1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. “Kürt Sorunu” Nasıl Çözülür?
“Kürt Sorunu” Nasıl Çözülür?

“Kürt Sorunu” Nasıl Çözülür?

“Kürt sorunu” nitelemesinin doğru olup olmadığı konusuna girmeyeceğim. Bu yazının konusu değil çünkü. “Kürt sorunu” diye nitelenen ülkemizin en önemli sorunlarından biri hakkında olumlu bir

A+A-

“Kürt sorunu” nitelemesinin doğru olup olmadığı konusuna girmeyeceğim. Bu yazının konusu değil çünkü.

“Kürt sorunu” diye nitelenen ülkemizin en önemli sorunlarından biri hakkında olumlu bir gelişme oldu. Kürt kökenli bazı aydınlar, PKK ve BDP’nin politikalarının yanlışlığını dile getirdiler. Beklenen bir açıklamaydı bu. Kürt kökenli vatandaşlarımızın hepsi, PKK ve BDP gibi düşünmüyorlardı elbette. En azından bunu net bir şekilde anladık.

Gelelim konunun çözümüne. Birçok kişi bu konuda düşünce üretiyor. Yapıcı olanlar da var, yıkıcı olanlar da. Emperyalizme hizmet eden her görüşün yıkıcı olduğunu, yazının burasında belirtelim öncelikle.

Bu konudaki görüşüm şu: Dile getirilen bu sorunu çözmek istiyorsak, ne PKK ne de BDP muhatap alınmalıdır. Onlar kendilerini Kürtlerin sözcüsü olarak görüyorlar. Bunun doğru olmadığı, başka düşüncede olanların da varlığı ortaya çıktı artık. Olumlu bir gelişme bu. Çözümün kaynağında, Kürt halkını temsil ettiklerini söyleyenlere değil, Kürt halkına gitmek vardır. Bunun nasıl yapılacağı önemli bir konu. Halka nasıl gidilir? Çeşitli yöntemler var. Bunlar tartışmaya açılıp yöntemler saptandıktan sonra, Kürt halkının ne istediği ortaya çıkarılır. Birebir, yüz yüze görüşmeler de bu yöntemin içinde olmalıdır. Böylece, aracı ortadan kaldırılmış olur. Geriye, devletin bu istekleri ciddiye alması kalıyor.

Birileri bu yöntemin de sakıncalarını dile getirebilir. Amacımız ülkemiz için düşünce üretmekse, tabii ki herkesi dinlemek gerekir. Daha doğru bir yolun varlığı konusunda açıklama yapanlara saygı duyarım.

CHP’ye Haksız Saldırılar

Geçen hafta CHP’ye ağır ve haksız saldırılar yapıldı, küçük düşürmelerde bulunuldu. Devlet adamlığına, siyasetçi üslubuna yakışmayan bu sataşmalar, acaba halktan olumlu puan aldı mı? Ben işin burasına bakıyorum öncelikle.

CHP’den o kadar korkuyor ki AKP Hükümeti, akıl almaz saldırı taktikleri deniyor. Geçen hafta “aşağılama” yöntemine başvuruldu; sanki böyle bir karar almışlar gibi. Düzeyli eleştiriler değil bunlar.

Bu çirkin eleştirilerin bazı kahramanlarını(!) belirteyim: Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Devlet Bakanı Faruk Çelik, AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ.

Bülent Arınç’tan başlayalım. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’yla ilgili şu sözlerinin gerçek dışılığına bakınız lütfen: “Bir genel başkan kasetle gitti. Kasetle gelenin de başında şimdi başka işler var. Hani ‘haydan gelen huya gider’ diye bir söz vardır. Kasetle gelen kasetle mi gidecek, bilmem. Halkımızın böyle sözlerden etkileneceği ve AKP oylarının yükseleceği düşüncesiyle söyleniyor bu sözler. Tabii ki “haydan gelen huya gider” sözüyle Kılıçdaroğlu’na gönderme yapılması, küçültücü ve çirkin bir açıklama. AKP üçüncü kez iktidar olursa, demek ki daha ne garip sözler duyacağız.

