1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. KOÜ Fikir Kulübünden Açıklama
KOÜ Fikir Kulübünden Açıklama

KOÜ Fikir Kulübünden Açıklama

Facebook’ta Kocaeli Üniversitesi Fikir Kulübü adıyla kendilerine sayfa açan öğrencilerden, kent-kartla ilgili bir ileti aldım. İletinin son iki paragrafını aktarıyorum: “Bu sene okula yeni gelen

A+A-

Facebook’ta Kocaeli Üniversitesi Fikir Kulübü adıyla kendilerine sayfa açan öğrencilerden, kent-kartla ilgili bir ileti aldım. İletinin son iki paragrafını aktarıyorum:

“Bu sene okula yeni gelen çoğu arkadaşımız hemen kent-kart aldılar kendilerine, hem de 5 TL karşılığında. Peki, daha 4 ay geçmeden bu arkadaşlarımız neden 7 TL daha verecekler? Yapılan bu zamlar soygundan başka bir şey değildir. Sosyal devlet naralarıyla koşturan başbakana soralım. Siz devletin niteliğini mi değiştirdiniz? Devletimiz artık “soy-sal devlet” mi oldu?

Tepkimiz öğrencilerin alacağı kartların 7 (10) TL tutarındaki fahiş fiyatlarına, ayrıca sivil ücretlerindeki muazzam artışadır. Belediyeden ve diğer yetkililerden bu zam kararını geri çekmelerini talep ediyor, bu soyguna ve zamlara karşı her türlü yasal yola başvuracağımızı duyuruyoruz.”

Üniversite öğrencilerinin sesini duyurma konusunda küçük bir katkım olursa, kendimi mutlu sayarım. Belediye yetkililerinin zor koşullarda okuyan üniversiteli gençlerin feryadına kulak vereceklerini umuyor ve diliyorum.

“Ucube!” Hakkında Birkaç Söz

Başbakan Erdoğan’ın Kars’taki İnsanlık Anıtı’na “ucube” demesiyle, bu sözcüğün anlamı birdenbire önem kazandı. Başbakan ne demek istedi? Arapçadan dilimize giren “ucube” sözcüğünün anlamı şu: çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan şey. Farkındaysanız sadece çirkin değil; o kadar çok çirkin ki şaşılacak kadar; çirkinliğin zirvesi gibi bir şey.

Başbakan, İnsanlık Anıtı’na “şaşılacak kadar çirkin” dedi diye, bu heykel o anda çirkinleşmez. Bu görüş, Erdoğan’a aittir. Başbakan’ın tam tersine, henüz bitmemiş olan bu heykeli, bu haliyle bile, çok anlamlı ve güzel buldum. Ben böyle düşünüyorum diye, Başbakan da benim gibi düşünmek zorunda değil kuşkusuz. Ama Başbakan öyle söylüyor diye de herkes Başbakan gibi düşünmek zorunda değil.

Erdoğan, bu heykeli güzel bulmadığını, daha güzelinin yapılabileceğini söylemiyor; kabaca davranarak, bu sanat yapıtı hakkında “ucube” yani “şaşılacak kadar çirkin” diyor. Başbakan daha da ileriye giderek, bu anıtın yıkılacağını ve buraya park yapılacağını da söylüyor.

Şöyle bir örnek vermek isterim: Bir ressamın sürrealist tablosunu anlayabilecek kapasitede biri değilim. Bana hitap etmeyen böyle bir tabloya, beğenmesem de “ucube” demem; çünkü sanata ve sanatçıya kaba davranma hakkım yoktur, diye düşünürüm.

Söz konusu İnsanlık Anıtı’nı yapan heykeltıraş Mehmet Aksoy, bu duruma tepkili. Erdoğan’ın tavrına karşı, Mehmet Aksoy’un açıklaması şöyle: “Şu anda yarım bir heykele ‘ucube’ deniliyor. Bu kadar çaba ve güzelliğe ‘ucube’ denmesi vicdansızlıktır. Heykeli kementle yıkamazlar. Altına patlayıcı koyarak yıkacaklar. Bu da heykel yıkan Taliban gibi görünmemize yol açar. Böyle bir yıkım bizi dünyaya rezil eder. Ben istiyorum ki Başbakan elini çeksin, bir müsaade etsin, biz heykeli bitirelim. Bitmiş heykel üzerinden konuşalım. Bu konunun anlayanları da konuşsun. O zaman heykel gerçekten olmamışsa kendim de yıkımına katılırım. Ancak ben bu ‘ucube’ lafını bir hakaret olarak görüyorum. Ben bu hakarete karşılık Başbakan’a dava açacağım. Anıt bir barış projesi. Ermenistan’la bir bağlantısı ve karşılığı yok.”

Gelelim Erdoğan’a. Bu yazıyı şöyle bitirmek, sanırım uygun düşecektir: Sayın Başbakan! Sanat ve sanatçı konusunda takındığınız bu sert tavır, bir başbakana yakışmamaktadır.

Gündüzalp’ten “Bir Rüyayı Nakışlamak”

Kemal Gündüzalp’in üçüncü şiir kitabı Bir Rüyayı Nakışlamak’ı (Digraf Yayıncılık, 80 sayfa, Ekim 2010) okudum geçen hafta. Kendine özgü anlatımı yakalamış şairlerden olduğu fark edilen Gündüzalp, öykü ve eleştiri de yazıyor. Diğerlerini de düşündüğümüzde, yedinci kitabını yayımladığını görüyoruz.

