1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Kolpalığın kaderi…
Kolpalığın  kaderi…

Kolpalığın kaderi…

Gün gün ortaya çıkıyor. Ekranlardan manşetlerden köpürtüle köpürtüle itelenen “Yeni-Osmanlıcılık vizyonu”nun ne anlama geldiği, her geçen gün biraz daha belirginleşiyor. Ortadoğuda, ABD politikalarının

A+A-

Gün gün ortaya çıkıyor.

Ekranlardan manşetlerden köpürtüle köpürtüle itelenen “Yeni-Osmanlıcılık vizyonu”nun ne anlama geldiği, her geçen gün biraz daha belirginleşiyor.

Ortadoğuda, ABD politikalarının sürdürülebilirliği bakımından sorunlar yaşayan İsrail’in yerine, Yeni Osmanlıcılık gazı yedirilmiş Türkiye, namluya sürülüyor.

Bunu ilk söyleyen biz değiliz elbette.

Azıcık izan sahibi olan herkesin, çok uzaktan bile görebileceği bir hal bu.

Ne ki, siyasi iktidara %49 oy bağışlamış yurdum insanı bunda bir sakınca görmüyor.

Türkiye’nin düşürülmeye çalışıldığı durumun, mesela 1920 lerde Yunanistan’ın düşürüldüğü duruma ne kadar benzediği fark edilmiyor.

Yaşadığımız coğrafyada İsrail’le, Suriye ile, İran’la, Yunanistan’la, Kıbrıs Rum kesimi ile Ermenistan’la ilişkilerimizin nasıl yönetilemez bir kabusa doğru evrildiği umursanmıyor.

Doğu Akdeniz’de tezgahlanan gölge oyunu pek ilgi çekmiyor.

Siyasi iktidarın, artık adamakıllı pervasızlaşan bu kolpa jargonunun,  ülkeyi nereye götürdüğü gözden kaçırılıyor.

Aslında çok uzağa gitmeye gerek yok.

Kolpalığın kaderi bellidir.

Esenlik vaat etmez.

Anları kurtarmaya yönelik tezgahlarla, fırıldaklarla  var olur kolpa.

Kaybetmeye yazgılı olduğunu anlamak istemez.

O ‘an’ı kurtarmış olması zaten öyle büyük bir zaferdir ki kolpa için, sonrası umurunda değildir.

Öyle keyiflidir ki o an, öyle beğenir ki kendini, öylesine körleşmiştir ki, adım adım sürüklendiği mukadder menzili görmesi mümkün değildir.

Kolpaların elbette bir de kapısında doydukları “ağa”ları olur.

Mesela şu “şunlar vadisi”, “bunlar vadisi” nevinden dizilerde örneklerini gördüğümüz türden, ağalar.

Çok havalı, kravatsız, koyu renkli, pahalı takım elbiseler giyen, ruhlarının kötülüğü bakışlarından akan ağalar.

Hayatlarını kaostan ve karanlıktan kazanan ağalar.

Hukukun hükmedemediği, devletlerin hükmedemediği, vicdanların hükmedemediği ağalar.

Şiddetle, kanla, korkuyla, tehditle, türlü çeşit çıkarla, hukuka, vicdanlara ve devletlere hükmeden ağalar.

İşte o ağalar, kolpaların kurtardığı anları birbirine ekleyip, o anlardan kendilerine birer ömürlük karanlık zamanlar yaratırlar.

Yeni dünya düzeni adı verilmiş bu post modern ağalık düzeninin  küresel ağası da hayatını kaostan ve karanlıktan kazanıyor.

Ağa önce, haraç kaynağı olarak gördüğü her ülkede kolpa iktidarlar yaratıyor.

Sonra, o ülkenin güç temsil eden ve bu nedenle direnç potansiyeli olan  insanlarını, kurumlarını bu kolpa iktidarlar marifetiyle etkisizleştiriyor.

Ardından bu ülkelere “bahar” geliyor.

“Turuncu” bahar, “Yeni Osmanlı” baharı, “Arap baharı”…

Aslında ortada bir bahar olduğu doğru.

Küresel ağanın durumu itibarıyla hepsi aynı bahar.

“Haraç baharı.”

Peki ya kolpalar?

Onların kaderi de bütün öteki “ayakçı”lardan farklı olmuyor.

“An”ı kurtarabildikleri sürece, ağa, yalayabilecekleri yağlı kemiklerini önlerinden eksik etmiyor. Sonra?

Sonra, yazık oluyor. Tarih, kolpalar için mutlu “son”lar  vaat etmiyor.

Ne diyelim?

Allah tezinden versin…

Bu haber toplam 790 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.