• BIST 96.808
  • Altın 144,543
  • Dolar 3,5662
  • Euro 4,0101
  • Kocaeli 17 °C

Köyden indim şehire

İsmet ÇİĞİT

 

Kocaelispor-Sultangazi BAL Ligi Play-Off final maçının 24 Nisan Pazar günü saat 15.00’de Eskişehir Atatürk Stadında oynanacağı Futbol Federasyonu tarafından 18 Nisan Pazartesi günü saat 16.00 sıralarında açıklandı. Aynı gün saat 17.00’de Eskişehir Arus Otel’de 4 kişilik yerimizi ayırtmıştık. Yine bir hafta öncesinden, maçtan bir gece önce 23 Nisan Cumartesi günü akşamı Eskişehir’de yemek yiyeceğimiz Mezze Restaurant’taki 4 kişilik yerimizi de ayırttık. Zaten böyle yapmasak, ertesi güne bıraksak, Eskişehir’de ne yatacak otel, ne yemek yiyecek düzgün bir lokanta bulamayacaktık.
Yaşı 60’ına dayanmış, ama yıllarca Kocaelispor’un peşinden oradan oraya gitmiş 4 çocukluk arkadaşı. 23 Nisan Cumartesi günü ben ve Metin Karan, gazetedeki işimizi saat 16.30 sıralarında bitirdik. Tam o saatte, Ahmet Kobak ile Ahmet Küçükörs, gazete binasının önüne bizi almaya geldiler.

Seyahat aracımız, Ahmet Kobak’ın 41 K 2526 plakalı burunsuz Mitsubishi minibüsü. Ruhsatında otomobil olarak gözüküyor. 16 yaşında. Herhalde geçen hafta sonu maç için Eskişehir’e giden onbinden fazla taraftar içinde en yaşlı arabayla bu seyahati gerçekleştiren grup bizdik.
Cumartesi akşamı saat 16.30.. Kandıra Sapağından, Anadolu içine, Eskişehir’e gitmek için yola çıktık. Ahmet Kobak, çok titiz ve dikkatli sürücü. Eskişehir yolunda çok sık radar kontrolü olduğunu da biliyoruz.  Hızımız hiç saatte 100 Km.’yi geçmedi. Bereketli Anadolu topraklarında ilerliyoruz. Pamukova’da  asma bahçeleri.. Sonra zeytinlikler.. Kavun tarlaları. Hava tam bir bahar havası. Yol mükemmel. Bizim buralarda şehirlerarası yolda bile sürekli ışıklı kavşaklardan geçersiniz. Bir tek ışıklı kavşak yok. Yanımızdan tek tük (41) plakalı arabalar geçiyor. Onlar da bir gün öncesinden Eskişehir’e giden taraftarlar.
Bozüyük’e yaklaşırken, sanayi kuruluşları başladı. Sadece Sarar tesisleri bitişindeki bir Petrol Ofisi istasyonunda durduk. Kobak, Düldül’ün deposunu fulledi. Arabaya binip, yola çıkarken, hepimiz ortak harcamalar için 100’er TL vermiştik. Ortak para Kobak’ta. Mazotu ödedi.
Saat 19.00 sıralarında Eskişehir’e girdik. Çok kolay, düzenli bir şehir. Hiç zorlanmadan otelimizi bulduk. Arabayı otoparka çektiler. Biz girişimizi yaptık. Arus Otel’de iki kişilik odada bir kişi 90 TL. Sabah kahvaltısı dahil. Daha çok sigara içen ben ve Ahmet Küçükörs bir odaya,  Metin Karan ile Ahmet Kobak bir başka odaya geçtiler. Odamız küçük, güzel, şirin. Elimizi-yüzümüzü yıkadık, aşağıda lobide buluştuk. Artık hayatımızdaki sayısız Kocaelispor deplasmanlarından biri için hazırdık. Eskişehir de bizi bekliyordu. 
……………. 
Değerli okurlar.. Hiç kimsenin yaşam tarzına, inançlarına, kılık-kıyafetine tavır ve davranışlarına karışmam. Hiçbir şey-başkasına zarar vermiyorsa- beni rahatsız etmez. Ama herkesin benim yaşam biçimime saygı göstermesini de beklerim.
Benim ömrüm İzmit’te geçti. Türkiye’nin ve dünyanın pekçok yerini gördüm. Her zaman ve hala en çok İzmit’i sevmişimdir. Ama biz bu şehirde çocukluğumuzda ve gençliğimizde çok daha güzel, çok daha rahat, çok daha özgür yaşadık. İzmit değişti. Yaşam şekli değişti. Söylediğimde kabul etmiyorlar ama, bu şehir benim gibi insanların özgürce yaşayabildiği bir şehir olmaktan çıktı. 
23 Nisan Cumartesi akşamı saat 20.00 sıraları.  Eskişehir’in ortasındayız.  Hani Zeki Alasya-Metin Akpınar-Kemal Sunal filmleri vardır. Anadolu’nun ücra köyünden kalkıp, ellerinde bohçaları ile  İstanbul’a gelirler; Haydarpaşa, Taksim Meydanı veya Sirkeci.. Etraflarına baktıklarında büyük bir şaşkınlık içine düşerler..
Emin olun,  Eskişehir’in göbeğinde, kendimizi aynen o filmlerdeki köylüler gibi hissettik. Tam anlamıyla bir “Köyden indim şehire” filminin içindeyiz. Çevremizde pırıl pırıl insanlar. Gençler, yaşlılar.. Tramvayla geçiyor. Korna sesi yok. Trafik tıkır tıkır akıyor. 
Akşam yemeği için rezervasyon yaptırdığımız Mezze’ye gidiyoruz.  Birkaç yıl önce aynı ekip, eşlerimizle gezmek için Eskişehir’e gelmiştik. Mezze’de gözümüz kalmıştı. Yürüme mesafesi. Porsuk üzerindeki sayısız köprülerden birinden geçiyoruz.
Her yer park. Her yer yeşil. Porsuk kenarındaki çimenlere gençler yayılmış. El ele, kol kola. Kimi birasını, kimi ayranını içiyor. Kimse kimseye sataşmıyor. Ortalıkta bir tane dilenci yok. Suriyeli göçmen yok.. Pekçok Eskişehir’linin elinde cici köpekleri var. Ama bir tane sokak köpeği yok. Yerlerde bir tane sigara izmariti, bir tek çöp yok.. Belediye her yere çöp kutuları koymuş. Sahipli köpekler için su ve yemek yerleri yapılmış.. 