AKP’nin bu “aşağılama” yöntemi halkımızın sevdiği bir yöntem değil aslında. Burada yanılıyor Arınç. Silah geri tepecek. Şu anda CHP’nin yükselişini hazmedememenin getirdiği öfkeyle söylenmiş çirkin sözler bunlar. İnsanımızı değil, ancak fanatikleri memnun edebilir bu tür aşağılayıcı sözler.

İşte size bir örnek daha. Bu da AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ’dan: “Cumhuriyet Halk Partisinin ismi ‘Cumhuriyet Halt Partisi’ olarak değiştirilsin. Çünkü karıştırmadıkları halt kalmadı.” Milyonları kucaklayan bir ana muhalefet partisine “Halt Partisi” nitelemesini layık görmek, anlaşılır gibi değildir. Eleştirmek gereklidir; ama Bozdağ’ın sözlerini bildiğimiz anlamda “eleştiri” olarak görmüyorum. Anlaşılan o ki siyaset düzey kaybediyor.

Gelelim Devlet Bakanı Faruk Çelik’in sözlerine. Düpedüz alay var bu sözlerde. Şöyle diyor: “Sorunları torunlara bırakmayı değil, sorunlarla yüzleşmeyi seçtik. Ancak iki şeyi başaramadık: Birincisi, muhalefetin ufkunu genişletmeyi başaramadık. İkincisi, kredi notumuzu pozitife çevirdik; ama muhalefetin negatifliğini pozitife çeviremedik.” Bu ne kadar ucuz bir eleştiridir. AKP her şeyi yapmış, sadece CHP’yi düzeltememiş. Adama gülerler. Kendini övmenin bu kadarını da görmedim.

Bütün bunlardan şunu çıkarıyorum: AKP’nin hırçınlaşmasının nedeni, bir önceki genel seçimlerdeki oy oranını 12 Haziran 2011’e yakalayamayacak olmasıdır. CHP’ye yönelik acımasız eleştirilerin kaynağında yatan, anlaşıldığı kadarıyla, sadece budur.

İ. Deniz Aslan’dan Bir İlk Kitap

Hep söylerim, ilk kitaplar önemlidir diye; yazar ya da şairin edebiyata hangi noktadan başladığını gösterir çünkü. İlk kitabını reddeden edebiyatçılarımız bile vardır.

İ. Deniz Aslan, kitap yayımlamak için, 35 yaşına kadar beklemiş. Acele etmemiş yani. Bence iyi de etmiş. Şairin ilk kitabı “Ayrılık da Yakışmalı Hayata” (Hayal Yayınları, 72 sayfa, Şubat 2011) nitelikli şiirlerle dolu. Yıllar sonra, şairin bu kitabından dolayı pişmanlık duymayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Eksiklerini görüp şairin kendini yenilemesiniyse, pişman olunacak bir durum değil, doğal değişim ve gelişim olarak görüyorum.

“Aşk, tanrı, ayna, akıl, şehir, şiir, ölüm, çöl” sözcüklerine yakın duruyor Aslan. Dünyaya sığmayan bir hali var. Zaman zaman yalın olmayı tercih eden şair, zaman zaman da bulanık dizelerle şiirini sürdürüyor. “En zoru ve en doğrusu yalında şiiri bulmaktır.” saptamasına katılmışımdır hep. Çok çarpıcı dizelere de imza atan Aslan, şiirinin geleceği için, beni umutlandırıyor. “Ummak Başlangıcıdır Tırmanmanın” adlı şiirindeki şu etkileyici dizeleri, zor ulaşılabilir buluyor, kendisini sadece bu dizeler için bile yürekten kutluyorum. Yalınlık ve şiir yan yana ne güzel duruyor, tabii ki şairinin ustalığıyla:

“ben şiire

tanrı gibi davrandım sonra o

beni buldu/ kendimi ona

anlatıp yok saydım…”

