1. YAZARLAR

  2. Sevcan TAMER

  3. MADEM İSTİYORSUNUZ, SEVE SEVE YAZARIM…
Sevcan TAMER

Sevcan TAMER

Yazarın Tüm Yazıları >

MADEM İSTİYORSUNUZ, SEVE SEVE YAZARIM…

A+A-

   Geçen  gün  karşılaştığım  ender  kalmış  baba  dostlarımın  birisiyle  ayaküstü  yaptığım  sohbet  ardından  iyice  anladım ki,  eskilere  ve  kaybettiklerimize  özlem  oldukça  artmış.. Böyle  birden  karşınıza  çıkan  bir büyüğün sitemkar  hatırlatmalarıysa,  yüze  kamçı  gibi  çarpıyor.. Bazen  acıtıyor,  bazen  ağlatıyor. Ancak,  pek  güldürdüğü  söylenemez. Bu tür geçmişi  hatırlatan  konuşmaların  geçtiği  her  ortamdan  bana  yansıyan  aynen  böylesi  bir  ruh  halini  aksettiriyor  aslında. Bu  nedenle de  konuştuğun akil  dostlarımın  çoğunun  hüzün  dolu  oluşuna dayanamıyorum..  İşin  bir  başka  yanıysa, İzmit  geçmişine  duyarsız  kaldığımızı  düşünerek  başta  bana,  sonraysa  tüm  İzmitlilere  gönül  koymaları  ve  geçmiş  günleri,  atalarımızı  unutacağımız  olasılığıyla  karamsarlığa  bürünmeleri  ne  kadarda  üzücü  değil mi.?  Ne  zaman ki  onları  heyecanlandırıcı,  geçmiş  yılları  gündeme  getirici  bir TV  programı  yapsam  veya  köşemde  yazsam,  ya  beni  arayarak  veya  gördükleri  yerde  “Sevcan  kızım, bu  gün  gene  beni  ağlattın  ve  o  günlere  götürerek  çocukluğumu,  gençliğimi  yaşattın,  sağ  ol  be  kızım” sözleriyle  mutlu  olduklarına  şahit  olmuşumdur.. Ve  hemen  ardından  da,  diğer  okurlarımın  da  arzuladığı  gibi “ Ne  olursun,  bunları  yazmaya,  program  yapmaya  devam et..  Oralarda  biz  kendimizi  buluyoruz”  isteği  gelirdi.. İşte  Pazartesi  günü  karşılaştığım  Hayrettin  amcam da  lafın  arasında  benden  bunu  istedi.. Eeee  o  zaman  yazmaz mıyım?.  Bende  onlardan  çook  var.. Hem de  ilk  ağızdan  dinlediklerim. Yani  orijinal.. Madem  istiyorsunuz,  kendime de  nostalji  yapayım  hadi..    İşte  sizlere  1998  yılında  yaptığım  doyurucu  bir  sohbet  sonrası  kaleme  aldığım, köşe   yazılarımdan  biri. Değerli  büyüklerimi  hiç  unutmuyor   özlüyor  ve  rahmetle  anıyorum..                

ESKİ  İZMİT VE CUMHURİYET  ÇOCUKLARI... 04- 02- 1998  

    Bu  haftaki  televizyon  programımı  son  derece  zevk  alarak  tamamladım. Bir  çok  izleyenimin de  benimle  aynı  duyguları  paylaştığını,  ekran  aracılığıyla  kurulan  bağ  hissettirdi  bana.. Programıma  konuk  olarak  katılan  iki  sevgili  büyüğüm  öylesine  yaşayarak  anlattılar ki  anılarını,  kendimizi  adeta  o  günlerde  yaşıyor  sandık.. 
     Sayın  Nihat  Durak  ve  Sayın  Ali  Koç  Demirören. İki  saygı,  sevgi  timsali, iki  tatlı  insan. Eski  İzmit’i  anlattılar  bizlere. Bayramlarını,  Ramazanlarını  anlattılar. Eski  örf  ve  adetleri,  eski  dostlukları, beklentisiz  arkadaşlık  ve  komşulukları.. Ve  şu  zaman da  hiç  bulunamayan  bir  takım  manevi  değerleri,  heyecan ve  özlemler  içeresinde  anlattılar, anlattılar. Bu  sevgi,  saygı  ve  maskesiz  dostluk  dolu  hayat  serüveninde  yaşadıkları  tüm  anıları,  benimle  ve  izleyenlerimle  paylaştılar.. 

   Ben  gözlerimde  biriken  yaşları  zorlukla  tutmaya  çalışırken,  anlatılan  her  yaşam  kesitinde  kendimden  bir şeyler  buldum  inanınız. Stüdyo da  esen  nostalji  rüzgarı  iyice  etkisi  altına  almış  olmalıydı  hepimizi.