1953 doğumlu, ilk kitabını (Düş Yorumcusu, şiir) otuz dokuz yaşında yayımlamış; ama üretken. İlk şiiri 1971, ilk yazısı 1972, ilk öyküsü ise 1973 yılında yayımlanmış. Roman dışında yazının bütün türlerinde ödüller alan Kemal Gündüzalp, Urfa doğumlu.

Yaşam, geniş alanları ve farklı tatlarıyla, onun şiirinde boy gösteriyor. Zorlamasız, akıcı bir dili var şairin. Düzyazı rahatlığıyla şiir yazıyor, desek yanlış olmaz. Bu bir yadırgama değil elbette. Gündüzalp’in tarzı bu. Onun şiiri gür bir kaynaktan akıyor. Bu kaynağın adı: yaşam.  Dünyayı algılayışımızı zenginleştiren şairler çok da fazla değildir. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Kemal Gündüzalp dünyayı algılayışımızı zenginleştiren şairlerdendir. Bence şairin kalıcılığı da buradadır.

Şairle iletişim kurmak isteyenler, elektronik adresine ([email protected]) yazabilirler.

Yazımı kitaptan bir şiirle noktalamak istiyorum:

YALNIZLIK İŞTE

Ey yalnızlık, beni çoğaltamadın işte

Durgun bir suyum hâlâ

İçinde kurbağaların ürediği

Şaşırttın beni ama

Anası ağladı gözlerimiz

İki dizeyle yürüyorum yollarda.

Çalmadım kapıyı

Anahtar deliğinden

Girdim içeriye.

Polis copu gibi kadın

Eril bir taze

Pörsü ve kal öyle oralarda!

Birden bir dağ gördüm

Düşümde. Uyanınca tırmanmak

İçin odağın içine.

Zordu yol, dikensiz

Hangi çatalı seçtiysen

Gideceğim noktadır orası.

Ey yalnızlık, beni azalt

Kendime yeteyim burada

Su ve balık olayım gölde.

İçime sığamadığım zamandır an!

Öyleyse aylardan yine haziran

Amanın aman…

Kemal GÜNDÜZALP

Fıkra

Temel bel ağrısı çekiyormuş. Bir gün bu ağrıya dayanamayıp doktora gitmeye karar vermiş.

Doktor bel ağrıları için temele fitil vermiş ve bunu her gün anal yoldan almasını istemiş.  Temel “tamam” diyerek evine dönmüş. Evde karısı Fadime sormuş: - Doktor ne dedi Temel? - Valla böyle bir şey verdi. - Ne yapacakmışsın bunu? - Her gün anal yoldan alacakmışım.  - O ne demek ki?  - Bilmiyorum. - Ben de bilmiyorum, doktoru arayıp öğrensene. Temel doktoru aramış: - Doktor bey, kusura bakmayın, ben bunu ne yapacağımı anlayamadım. Doktor:

- Anüsten alacaksınız beyefendi. Temel “tamam” diyerek telefonu kapamış ve karısına dönüp: - Anüsten alacakmışım. Fadime:

- O ne demek? - Bilmiyorum. - Ben de bilmiyorum. Şunu yarın doktora gidip öğrenelim. Ertesi gün Temel doktorun odasına girer: - Doktor bey, ben bunu ne yapacağımı gene anlamadım. Doktor:

- Makattan alacaksınız. Temel dışarı çıkıp anlamadığını tekrar Fadime’ye söyler. Fadime sinirli bir şekilde: - Niye şunu adam gibi öğrenmiyorsun? Temel cesaretini toplar doktorun odasına tekrar girer ve sorar: - Doktor bey, cehaletime verin, ben bunu gene anlayamadım. Doktor öfkeyle: - Beyefendi kıçınıza sokun. Temel dışarı çıkar, Fadime sorar: - Ne oldu Temel? - Valla bilmiyorum, ama doktor çok kızdı.

Sağlık

İsrailli araştırmacılar, akciğer, göğüs, bağırsak ve prostat kanserini kişinin nefesinden tespit edebilen sensörler geliştirdi.

Uzmanlar, çalışmalarının ileride ucuz, taşınabilir bir ‘elektronik burunun’ üretimini sağlayacağını ve bu cihaz sayesinde kanseri henüz ilk aşamalarındayken tespit etme imkânı bulunacağını belirtiyor. Hayfa’daki İsrail Teknoloji Enstitüsü’nden uzman ekip, 177 gönüllü üzerinde deneyler yaptı. Gönüllülerin bir kısmı sağlıklıydı, bir kısmı ise farklı kanser türlerine yakalanmıştı. Ekibin başında bulunan Profesör Abraham Kuten, “Bu çalışma bir ‘elektrik burunun’ sağlıklı ve kanserli bir vücuttan çıkan nefesi ayırt edebileceğini gösteriyor. Bu ayrıca farklı kanser türlerini taşıyan hastaların nefeslerini de ayırt edebilir. Bu ilk sonuçları kapsamlı araştırmalarla doğrulayabilirsek bu yeni teknoloji kanserin erken teşhisinde hayal gücünün ötesinde basit bir araç haline gelebilir” diyor. Uzmanlar çalışmalarını sürdürüyor.

Kaynak: www.habercem.com, 8 Ocak 2011

Bu haber toplam 1013 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.