Bazı okurlarım, “Bu adam yine kendinden, yediklerinden içtiklerinden söz ediyor” diye kızıyor olabilir. Ama emin olun maksat, kendimi anlatmak değil. Hiç değilse pazar günleri siyasetten, eleştirilerden uzak “Hafif” yazılar yazmak, bu yazılarla bu kentin güzelliklerini de bir miktar anlatabilmektir.
Piknik kültürüm yoktur. Toplayayım çoluğu çocuğu, arabanın bagajına bir kilim, bir mangal atayım, evde hazırlanmış dolmalar, börekler, paketlenmiş mangallık etlerle çayır çimene, mesire yerlerine gideyim türü bir etkinlik hayatım boyunca yapmadım. Hele hele yemekli ev gezmesi, hiç tarzım değildir. En sevdiğim, yanında kendimi en rahat hissettiğim dostlarıma bile yemekli ev gezisine gitmek bana işkence gibi gelir. Bunu bildikleri için, dostlarım da bana pek gelip gitmezler.
Geçen çarşamba günü ilimiz, son yıllardaki en kalın, en güzel, en beyaz kar örtüsü ile kaplanmıştı. Malum, çarşamba benim hafta tatili. Ev halkı da artık bu güzel karlı havada bir program bekliyor, gezmek, karda yürüyüp, yuvarlanmak istiyor.
Çarşamba öğleden sonra ne yapabileceğimi düşünürken, çok sevdiğim bir dostum aradı. İstanbullu. Çok görmüş geçirmiş, hayatı ve hayatın tatlarını çok iyi bilen, eşi de misafir ağırlamaktan büyük keyif alan son derece zarif bir hanımefendi olan dostum, bir süre önce bıraktı İstanbul'u Bağdat Caddesi'ni, gelip Balaban'a yerleşti. Site içinde şömineli bir evde karı-koca baş başa yaşıyorlar. Zaman zaman İstanbul'dan çocuklarını, gelin, damatları, zaman zaman da dostlarını davet ediyorlar. Sabahları temiz havada yürüyüş yapıyor çevredeki köy pazarlarını geziyorlar.
Balaban'a yerleşen İstanbullu arkadaşım, “Üşenmeyin, kalkın buraya gelin. Mangalı yakayım.
Mükemmel bir kar tablosu var. Bir daha böylesi olmaz. Şöyle bir karda mangal keyfi yapalım” dedi.
Ben tırsık adamım. Bu havada araba kullanamam. Piknik-mangal kültürüm yok, yemekli ev gezmesinden hiç hoşlanmam. Önce itiraz ettim. “Bu havada tehlikeli. Oralara kalkıp gelinir mi?” falan diyorum. Ama arkadaşım benden büyük, payladı, “Ulan biraz medeni ol. Biraz macerayı göze al. Sen korkuyorsan, ben gelip sizi alırım, akşama da geri getiririm” dedi. Benim açımdan daha fazla kıvırma imkanı kalmamıştı. Fazlası ayıp olacaktı.
Bizimle birlikte, ortak dostumuz Efe ailesi (Nesrin-Fikret Efe) de aynı daveti almıştı. Zaten özellikle yaz aylarında üç aile hep birlikte yaşıyor, oturup kalkıyoruz. Fikret Ağabey'e, “Ben araba kullanamam” dedim. Hadi gitmeye gitsem, dönüş için orada içki içemeyeceğim. Fikret Efe de getirip, götürmeyi üstlendi.
İzmit içinde 15-20 santim, belki daha fazla kar var. Biz 4 kişi yola çıktık. Havada her an daha da kar yağacak izlenimi var. Ama yol mükemmel. Balaban'a gidip gelirken, genellikle Suadiye yolunu kullanırız. Bu kez işi garantiye alalım diye, ana yolu tercih ettik, Acısu, Derbent üzerinden Şirinsulhiye-Nüzhetiye-Balaban güzergahını seçtik.
Siyasi büyüklerimizin ve Valimizin ilk vaatlerine göre 2010 yılı sonunda bitmiş olması gereken Sapanca Yolu'nun her yanı bembeyaz karla kaplı. Yol tek şerit, ama tertemiz. Duble yol inşaatı için malum önce boru hatlarının değişmesi gerekiyor. 2 yıldır bu borular değişmedi, yol inşaatı bekliyor. Duyduğuma göre bu yol güzergahındaki Tüpraş boru hattını değiştirme işini de AKP'de siyaset yapan, asıl işi “boru döşemek” olmayan önemli bir siyasetçi üstlenmiş. Bir türlü toprak altına döşenemeyen borular da yol kenarında karla kaplıydı.
Nefis manzaralardan geçiyoruz. Her taraf, tablo gibi, takvim yaprağı gibi. Hele önümüze çıkan Samanlı'nın eteklerini, izlemeye doyamazsınız. Derbent köprüsünden geçtik. Belediye tam köprünün başlangıcına çok güzel yeni bir park yapmış. Karla kaplı. Çocuklar hoplayıp, zıplıyorlar.
