1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Komşularla sıfır sorun, özgüvenimizdir!
Komşularla sıfır sorun, özgüvenimizdir!

Komşularla sıfır sorun, özgüvenimizdir!

"Rusya vizesi" de kalktı!... Merhum Özal'la başlayan dönüştürücü politikalar, tabiatı gereği "tutucu" reflekslerin sınırlarıyla karşılaştıkça; diplomasimiz, statükocu alanı zorluyor. Komşu

A+A-

"Rusya vizesi" de kalktı!...

Merhum Özal'la başlayan dönüştürücü  politikalar, tabiatı gereği "tutucu" reflekslerin sınırlarıyla karşılaştıkça; diplomasimiz, statükocu alanı zorluyor.

Komşu ülkelerle sıfır sorun, Orta Doğu halkları üzerinde ihtiyaç duyulan prestijin yeniden imarı, inşası ve ihyası, önder ülke olmanın özgüveni, hepimizin ruh dünyasını okşuyor.

Tutucu siyasetin taşıyıcıları, bu ülkede geleneksel olarak iş gören "hazır değerler havuzunda nemalanma" sürecini uzatmaya çalışmaktalar.

Evrenselci bir dilden rahatsızlıkları bundan.

Çünkü "yerellik" onlara yetiyor.

Oysa...

"Tutucu zihniyet" artık toplumdan karşılık bulmuyor.

Ortadoğu coğrafyasında bir domino teorisi sergileyen toplumsal patlamalar "Türkiye Modeli"ni gündeme getirmişken; üstelik Kuzey Afrika-Ortadoğu ekseni, "küresel sistem içinde entegre edilemeyen bir boşluk" şeklinde algılanırken, 12 Haziran seçimi dizaynının çok önemli bir şekilde netleşmesi hayati önemdedir.

Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" tezi, henüz tam anlamıyla çökmüş değil. Yöntem ve enstrüman değiştirerek devam ediyor.

Huntington kategorik olarak İslam ve Çin'in "demokrasiye en uzak" medeniyetler içinde yer aldıklarını iddia ediyordu.

Eğer "Neo-con"lar bu kuşatma  ile meselelere bakmaya devam ediyorlarsa, yani bu tezden hareketle "Türkiye demokrasiye en uzak medeniyet havzası içinde konum alıyorsa" bu demektir ki, AB'ye  hiç bir zaman üye olamayacaktır!...

Bu tez ABD-AB ekseninde yeterli kabul görüyor mu?

12 Haziran sonrası kadrolarının, bu konuyu analitik bir mantıkla yorumlamaları gerekir.

Küresel sistemin ve Batı bölgesel hegemonyasının bakışının artık netleşmesi şarttır.

"Türkiye modeli", AB ülkeleri için "imtiyazlı ortaklık" fikriyle örtüşme halinde mi?

Merkel'in, Sarkozy'nin itirafları da bu doğrultuda değil mi?

Buna göre, gelecek süreçteki siyasi seçkinlerin Türkiye'nin küresel sistemdeki hassas konumunu çok iyi okuyacak kadrolardan oluşması lazım.

"Ben düz gidiyorum,asıl dünya ters dönüyor" şartlanmışlığı içinde, evrensel değerlere gönlünü ve gözünü kapatmış ve yerel kalmış statükocu kafalara, reformist değerleri içselleştiren halkımızın çok fazla itibar etmeyeceği anlaşılıyor.

"Aaaazzzz sonraaaa" diye diye, oyalandığımız yeter!..

Statükonun istikrar kazanması durumunda,  AKP nefretinden gayrı hiç bir parametresi olmayan kesimler ne yapacaklar?Bu coğrafyanın ideolojik çimentosu haline getirilmek istenen "şablonist" mantığı yeniden ihya mı edecekler? İçe dönük rıza ve tevekkülle kendini kozasına hapseden ipekböceği misali yaşamak; rahmetli Özal'la başlayan reformist sürecin reddi ve inkarı olur.

Unutulmasın ki; Biz Osmanlı bakiyesi bir toplumuz.

Özgüvenimiz de o oranda büyük olmalı!...

O kibirli, steril sesleriyle, son yıllarda sür'atle filizlenen özgüvenimizin, demokratik düzlemde boy vermesine engel olmayacaklardır.

Bu haber toplam 750 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.