendi ruhunda yaşayabiliyor, biliyor..
Bir sözü söylerken, bir davranışı üstlenirken, bir durumu ifade ederken aslında bir kez bile değil,  hiç düşünmüyoruz. Kırar mıyız, üzer miyiz, yoksa dara mı sokarız karşı tarafı diye.  Dil ile kalbin arasındaki kısacık mesafeyi, bağlantıyı unutuyoruz.. Aslında hepimizin birbirine bağlı olduğunu , işin özünde birbirine bağlantılı, bağlı olduğunu unuttuğumuz gibi.. Bazen karşımızdakinin bir “ insan” olduğunu unutup onu yargıladığımız,onunla  ileri geri konuştuğumuz gibi...  Saygının sadece büyüklere ait olduğunu unutup kendimizden küçükleri kırdığımız gibi.. Bazen çok naif, herkese saygılı, nerde konuşacağını bilen bir insana karşı onun bize sesinin çıkmayacağını bilerek ona karşı sert olduğumuz gibi.. Nazımızı, sözümüzü nasılsa çeker, nasılsa buna katlanır diye bazen en sevdiğimize yaptığımız gibi.. Artık hiç bir şeyi düşünmüyorum, ben çok çektim, çok hırpalandım,  sen de çek, sen de mutsuz ol   diye yaklaştığımız her türlü durum gibi..
Kırmasak, anlasak ne olur birbirimizi? Iyi davransak, gülsek, anlasak birbirimizi.. Yoksa.. Kırılır sonra kalp, bir cam kırılması  sesi gibi, bir kapı çarpması gürültüsü gibi ya da yağmur öncesi bir şimşek gibi.. Kim bilir.. Ama Allah bilir...
Haznedar
Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. 
Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. 
Bir gün Sultan’ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” Sultan kulaklarına inanamamış. “İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” demiş. 
Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. 
İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diye sormuş. “Bir Hiçtin sen. Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan’ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!” Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. 
Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan’la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.”
“ Kalbi kırmaya tek bir söz yeter, kırılan kalbi tamir etmeye ne bir özür ne de bir ömür yeter. “ Charles Bukow
Bu yazı toplam 209 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37