Derbent merkezde, Büyükşehir Belediyesi'nin trenlere alternatif olarak başlattığı Tuzla seferi için saatini bekleyen gazlı Büyükşehir otobüsünü gördüm. “Helal olsun, sistem işliyor” diyerek sevindim.
Balaban'a geldik. Misafir olacağımız evin bulunduğu siteye girdik. Pek çok yere hiç ayak basmamış, hiç araba geçmemiş. Olağanüstü güzel bir kar tablosu. Bizi ağırlayacak evsahibi, evinin önüne mangalı çıkartmış. Benim ayaklarımda temizlik işçilerinin giydiği türden naylon çizmeler var. Kendimi diz boyu kara bıraktım. Çocuklar gibiyim. mangal kömürünü evsahibi yellerken, ben rakıyı açtım. Biz balkondayız, hanımlar evin içinde.
Rakıyı, suyu koydum. Ne kadar soğuk olursa olsun, rakıyı seyreltmek, tadını almak için mutlaka buz atarım. İçeriden buz istemeye utandım. Baktım, evin balkonu üzerindeki damın pervazından buzlar sarkıyor. Boyumun yettiğini kopartıp, rakının içine attım. İlk kez doğal buzlu rakı içiyorum. Tavsiye ederim, mükemmel.
Mangal kısa sürede yandı. Evsahibimiz görmüş geçirmiş, racon bilen insan. Önce ızgaranın üzerine hafif acılı sosla terbiyelenmiş tavuk kanatlarını koydu. Sonra, belli ki özel bir yerden alınmış, kalem gibi pirzolalar. Üzerleri kekikli.
Ben doğal buzlu rakının ilk dublesini bitirirken, etler hazır oldu. Fikret Ağabey dönüşte de araba kullanacak. O içemiyor, ben devam. Etler pişince içeri girildi. Evin içinde şömine yanıyor. Kocaman kütükler kor olmuş. Şöminenin ateşi, dışarıdaki bahçede bembeyaz karın üzerine vuruyor.
Minik kuşlar karda yiyecek arıyor, atıyoruz. Kuşların peşinden sinsi sinsi kediler geliyor. Biz altı kişi, bembeyaz karlarla kaplı doğanın mucizelerini izliyoruz. Pirzolaların ardından mangaldan “Satır köftesi” geldi. Masada salata, börek, pilaki de var. Tamam artık, bittik. Doyduk, başka bir şey yiyemeyiz diye nazlandığımızda ev sahibi, “Durun bakalım. Karda mangal yakılır da sucuk olmadan yemek biter mi?” dedi.
Servisin sonunda bir de mis gibi sucuk cila.. Güneşin ışığı bitip de, ortamı sadece karın beyazlığının aydınlattığı vakitte Balaban'dan İzmit'e dönüşe geçtik. Arabayı alkolsüz Fikret Efe kullanıyor. Ben hala, çevredeki karı seyrediyor, “Vay canına ne sucuktu” diye başlayan cümlelerle müthiş mangal ziyafetine övgüler gönderiyorum.
Kıssadan hisse. Şimdilik Sibirya'dan gelen kar bitti. Bugünlerde Libya'dan gelen sıcak hava var. Ama meteorolojinin tahmin ettiği gibi, önümüzdeki günlerde yine böyle bir kar gelirse, kar üzerinde bir mangal keyfi için fırsat kollayın. Hele hele Balaban civarından bir ahbabınız davet ederse, bırakın nazlanmayı hemen kabul edin. Bu şehir çok güzel. Yazı da, kışı da baharı da çok güzel. Ben hiç karda mangal keyfinin tadını bilmezdim. Ayıptır söylemesi Uludağ'ı bile bu yaşıma kadar görmedim. 50'den sonra “Karda sucuklu mangal” neymiş öğrendim. Ayrıntılara önem verin. Rakının buzunu, saçaktan sarkan sivri buz çubuğundan koyun. Daha keyifli oluyor. İyi pazarlar.




















Yorumlar
Ozgurlukcu- İskilipli hocaya itibar iadesi isteyenden laiklik referandumu isteyip devletçi anlayışların kıldan tüyden olmadık haberlerini verebilen yerel basınımızın toplumsal muhalefetin tek özgürlükçü dinamiği halkların demokratik kongresinin her cumartesi değişik temalı açıklamasına gazetede yer verip sitede yer vermemek eşitlik ve adaletli basın etiğine uymamıştır. Şu sitenizide yenileyin artık gazetenin ulaşmadığı yerlerdede merakla yazılarını beklediğimiz makalelere ulaşalım. Çokmu zor.
Yanıtla Beğen 05 Şubat, 21:24