1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. KOÜ'nün öğrencisi pek sosyetik
KOÜ'nün öğrencisi pek sosyetik

KOÜ'nün öğrencisi pek sosyetik

Ben üniversiteye 1984 yılında başladım. 12 Eylül'ün baskıcı havasının üniversitelere hakim olduğu yıllardı. YÖK yeni kurulmuş, 1980'e gelinen süreçteki olumsuzlukların tüm yükü üniversite

A+A-

Ben üniversiteye 1984 yılında başladım. 12 Eylül'ün baskıcı havasının üniversitelere hakim olduğu yıllardı. YÖK yeni kurulmuş, 1980'e gelinen süreçteki olumsuzlukların tüm yükü üniversite öğrencilerinin omzuna yüklenmişti.

Öğrenciler için zor yıllardı… Ama benim de aralarında olduğum Yıldız Üniversitesi (sonradan Teknik ibaresi de eklendi) öğrencileri hakkını sonuna kadar arardı. YÖK'ün aldığı antidemokratik kararlara direnir, sesini duyururdu.

Beşiktaş semtindeki yerleşkede büyük gösteriler düzenlenirdi. Bu gösterilere İstanbul Üniversitesi'nden, Marmara'nın ve İTÜ'nün çeşitli fakültelerinden arkadaşlar da katılırdı.

İstanbul'un diğer iki üniversitesi Mimar Sinan ve Boğaziçi öğrencileri ise hiç ortalıkta gözükmezdi. O yıllarda bu üniversitelerin öğrencileri için “Sosyetik” tanımlaması yapardık.

Önceki akşam Yürüyüş Yolu'nda KOÜ öğrencilerinin toplu yürüyüşüne denk geldim. Son dönemde emniyet güçlerinin üniversiteli öğrencilere yönelik uyguladığı şiddeti protesto ediyorlardı.

Üniversitemizin 60 bin mevcudu var. Protesto yürüyüşüne 150-200 öğrenci ancak katılmış. Oysa her gece barlarda gezen üniversiteli sayısı bunun birkaç katı. Mustafa Sandal konseri olduğunda 30 katı fazla öğrenci toplanıyor.

Üniversitelilerin içinde bulundukları topluma öncü olması gerekir. Haksızlıklara baş kaldırması, sesini yükseltmesi gerekir.

Sınav'dan kaç puan alırsan al. Ne kadar Fizik, Matematik bilirsen bil… Bu yoldan geçmediğin zaman hayata atıldığında sınıfta kalırsın…

Benim şehrimin üniversitesindeki öğrencilerin, bir zamanlar pek yadırgadığım “Sosyetik” öğrenciler gibi olmasına çok içerledim…

Avrupa'nın Çin'i olmak iyi bir şey mi?

Hükümet, sanayileşmedeki hedefini “Türkiye Avrupa'nın Çin'i olacak” sloganı ile açıklıyor. Medyada özellikle tekstil sektöründeki gelişmeden övgüyle söz ediliyor “Türkiye'nin elinden Çin'e giden işler geri dönmeye başladı. Avrupalı ve ABD'li firmalar yeniden Türk tekstil sektörüne sipariş yağdırdı. İşlerin kötü olduğu dönemde işten çıkartılan yüz binlerce işçi, tekstil sektöründe yeniden işbaşı yaptı” deniliyor.

Hükümetin Türkiye'yi “Avrupa'nın Çin'i yapma” hedefine, en büyük destek ve övgü de Tüsiad'tan yani büyük işverenlerden geliyor. Çünkü Çin modeli, en çok büyük patronların işine yarıyor.

Çin mucizesinin sırrı, kalabalık nüfus içindeki yaygın işsizliği kullanmak, insanları çok düşük ücretlerle, temel işçi hakları göz ardı edilerek çalıştırmak.

Çinli işçiler, Avrupa ya da ABD'de aynı sektörlerde çalışan işçilerin onda biri, yirmide biri ücretlerle çalışmayı kabul etmek zorunda bırakılıyorlar. Üstelik çalışma saatleri, çalışılan ortamın koşulları ile ilgili insanlığın gereği olan kurallar da göz ardı ediliyor. Bu sayede maliyetler düşüyor.

Türkiye'nin kalkınma için Çin modelini seçmesi demek, kendi insanının sömürülmesine onay vermek demektir. Çin Modeli yerine, Avrupa'daki ABD'deki modelleri, örgütlü çalışma hayatını, yaygın sosyal güvenlik ve kayıtlılık kurallarını içeren bir Türkiye modelini uygulamak çok daha doğru olurdu.

Her berberde bir savcı otursa

Son günlerde adalet sistemimizle ilgili çok yoğun bir tartışma var. Bu tartışmalar yaşanırken ilginç bir dava süreci gazete sayfalarına yansıdı.

Olay 31 Temmuz 2008 günü Antalya'da bir berber dükkanında yaşanmış. Malatyalı gıda toptancısı Ahmet Akyüz isimli vatandaş, iş için geldiği Antalya'da Erkek Berberi Ali İhsan Gülseven'in dükkanına traş olmak için girmiş.

İçeride başka müşteriler de var. Bu sırada küçük dükkanda televizyon açık ve haber yayını var. O günler, AKP'nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi'nde açılan davanın tartışıldığı günler. Berbere müşteri olarak giren, sırasını bekleyen Malatyalı gıda toptancısı, televizyon haberlerini izlerken bir vatandaş olarak şu yorumu yapıyor:

“Şu hâle bak. 11 kişi, ülkenin ekonomik anlamda yakın geleceğini uçuruma atacaklardı. Kıl payı kurtardık.”

Berberdeki vatandaşın söylediği bu kadar. Küfür yok, hakaret yok. Ama o sırada berberin koltuğunda oturan, traş olan kişi Antalya Cumhuriyet Savcısı Ümit Yaşar Akyüz çıkıyor. Vatandaşın bu sözlerini duyan Savcı “Anayasa Mahkemesi üyelerine hakaret” suçlaması ile Akyüz hakkında işlem yaptırıyor. Akyüz, önce gözaltına alınıyor, bir gece nezarette kalıyor. Antalya 2 nci Sulh Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılama sonunda da 442 gün hapis cezasına çarptırılıyor. 8,840 TL para cezasına çevrilen hükmün açıklanması geri bırakılıyor.

Türkiye'de berber salonları ile kıraathanelerde her şey konuşulur. Eğer her berber dükkanında bir savcı oturuyor olsaydı, hele hele bayan kuaförlerinde savcılar oturup konuşulanları not alsaydı, bu ülkede dışarıda insan kalmazdı.

Bu haber toplam 966 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.