İzmit’te yaşayıp, Eskişehir’i gezmeye gitmek, gerçekten insanın içini acıtıyor. Aslında, Eskişehir döküntü, pis, çirkin ve belki de “Yobaz” bir şehirken, bizim şehrimiz İzmit böyleydi. Çevremden müzik sesleri geliyor. Porsuk kenarında dans eden, şarkılar söyleyen gençler. Cadde üzerlerinde enstrümanlarını çalıp, eğlenen üniversiteliler. 


ÖNCE FİYATLARI SORDUM 
Mezze’ye geldik .İyi ki yer ayırtmışız. Rezervasyon yaptırırken, “4 kişi bekar geleceğiz. Yani 4 adam. Bize sigara içilebilir bir yerden, ama kenar köşe bir yerden masa ayırın” demiştim. Tam öyle yapmışlar. Dışarıda, en dipteki masayı bize gösterdiler. Zaten bütün masalar dolu. Diğerlerinin tamamı aile. Sadece 4 adamın birlikte oturduğu masa bizim masa. 


Girişteki vitrinde belki 40-50 çeşit meze sergileniyor. Ne isterseniz var. Balık vitrininde Kalkan, büyük deniz levrekleri ve istavrit var. Masaya oturduk. Önce “70’lik Yeni ve buz” istedik. Garsonlar belli ki üniversite öğrencisi. Önce fiyatları sordum. “Kalkan’ın kilosu 150, Levrek’in kilosu 90 TL” dediler. Kobak’la Küçükörs meze vitrinine gitti.  10-15 çeşit meze söylemişler. Zeytin yağlılar, ara sıcaklar, otlar, böcekler.. “Bu kadar mezeden sonra, balık yemeğe gerek yok” olduk.  Porsiyona 6 tane koyuyorlar, porsiyonu 20 TL’den yazıyorlarmış. İki porsiyon istavrit ortaya söyledik. O kadar mezeden sonra, adam başı 3’er tek kraçadan irice istavrit. Fazlasıyla yetti. 
Mükemmel bir ortamdı. Kimsenin kafayı bulup nara atmadığı,  hatta hiçbir masadan garip seslerin yükselmediği, her masada ailelerin, dost gruplarının bulunduğu çok nezih bir ortam. Biz montların fermuarını boğazımıza kadar çektik. Üşüdüğümüzden değil. İçimizde formalar gözükmesin de futbol taraftarı olduğumuz anlaşılmasın diye. Saat 23.00..  400 TL (adam başı 100’er TL)  hesabı ödeyip, çıktık. 


