1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Komutan bile dinleniyorsa...
Komutan bile dinleniyorsa...

Komutan bile dinleniyorsa...

Türkiye dün yeni bir “Dinleme” skandalı ile yüzleşti. Yüksek Askeri Şura Ağustos dönemi toplantıları öncesinde görevinden istifa eden Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in, birkaç ay önce

A+A-

Türkiye dün yeni bir “Dinleme” skandalı ile yüzleşti. Yüksek Askeri Şura Ağustos dönemi toplantıları öncesinde görevinden istifa eden Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in, birkaç ay önce komutanlarla yaptığı bir toplantı sırasında söylediği sözler, önce iktidara yakınlığı ile bilinen bir internet sitesinde kendi sesinden yayınlandı. Dün de bütün ulusal gazetelerde manşet oldu.

Koşaner'in dinlemeye takılan bu konuşmasındaki sözleri, tespitleri, Türk Slahlı Kuvvetleri ile ilgili özeleştirileri önemli. Ama çok daha önemlisi, Türkiye'de Genelkurmay Başkanının, üstelik bir resmi toplantı sırasında dinlenebiliyor ve seslerinin kaydediliyor olması.

Orgeneral Koşaner'in Tunceli'deki bir toplantı sırasında ortam dinlemesine takıldığı tahmin ediliyor. Aynı toplantıda bulunan bir komutan tarafından sözlerinin gizlice kayda alındığı ihtimali de var. Çok vahim bir durum…

Türkiye'de en küçük, en uyduruk askeri birliğin önünden geçerken, “Fotoğraf, film çekmek yasaktır” uyarısını görürsünüz. Türk Silahlı Kuvvetleri, bütün dünyadaki benzerleri gibi gizliliğe büyük önem verir, bu konuda hassastır. Ama artık Genelkurmay Başkanı’nın bir resmi toplantıdaki konuşması bile kayda alınıyor, internet sitelerinden yayınlanıyor.

12 Haziran seçimleri öncesi, MHP'nin önemli isimleri evlere monte edilen gizli kameralara takılmışlardı. Futbolda şike soruşturmasında hep telefon kayıtları üzerinden soruşturma sürdürülüyor. Herkesin bir yere kadar dinlenebilir ve izleniyor olmasını kabul ederim de, Genelkurmay Başkanının konuşmaları bile gizlice kayda alınıyorsa, bu ülkede gelecekte çok önemli gizli belgelerin, konuşmaların ortalığa saçılması da kaçınılmazdır.

Bizim çok zenginler ne düşünüyor?

Dünyayı, özellikle uzun yıllardan beri refah içinde yaşayan ülkeleri büyük ekonomik krizin korkusu sardı. Bizim gibi ülkelerde insanlar ekonomik krizlere, derin yoksulluklara, işsizliğe bir ölçüde alışmış, şerbetlenmiştir. Ama nesiller boyunca refah içinde yaşayan, ekonomilerinde hiç sıkıntı görmemiş ülkelerde, derin krizler çok ciddi sosyal sorunları yanında getiriyor.

Zengin ülkelerde insanlar, böyle bir acı gerçekle karşılaşmaktan ciddi kaygı duyuyorlar. Sadece siyasetçiler, ülkeyi yönetenler değil, sorumlu her birey böyle bir tehlikeden çıkış için arayış içine girmiş bulunuyor.

ABD'deki süper zengin işadamlarından biri geçenlerde bir açıklama yaptı “Biz süper zenginler bu süreçte daha yüksek vergi ödeyelim. Ülkemizin ekonomisine daha fazla katkı sağlayalım” dedi.

Bu çağrı bütün dünyada yankı buldu. Şimdi Avrupa ülkelerinde benzer çağrılar, açıklamalar yapılıyor. Fransa'da ülkenin en zengin insanları olarak bilinen 16 büyük şirketin sahibi de ortak açıklama yaptılar, kamu borcunun ve bütçe açığının azaltılması için varlıklı kesimleri kapsayacak özel vergi konulmasını önerdiler.

Bizim çok zengin işadamlarımız hemen her konuda ahkam keserler. terör sorununda, işsizlik konusunda, yargı ile ilgili, hatta sportif konularda açıklamalar yapar, kendi görüşlerini topluma ve ülkeyi yönetenlere empoze etmeye çalışırlar.

Ülkemizde de çok zenginler var. Varlıklarının bir kısmını daha önce ödemeyip kaçırdıkları vergilere karşılık sayarak devlete vergi olarak ödeseler, hiçbir şeyleri eksilmez. Ama bizim süper zenginler bu konuda hiçbir şey söylemiyorlar.

Sadece birden fazla lüks konutu, birden fazla lüks arabası olanlardan ek vergi alınsa, Türkiye çok daha güçlü bir ekonomiye sahip olmaz mıydı?

Çok fazla da açılmasak

Başbakan Erdoğan'ın hedefleri var. Türkiye'yi bölgede, hatta dünyada lider ülkelerden biri yapmak istiyor. Dünyanın neresinde bir felaket olsa, ilk önce ve en ciddi yardım bizden gidiyor.

Son dönemlerde pek çok örnek var. Pakistan'daki depremden sonra bu ülkeye yüzmilyonlarca dolarlık destek verdik. Somali'ye yönelik yardımlar ortada. Yunanistan'dan bile alacağımızı sildik. Şimdi de devrim rüzgarları esen Libya'ya 300 milyon Dolarlık destek sözü veriyoruz. Hatta bu 300 milyon Dolarlık desteğin, hibe olan 100 milyon Dolarlık bölümünü Dışişleri Bakanı Davutuoğlu, Bingazi ziyareti sırasında elden götürüp vermiş.

Türkiye'nin “70 Cent’e muhtaç, hasta ülke” durumundan her sıkışanın yardımına koşan ülke durumuna gelmesi, elbette ruhumuzu okşuyor, özgüvenimizi arttırıyor.

Ama ölçüyü de pek kaçırmamak lazım. 500 milyon Dolar Pakistan'a, 1 milyar Dolar Somali'ye, 300 milyon Dolar Yunanistan'a, 300 milyon Dolar Libya'ya derken “Ha sana, ha sana, birşey kalmadı Kel Hasan'a” durumuna da düşmeyelim.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.