1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. KYÖD ve Tophane’de yaşananlar
KYÖD ve Tophane’de yaşananlar

KYÖD ve Tophane’de yaşananlar

“Hiç kimsenin Anadolu’nun bir kasabasında yaşadığı hayat tarzını İstanbul’a dayatmaya hakkı yoktur. Ama hiç kimsenin de buradaki insanların örfünü, âdetini, geleneğini, göreneğini, yok sayma

A+A-

“Hiç kimsenin Anadolu’nun bir kasabasında yaşadığı hayat tarzını İstanbul’a dayatmaya hakkı yoktur. Ama hiç kimsenin de buradaki insanların örfünü, âdetini, geleneğini, göreneğini, yok saymaya hakkı yoktur. Galerilerimiz eğer evlerde oturan yurttaşlarımızın şikayet edeceği bir ses düzeni, bir görüntü varsa onu yapmamaya çalışacak. Ama karşıda oturanlarda komşuluk hakkına saygı gösterecek. Belki sözlü olarak belki yazılı olarak şikâyetler, karşılıklı yakınmalar olabilecek. Bunlara orta yol bulup çözeceğiz.”

Bu sözler, geçtiğimiz Salı akşamı İstanbul Tophane’deki bir sanat galerisinin sergi açılışında sergiye katılan sanatseverlere, çevre halkı tarafından yapılan saldırı sonrası bölgeyi ziyarete giden Kültür ve Turizm Balkanı Sayın Ertuğrul Günay tarafından söylenmiştir.

Sayın Bakanın bu beyanatını gazetesine taşıyan muhabir Sayın Burhan Kaya’nın 24 Eylül 2010 tarihli Vatan Gazetesi’nde yayınlanan haberinde Tophane bölgesinde yabancı turistlerin yoğunlukla rağbet gösterdiği bir hostel (Düşük ücretli konaklama yeri) işletmecisinin, “Mahalle turiste çok saygılı, onlarla sohbet ediyorlar, güler yüzle davranıyorlar. Fakat içki söz konusu olduğunda birden bire kimlik değiştiriyorlar.” Sözleri de bölgede yaşanan olaylara açıklık getirmiştir.

Bütün bunları yan yana koyduğunuzda, kendini laik kesim olarak tanımlayan kesim ile dinsel görüşleri ağırlıkta olan kesimlerin birbirlerini nasıl ötekileştirdiğini, birbirleri ile nasıl ayrıştığını görmemiz noktasından önemlidir.

Şunu hemen belirtmek istiyorum ki, laik ve Atatürkçü olmayı içki içme ile dinsel görüşleri de tarikatlar ile özdeşleştirilmeye çalışılması (Bugüne kadar böyle yapılmıştır) bu iki görüşteki insanların birbirlerini ötekileştirmede en büyük etken olmuştur.

İstanbul Tophane semtinde yaşanan bu olaydan bir gün önce pazartesi günü Kocaeli Valisinin talimatı ile KYÖD lokalinde yaşananlar, oluşları ile birbirlerine benzemezlerse de sonuç itibari ile aynı amaca hizmet etmiştir.

İstanbul Tophane’deki olayda içki içilmesinden ve müzik sesinden rahatsız olanlar işi zorbalıkla kendileri çözmeye çalışmışlar,  KYÖD de yaşananlardan rahatsız olanlar ise işi vali kanalı ile polise çözdürmüşlerdir. Tophane’de saldırı yapanları yakalamakta polis duyarlık göstermezken, KYÖD’de polisin yetki sınırlarını zorlayarak müdahale etmesi düşündürücüdür.

Kim olursa olsun ister KYÖD, ister şahıs müzik sesini etrafı rahatsız edecek şekilde açmasını onaylamıyorum. Yedi yıldır yaşadığım bu kentte çevre kirliliği kadar önemli olan gürültü kirliliğine karşı herhangi bir tedbir alındığına da tanık olmadım.

Sabahın erken saatlerinde başlayan gürültü kirliliği gece geç saatlere kadar devam etmektedir. Bu kentti yönetenler şehir içinde seyreden araçların klakson çalmalarına bile engel olamazken, KYÖD lokalinden yükselen müzik sesini kısmaya çalışmaları anlaşılır değildir.

İstanbul Tophane’deki olay İstanbul Valisi’nin dediği gibi basit bir yaya trafiği sorunundan meydana geldiği nasıl inandırıcı değil ise, KYÖD’de meydana gelen olay da Kocaeli Valisi’nin dediği gibi aşırı müzik sesinden rahatsız olanların talebi ile yapıldığı da inandırıcı değildir.

Bu iki olayda da yıllara dayanan derinlikleri görmemezlikten gelip basit bir olaymış gibi geçiştirmeye çalışılması, bunun da kentlerde asayişi sağlamak başlıca görevi olan ve her türlü istihbaratı bilgilerine ulaşabilen valiler tarafından yapılması, gerçekleri gizleme görüntüsü verdiği için endişelerimizi bir kat daha artırmaktadır.

Değerli okuyucular burada felaket tellallığı yapmak istemiyorum. Ama geçmişte mezhep kışkırtmalarını basite alan yöneticiler yüzünden Kahraman Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarına tanık olmuş biri olarak, her olayın derinliğine incelenmesi ve soruşturulması gerektiğine inananlardanım. Bunları yaparken de evrensel ölçüde insan haklarına saygı göstermek ve hukuk kurallarına uymak birinci öncelik olmalıdır.

Hiç kimse yaşam biçimini bir başkasına dayatmamalı, bir başkasının yaşam biçimine müdahale etmemeli, en önemlisi mahalli idare yöneticileri başta olmak üzere devletin görevlileri bu işlerde hukukun dışında müdahil olmamalıdır.

KYÖD’de yaşananları kent yöneticilerinin gençlik hatası olarak görmek bir başka hata olur. Halkımız üzerinde oynanmaya çalışılan bu oyunu; içinden çıkardığı Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş Veli gibi düşünürlerin hoşgörüsü ile yine halkımız bozabilir.

Bu haber toplam 724 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.