BARLAR SOKAĞINDAYIZ
Cumartesi gecesi saat 23.00.. Eskişehir yaşıyor. Her sokağın köşesinde önünüze bir heykel çıkıyor. Her yer ışıl ışıl.. Yürüyerek Eskişehir’in ünlü Barlar Sokağı’na girdik. Her yer dolu. Tıklım tıklım. Yine gençler, aileler. Her mekanda müzik var. Ama hiçbiri, yanındakini bile rahatsız etmiyor. Herkes içiyor, eğleniyor, gülüyor. Şarkılara eşlik ediyorlar. 
Biz dördümüz, tam anlamıyla “Köyden indim şehire” misali, etrafa ağzımız açık bakarak dolaşıyoruz. Yer yok. Zaten öyle bir ortam ki, 4 erkek, öyle birlikte bir yere girip oturmaya çekiniyosunuz. Sokakta,  üzerinde formalı Kocaelispor taraftarlarını da görmeye başladık. Onlar da bizim kadar şaşkın. Ellerinde bira şişeleri ile yürüyor,  özgürlüğün tadını çıkartıyorlar. Kimse kimseye bulaşmıyor. Bir yer bulduk, oturduk.  Hüseyin Erol ve Hakan Savaş eşleriyle birlikte gelmişler. Barlar Sokağı’nda rastlaştık.  Aramızdaki birkaç cümlelik sohbetin özeti; “Eskişehir’deki hayatı görünce İzmit için içim yanar”  düşüncesinde özetlenebilirdi. Birer bira içtik. Garsonlar üniversite öğrencisi gençler. Sorduk, Eskişehir’deki Barlar Sokağı’nda hiç kavga gürültü olmazmış. Zaten ortalıkta polis de yok.   Bir de çerez geldi. Unutmuşuz böyle ortamları.  Çok fazla oturamadık. Ortak hesaptan 40 TL ödeyip, otelimize gitmek için ayrıldık. 


SABAHA KARŞI “ŞAMPİYON” SESLERİ
Kobak’la Küçükörs,  aynı zamanda hasta Beşiktaşlı’dır. O akşam Beşiktaş’ın Akhisar ile berabere kalması, biraz keyiflerini kaçırmıştı. Saat 24.00 gibi odamıza girdik ve hemen yattık. Saat 02.30 sıraları, dışarıdan gelen bağırtılarla sıçrayarak uyandık. Eskişehir, “Şampiyon Kocaelispor” sesleriyle inliyor. Gece yarısı İzmit’ten yola çıkanla şehre gelmiş. Akşamdan gelip Eskişehir’in özgür ortamında kafayı bulanlar da onlara eklenmiş. Şehrin göbeğinde yüzlerce Kocaelispor taraftarı şarkılar söylüyor, tezahürat yapıyor. Polis sirenleri çalıyor. 
Sabahın ilk ışıklarına kadar bu gürültü patırtı devam etti. Biz utandık. Hatta sabah kahvaltısında, “Biz hiç maçı bile beklemeden İzmit’e dönsek mi?” diye düşündük. Sonra, pazar günü maç saatine kadar pek ortalıkta gözükmemeye, maç saati stada gitmeye karar verdik. Arabamızı aldık. Atatürk Stadının önüne geldik. Saat sabah 11.00 sıraları,. Yer gök Yeşil-Siyah.. Bizim taraftarların çoğunun ellerinde bira şişeleri. Eskişehirli rahatsız değil. Hatta çoğu bizim taraftarı alkışlıyor. Stat çevresinde İstanbul yoluna çıkış yönünde bir ara sokağa arabamızı bıraktık. 
Eskişehir’de her cadde üzerinde, her sokak başında “Taksi çağır düğmesi” var. İlk önümüze çıkana bastık.  Anında bir taksi geldi.  Odunpazarı bölgesinde, şehir merkezinin hayli dışında bulunan Kent Park’a gitmek istediğimizi söyledik. 


YILMAZ HOCA DENİZİ GETİRMİŞ 
Yolda taksi şoförü ile konuşuyoruz,. Eskişehirliymiş. En küçük trafik sorunu yok. “Bu şehir nasıl böyle bir Avrupa şehri oldu” dedik. Taksi şoförü hiç duraksamadan, “Yılmaz Hoca sayesinde” dedi. “O partiler üstü bir adamdır. Bu şehri aldı,  bu hale getirdi. Düşünün,  Eskişehir’in Kalabak suyu var. 16 litrelik damacanada evinize 2 TL’ye geliyor. Yılmaz Hoca sanatçı. Yılmaz Hoca akademisyen. Yılmaz Hoca adam gibi adam. Bağımsız aday olsa, yine seçilir. Bu şehri O adam etti.” 