Kumaşı sağlam bir şairle karşı karşıya olduğumuz açık bir gerçek. İ Deniz Aslan’ı sizlere kısaca tanıtmak istiyorum:

“1976 yılında Antakya’da doğdu. İlk şiiri, 1999 yılında Çukurova bölgesinde çıkan bir dergide yayımlandı. (Özgeçmişinde bu derginin adını belirtmemiş. Belirtmesi gerekirdi.) Üç ödülü var. Seçici kurul üyesi olduğum bir yarışmada (2004 yılı, Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi Gençlik Ödülleri) aldığı “Seçici Kurul Ödülü” şairin bu kitabını müjdeliyordu demek ki. Şiirleri birçok dergide yayımlandı. Antakya’da yayımlanan Amik edebiyat, kültür, sanat dergisi ile Taflan şiir dergisinin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Halen Paris’te yaşamaktadır.”

Kitabı edinmek isteyenler, yayınevinin elektronik adresine ([email protected]) yazabilirler.

Fıkra

Öğretmen derste çocuklara sorar:    - Söyleyin bakayım, kuzeyimizde Karadeniz, güneyimizde Akdeniz, batımızda Ege denizi varsa, ben kaç yaşında olurum?    Arka sıralardan bir parmak kalkar:    - Kırk dört öğretmenim.    Gerçekten de kır dört yaşında olan öğretmen şaşırır:    - Doğru, ama nasıl bildin?    - Gayet kolay öğretmenim. Benim yarı manyak bir ağabeyim var; tam yirmi iki yaşında. Onun yaşını ikiyle çarpınca, sizin yaşınız çıktı.

Batı ülkelerinden birinde, matematikten sürekli zayıf notlar alan çocuğu, ailesi bir faydası olur düşüncesiyle Katolik okuluna gönderir. Bakarlar ki çocuk hep tam not almakta. Nedenini çok merak edip sene sonunda çocuğa sorarlar:

- Ne değişti?

Çocuk yanıt verir: - Okulun ilk gününde artı işaretine çivilenmiş adamı görünce, durumun ciddiyetini anladım.

Sağlık

Türkiye’nin, özellikle kadınlarda kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerde “Avrupa’da birinci” sırada yer aldığına dikkati çeken Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, Avrupa’da her yıl kadınların yüzde 55’inin kalp ve damar hastalıklarından dolayı hayatını kaybettiğini belirterek, “Kadınlarda hastalığın seyri daha kötü olmakla birlikte, hastalığa bağlı ölüm ise daha fazla görülüyor. Bu hastalıklar, kadınlarda kanser, osteoporoz veya diğer hastalıklardan daha fazla ölüme neden oluyor” diye konuştu.    Kadınlarda menopoz öncesinde kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin tüm dünyada giderek artığını vurgulayan Tokgözoğlu, söz konusu hastalıkların oluşum mekanizmasının her iki cinsiyette benzer olmakla birlikte, kadınlarda hastalıktan şüphelenme oranlarının düşük kaldığını, klinik bulguların farklılaştığını, tanı ve tedavi yaklaşımlarının da değişebildiğini belirtti.    Tokgözoğlu, kadınların en sık göğüs ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuruda bulunduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:    “Sırt, çene, karın ağrısı, nefes darlığı veya sadece bulantı, kusma da şikâyetler arasında yer alıyor. Koroner kalp hastalığı, kadınlarda erkeklere göre daha ileri yaş döneminde geliştiğinden kalp krizi semptomları diğer hastalıklar tarafından maskelenebiliyor. Bu gibi nedenlerle kadınlar bulguları fazla ciddiye almıyor. Hatta kadınlarda hiçbir şikâyet olmadan kalp krizi de gelişebiliyor. Fark edilmeden geçirilen kalp krizleri erkeklerle kıyaslandığında kadınlarda daha sık görülüyor. Ayrıca, diyabet öyküsü olan kadınlarda kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm oranı da artıyor.”

(Kaynak: www2.habercem.com.tr, 10 Mart 2011)

Bu haber toplam 2260 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.