• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Kocaeli 5 °C

KOMŞULARLA İYİ GEÇİNMEK VE “YURTTA SULH  CİHANDA SULH”

M.Zeki CANŞİ

Bildiğiniz gibi geçen hafta Başbakan Sayın Binali Yıldırım Irak’a gitti. Irak başbakan İbadi tarafından karşılanan Başbakanımız hoş karşılandı. Bölgesinde lider olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin komşularıyla iyi ilişkiler içerisinde olması şarttır. Atatürk’ün: “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, herkesin kabul edeceği gibi ila nihaye önemini kaybetmeyecek bir söz olup bu çerçevede yerinde ve zamanında iyi değerlendirilmesi gerekir. 
Türkiye, kendisine sınır komşusu olan tarihi ve kültürel bağları ile bağlı ve Osmanlı bakiyesi olan Suriye, İran ve Irak ile dostane duygular beslemesi ve hemen her konuda işbirliğine girmesi ve buna dair ilk adımı atması, kendisi için bir nakise olmaz; bilakis büyüklüğünün bir nişanesidir. 
Irak’taki, keza Suriye’deki bir istikrarsızlığın bize yansıması ve ödenecek bedeller açısından faturasının ağır olması, yaşanan tecrübeler bize gösterdi/gösteriyor. Aynı zamanda bir Osmanlı bakiyesi olan bu ülkelere istesek de hasmane duygular besleyemeyiz. Türkiye’ye göre, İslam coğrafyasının zayıf halkası durumuna gelmiş bu ülkelerin destabilizasyonun artı şoklarını içimizde hissediyoruz. Yaşanan mülteci krizleri bunun en canlı örneklerinden sadece bir tanesidir. Şimdi, aynı ateşi içimize de salmanın gayreti içerisindeler. 15 Temmuz 2016 hain girişiminin ve  onun artçı şokları terör faaliyetleri bunun en bariz örnekleridir.
Basına yansıdığı kadarıyla söylüyorum, başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş’un: “Suriye politikası baştan sona yanlıştı” ifadesi eğer kendisine ait ve doğruysa, özeleştirisinin erdemliliğinden yola çıkarak yeni bir politika belirlemeli ve geçmişe takılmadan nasıl bir yol haritası çizileceği noktasında ortak paydada buluşmanın çalışmaları ivedilikle başlatılmalıdır. 
Rusya’nın ve hatta ABD’nin ta okyanus ötesinden gelerek bu ülkeleri dizayn etme çabaları ve onların iç işlerine burunlarını sokarak içlerindeki farklı dinamikleri birbirine çatıştırarak Türkiye’nin başına bela etme projelerine karşı, Türkiye’nin bir dalgakıran vazifesi üstlenerek rol model olması onların hayrına olacağı gibi, Türkiye’nin de hayrına olacaktır. Özellikle Sünni-Şii çatışmasını sürekli kaşındıran bu şer odaklarına fırsat vermemek için ümmet olma bilincini kendilerine sık sık hatırlatmak ve yaşantısıyla kendilerine örnek olabilecek davranışları sergilemek önem arz etmektedir.
Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yoğun bir biçimde yaşayan Kürt nüfusun varlığı, küresel güç odaklarının bu halkı bir çatışma manivela aracı olarak ellerinde sürekli aktif tutmaları, kâh birbiriyle çatıştırarak, kah Türkiye’nin üzerine salarak kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları gibi, kendilerini tedricen yok etmenin hesabı içerisindeler.  İşte bu oyunu bozmak için de, Türkiye’ye büyük iş düşmekte ve bu insanları kazanmanın yol ve yöntemlerini aramanın herkesin hayrına olacağı gerçeği gözden ırak tutulmaması gerekir.
Özellikle mezhep farklılıkları sebebiyle yaşanan çatışmalar sebebiyle, ilmine, irfanına, dünya görüşüne ve Müslümanların kanayan yarasına parmak basmasına hayran olduğum Diyanet İşleri Başkanı Sayın. Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ’in İranlı mollaların huzurunda söylediği bu sözler tarihe not düşecek cinsten. 
“Tarihte Endülüs ve Maveraünnehir medeniyetlerini kaybettik, şimdi de, Bağdat, Yemen medeniyetlerini kaybediyoruz… Akan kanın Sünni’si Şii’si olmaz, akan kan kardeşkanıdır… Birbirimizi suçlamakla bölgemizdeki ateşi söndüremeyiz… Cihat; terörün, vahşetin ve öldürmenin değil; diriltici bir gayretin hayat veren bir mücadelenin adıdır… Allah’ın dini iki kelime üzerine kurulmuştur. Allah’ın tekliği ve ümmetin birliği…
Geliniz, topraklarımıza ekilen fitne tohumlarının daha fazla filizlenmesine izin vermeyelim… Müslümanların vahdetini, uhuvvetini ve maslahatını ön planda tutmak ve bu uğurda her türlü riski alarak hakkı, hakikati, adaleti ve ahlakı savunmak âlimin tavrı olmalıdır…
Bizler bu dinin şiarını üstünde taşıyan ilim insanları olarak maalesef ‘Hac menasikini ifa ederken karınca öldürmenin hükmünü’ uzun, uzun izah ettik, ama masum insanları katletmenin haramlığını ve ‘bir insanı haksız yere öldürmenin bütün insanlığı öldürmek olduğunu’ haykırmayı ihmal ettik.
Birbirimizi suçlamakla bölgemizdeki ateşi söndüremeyiz… Şii de olsun Sünni de olsun, ama hepsi bir arada tek ümmet olsun…Şia ve Sünne arasındaki ihtilafı 14 asırdır çözemediğimize göre ve bundan sonra da çözemeyeceğimize göre, Sünni’siyle Şii’siyle ey İslam Uleması! Geliniz bu ihtilaftan çatışma üretmek yerine farklılıklarımızı olduğu gibi kabul edelim, bunu kanlı çatışmalara bahane kılmayalım. Geliniz, küfrün karşısında tek ses hainin karşısında tek yürek, zalimin karşısında tek bilek olalım… Küresel Siyonizm, gözlerini bize dikmiş duruyorken tarihin sayfalarındaki ihtilaflı konuları gündeme taşımanın ne yararı var… Mezhebimizin ve ideolojimizin değil; İslam’ın tevhid anlayışının yayılmasını esas alalım. Ya Rabbi! Sen kalplerimizi birleştir, saflarımızı sıkılaştır, mazlum ümmetleri necata erdir, Ümmeti İslam’ı tevhit üzere sabit kıl…”
Evet değerli dostlar, işte bu. Bütün sır bu cümlelerde gizli. Ulemasıyla, siyaset erbabıyla ve tüm dinamikleriyle Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol budur.     
 

Bu yazı toplam 834 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37