Kent Park’a geldik. Bizim Sekapark falan var ya, solda sıfır. Her yer heykel. Her yer tertemiz.  Plaj yapmış Eskişehir Büyükşehir Belediyesi. Anadolu’nun ortasında suni plaj. 23 Nisan nedeniyle yelken yarışları vardı. Bir kafeye oturduk. Türkiye’nin her yerinden otobüslerle insanlar gelmiş. Geziyorlar, dondurma yiyorlar. Şaşkın şaşkın Eskişehir mucizesini izliyorlar. Biz yine “Köyden indim şehire” moduna gelmiş durumdayız. 


Saat 13.00 gibi çıktık Kent Park’tan. Yine taksi ile stada.  Her yer Yeşil-Siyah.. Her yerde Kocaelispor türküleri.. Stad çevresinde iki tur attık. Metin Karan TSYD Kocaeli temsilcisi.  Biz basın tribününden girdik. Kobak’la Küçükörs yandaki kapalıya, Sultangazi taraftarına ayrılan yere geçmek zorunda kaldı. Ellerinde mecburi birer Sultangazi bayrağı, Kocaelispor gollerine sevindiler. 


ESKİŞEHİRLİ:”CANINIZ SAĞ OLSUN” DEDİ
Şampiyonluk sevincini doya doya yaşadık. Stattan çıktık. Biz Sultangazi taraftarının içindeyiz. Polis zaten içeride kutlama yapan Kocaelispor taraftarını bırakmıyor. Önce Sultangazi taraftarı stat bölgesinden ayrılacak. Sultangazili taraftarlar üzgün olmaktan çok tedirgin. “Adamlar çok kalabalık. Şu bayraklarımızı saklayalım, onlar stattan çıkmadan ortadan kaybolalım” diye aralarında konuşuyorlar. Biz park ettiğimiz arabamıza yöneldik.  Benim aklımda cumartesi gecesi geç saatlerde şehir içindeki bağırışlar. Yaşlı bir Eskişehirli bisikleti ile evine gidiyor.  Bizi görünce durdu, “Maç ne oldu?” diye sordu. 2-0 kazandığımızı 3 ncü Lige çıktığımızı söyledik. Ben, “İki gün sizi çok rahatsız ettik. Özür dileriz” dedim. Bisikletli yaşlı Eskişehirli; “Biz sizden hiç rahatsız olmadık. Kazandığınıza da sevindim. Kocaelispor 3 ncü Liglere düşecek takım mıydı?.. Sizin şehrinizi biliyorum. Artık İzmit’te içemiyorsunuz. Burada biraz özgür hissettiniz. Maça kazındınız ya helal olsun. Bizi rahatsız etmediniz” dedi. 
İçim rahatladı. Saat 18.00 gibi, biz 16 yaşındaki Düldül ile İzmit yoluna koyulmuştuk. Dilimizde şampiyonluk şarkıları, içimizde tarifsiz bir sevinç. Özgürlüğün, düzenin,  güzelliklerin, heykellerin şehrinden, köyümüze dönüyorduk. 
Dönüş yolu tamamen Kocaelispor taraftarları ile doluydu. Yine hiç hız yapmadan, efendiliğimizi hiç bozmadan 2 saat içinde Sapanca’yı geçtik. Tam “Kocaeli il sınırı” tabelasını gördük. Yol tıkandı, durdu. Otoyol gitmiyor. D-100 daha beter. Sapanca kavşağından Kartepe kavşağına gelemedik. Aslında saat 20.00’de başlayacak Trabzon-Fener maçına kadar rahat rahat evde olacağımızı hesap etmiştik. Uzunçiftlik kavşağından D-100’e çıktık. Yol felaket. Bütün arabalar birbirine girmiş. İşte İzmit, işte Kocaeli.. Eve girdiğimde Trabzon-Fener maçı devre olmuştu. 
Düşündüm.. Bu şehri ne değişirdi?.. Şehrin değişen  sosyal yapısı, insan yapısı mı ?. Yoksa şehrin değişen siyasi yapısı mı?.. Neden biz özgürlüklerin kısıtlandığı, insanların birbirine saygı göstermediği,  belli bir yaşam biçiminin herkese dayatıldığı, gençlikten, heykellerden korkan, hoşgörüden  uzaklaşmış bir şehir haline geldik?.. İzmit için bunların analizini yapmaya çalışırken, televizyonda Trabzon-Fener maçında tribünler sahaya indi. Hakem öldüresiye dövüldü, maç yarıda kaldı. 


Siz siz olun, çok mecbur kalmazsanız Eskişehir’e gitmeyin.. Eskişehir’i görünce insan İzmit için üzülüyor. Tarihe tanıklık yaptık. Adam başı masrafımız 300 TL’yi bulmadı. 

 

Bu yazı toplam 2768 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 3. ETAP
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37