Saf,  bakir,  tertemiz  bir  şehrin  çocukları,  yine  aynı  şehrin,  birileri  tarafından “Sanayileşme  Seçimini”  yaptırarak,  ölüm  fermanının  ilan  edilişine  şahit  olmuşlardı. Ellerinden  göz  göre  göre  alınmıştı  tüm  hayati değerleri.  Ne  doğa  kalacaktı,  ne  tarih  nede  kültür. Bakın  anlattıklarına.. Bu  gün  inanılır  gibi  değil. Billur  bir  deniz. Denizden  fışkıran  bereket. Istakozdan  tutunda, barbunya, levrek, karagöz  ve  iri  iri  midyeler. Âmâ  yok  artık  ve  bu  yok  oluş,  maddi  yönden  vurmuştu   İzmitliyi. Acaba  anlatılan  bu  güzellikler  gerçek miydi.? Yoksa  tatlı  bir  rüya mı  görmüştü  değerli  büyüklerim. Ancak  inanır mısınız,  hüzünlenerek  değindikleri  sayısız  kayıplarının  şaşkınlığını,  bunca  yıl  geçmesine  rağmen  daha la  yaşıyorlardı. Peki  ya  kültür  kaybı..  Ona  ne  demeli. Kültürünü  nasıl  kaybetmişti  İzmitli.? Nereye  gitmişti  eski  saygı  sevgiler. Hürmet  ve  nezaket. Neden  havasıyla,  deniziyle,  yeşili,  meyvesiyle  birlikte  terk  etmişlerdi bizleri. Bu  konuya da  uzun,  uzun  değindik..  Sebepler  sıralandı.. 
“ Göç,  eğitim  eksikliği,  yetişme  tarzı,  medya”  dediysek de,  tam  anlamıyla  çıkamadık  işin  içinden. Nihat  Durak  eski  bayramları  ve  bayram  yerlerini  anlatırken  öylesine  yaşadı ve  yaşattı ki,  kayık  salıncakları  dışarıda  bizi  bekliyor  sandık. Atatürk’ü  anlatımıysa,  her kesin  dinlemesi  gereken  ayrı  bir  zevkti. Ali  Koç’un  elinde  bulunan  ve  çok  eskilere  dayanan  tarihi  belgelerin  tek  tek  irdelenmesi  ve  söylenen  eski  şarkılar,  bambaşka  bir  hava  ve  hüzün  kattı  geceye. Programa  telefonla  katılan  bir  çok  seyircinin  yorumlarından da  anladığıma  göre,  İzmit’in  geçmişine  vakıf  olan  bu  değerli  büyüklerimin  anlatımlarına  ihtiyaç  oldukça  çoktu….Ve  bunu  sıkça  istiyorlardı..  Toplumumuz,  unutulmaya  yüz  tutan  geçmişine,  kültürüne  susamış,  için, için  yanmaktaymış  adeta..Tabiatı  ile  toplumların  kendilerini,  öz  geçmişlerini  tanımaları,  bulmaları  için  en   güçlü  faktör,  kültürleri  ve  canlı  tanıklarıdır. Kültürümüz  nasıl  yok  olmaya  doğru  gidiyorsa,  canlı  tanıklarımız da  aynı  hızla  bir  bir  ayrılıyorlar  aramızdan.. 

    Üzgün,  kırgın  ve  vefasızlık  isyanı  içerisinde. Aslında  onlara  neler  borçlu  olduğumuzu  idrak  etmeli  ve  asla  unutmamalıyız. Onların  ellerinden  öylesine  değer  verdikleri  ve   kutsal  saydıkları   olguları  alınıp  yok  edilmiş ki,  telafisi  hiç  bir  şekilde  mümkün  değil.. 

   Diline,  dinine,  geçmişine  ve  geleceğine  sımsıkı  bağlı,  Atatürk’ün  “ CUMHURİYET  ÇOCUKLARI” bu  gün ki  bakış  açısı  ve  kavram  kargaşasında  kaybedilmemelidir. Ben  hepsine  sağlıklı  ömürler  dilerken,  ışıltılarıyla  bu  günkü  topluma,  bilhassa  gençlere  eşi  emsali  bulunamayacak  katkılar  hediye  edeceklerine  inanıyorum. Ve  onlara  şu  mısralarla  sesleniyorum.. 
  Bir  an  gibi  gelip  geçer,  ömrün  gerçek  bölümü, 
  Elde  kalan acı-  tatlı  anılarla  dopdolu  hatıralar  düğümü.. 
  Gelin,  ne  olur  anlatın.. Öğrenmek  istiyorum  ilimin  geçmişini.. 
  Kazınsın  beyinlere,  İzmit  tarihinin  dünü   ile  bu  günü….                  

Bu yazı toplam 1300 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum