1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Lisan-ı Münasip
Lisan-ı Münasip

Lisan-ı Münasip

Madam Bovary’nin müellifi Flaubert diyor ki, “en âhenkli kelime, en doğru kelimedir. Ve asıl ehemmiyet verilecek şey söylenen şey değil, onun söylenişidir.” Ne harikulade bir tespit! İşte

A+A-

Madam Bovary’nin müellifi Flaubert diyor ki, “en âhenkli kelime, en doğru kelimedir. Ve asıl ehemmiyet verilecek şey söylenen şey değil, onun söylenişidir.”

Ne harikulade bir tespit!

İşte Başbakanımız, onun dilinde her sözcük yeni mana ufuklarına doğru kanat çırpıyor adeta… Hitabetindeki incelik, söyleyişindeki nezaket sağırların bile nazarı dikkatini celbedecek kudrette… Her söylediği olay oluyor… Konuştuğu her mevzu gündem oluyor.

En az Başbakanımız kadar hürmet beslediğimiz sulu gözlü, yufka yürekli bakanımız Bülent Arınç geçenlerde İnegöl’de Başbakanımızın müthiş sabrını yere göğe sığdıramadı. “Ben daha sabırsızım ama Allah Tayyip Bey’den razı olsun. O sabır örneği bir insan, Hazreti Eyüp gibi maşallah. Nelere sabrediyor bir bilseniz. Bir insan düşünün 22 saat ayakta. Millet için gözünü kırpmadan çalışıyor.”

Efendim Arınç yerden göğe kadar haklı… Her ne kadar hükümetimiz “iyi polis” rolünü ona verse de zaman zaman kantarın topuzunu kaçırmıyor değil. Manisa’da konuşma yaptığı sırada kendisini eleştiren köylüye ezcümle şöyle seslenmişti: Bilmem nereden çıkar gibi laf etme, terbiyesiz!”

“Çiftçiyi öldürdünüz, üzümün kilosu 40 kuruştan satıldı” diyen 70 yaşındaki Mehmet Boğa adlı köylüye de, “Sağdan soldan laf atarsanız, hem kötü niyetli hem saygısız olursunuz. Ben meclis başkanıyım, bir meclis başkanı konuşurken böyle terbiyesizlik olmaz!” sözleriyle nazik bir şekilde uyarmıştı.

Geçen seçimlerde, seçimden sonra bizi hatırlamazsınız diyen başka bir köylüye ise, “Seni kim yolladı buraya terbiyesiz. Sen bir defa saygılı ol, haddini bil. Öyle bilmem nerelerden çıkar gibi laf etme. Ben senin gibi yalancı somun pehlivanı değilim. Ben siyasete başladığımda kısa donla gezenler şimdi laf atıyor” buyurmuşlardı.

Sayın Bakanımızın bu içtenlikli sözleri, kederlerimize, neşvelerimize, tercüman oluyor. Bu öyle bir lisân ki ruhumuzun derinliklerini titretiyor ve AK Parti felsefesinin arkasındaki derin mana ile bizi yekvücut kılıyor.

Bu öyle bir lisan ki prompter cihazından okunmuyorsa eğer dokunduğu her yeri yakıyor… Kırıyor, döküyor… Yine de alkış alıyor, yine de huşu içinde dinleniyor.

Prompter cihazı demişken, bütün dünyada siyasi hitabetin seyrini değiştiren bu cihazın mucidi Hubert J. Schlafly geçtiğimiz günlerde ABD’nin Connecticut eyaletinde 91 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Miting meydanlarında çift taraflı olarak bu cihazın karşısına geçen Başbakanımız en azından bu cihazdan okuyarak da olsa rahmetlinin arkasından Allah razı olsun diyemez miydi?

Bu cihaz olmasaydı daha nice potlar kırılacak, daha nice gönüller yaralanacaktı. Dilin kemiği yok… Bülbülün çektiği dili belası…

Bakınız siyasette yaygın olarak kullanılmaya başlanan twitter hususunda ne buyurdular:  “twitter miwitter ile olmaz. Tezek kokusunu hissedeceksiniz!”

Peki facebook?

“Facebook filan, falan. Bunlar çirkin berbat, herkes adına buralarda her türlü ahlaksızlık yapılabilir.”

Kılıçdaroğlu sürekli çık karşıma, ekranlarda kapışalım diyor ya, Başbakanımız prompter cihazını alsa da gelse, Kılıçdaroğlu’nun ağzının payını verse fena mı olur?

Bu haber toplam 1159 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.