Değerli hemşerimiz Cavit İnam, bu sütunların yakın takipçisi. Gerekli gördüğü durumlarda kendi yorumlarını yapıyor. Sayın İnam’ın son yorumu biraz uzun, ama okunmaya değer:
“Sayın Gündoğdu,
4 Şubat 2012 tarihli köşenizde; “KARŞI DEVRİM!” başlığı altında kaleme aldığınız yazınızı, değerli hemşehrimiz Mustafa Küpçü’nün yorumuna yer vererek, “Sonuçlarına razı mıyız? sorgulaması ile bitirmiş bulunmaktasınız.
Değerli fikir adamlarımızdan Namık Kemal’in,“Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar” atasözü değeri taşıyan deyişinde, fikirlerin çatışmasından gerçeğin ortaya çıkacağını ifade etmektedir (demokrasiyi ne güzel tanımlamaktadır). Bu bağlamda, yazıda ortaya konan değerlendirme ve görüşlere katkı yapmayı bireysel sorumluluğumun gereği olduğunu düşünmekteyim.
Öncelikle, dünyamızın devinim içinde olduğu, sürekli değiştiği ve dönüştüğü gerçeğini kabul etmek gerekmektedir. Değişen koşullara uyum sağlamak ve politikalar oluşturmak kaçınılmaz olmaktadır. Bu bağlamda geçmiş yüzyıllara nazaran 20. yy sonu ve 21. yy başı itibariyle farklı bir dünya konjonktürü ile karşı karşıya olduğumuz gerçeği genel kabul görmektedir. Yaşadığımız süreç “Bilgi Çağı” olma özelliğini öne çıkmakta, küreselleşme ivme kazanmakta, ulus ötesi yapılanmaları ise tartışır kılmaktadır.
Küreselleşmenin miladı konusunda bir tarih vermek olanaklı değildir. Ancak,“Yeni Dünya Düzeni” açısından, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, Berlin duvarının yıkıldığı 1980 yılların önemli bir kavşak olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Sovyetler Birliği’nin dağılması, sosyalizm uygulamalarının başarısızlıkla sonlanması sonucunu doğurmuştur. Merkezi planlamaya dayalı, uzaktan kumandalı, piyasayı dikkate almayan, arz-talep dengesini gözetmeyen uygulamalar sistemin iflasının neden olmuş, modelin çökmesine yol açtığı görülmüştür.
Bu kez aynı yıllar yani 1980 itibariyle, ABD ve İngiltere’nin öncülük ettiği neo-liberal ekonomi politikaları kapitalizmin yeni yol haritası olarak gündeme taşınmış ve uygulanmaya başlanmıştır. Piyasaların kutsandığı, devletlerin mülkiyeti konumunda olan ekonomik işletmelerin, özelleştirme kanalıyla özel sektöre devredildiği, devletler arası ticari ilişkilerde her türlü engelin ortadan kaldırıldığı, “Tahkim Kurumu” örneği gibi devletler üstü kuruluşların işlerlik ve ağırlık kazandığı bir sistemin uygulamasına imkan sağlanmıştır.
Dağılan Sovyetler Birliği’nde yer almış bulunan, Orta ve Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinin büyük bölümü, AB entegrasyonuna dahil olarak, küresel sistemin bir parçası olmaya, kapitalist sistem uygulamalarına yer vermeye başlamışlardır. Bu arada, Rusya’da da pazar ekonomisine geçiş yaparak, özelleştirme sürecini yaşamış, yabancı sermayenin ülkesinde konuşlanmasını imkanlı kılmıştır.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin sosyal ve siyasal alanda marksizim ideolojisine bağlı kalmasına karşın, ekonomi alanında neo-liberal politik uygulamalarına katıksız yer vererek, küresel sistemin önemli bir aktörü olma konumunu sürdürmüştür. Güney Amerika ülkelerinde sol politika uygulamalarının çağdaş standartlara uygun olmadığını kabul etmek gerekmektedir. Geriye nostaljik Küba kalmaktadır. Ortadoğu ülkelerini kapsayan Arap Baharı diye adlandırılan gelişmelerin ve Afrika ülkelerinde yaşananların demokrasiye geçme ve küresel sisteme entegre olma çabaları olarak algılamak gerekmektedir.
2008 yılı içinde, ABD’de baş gösteren finansal krizin, “Kapitalist sistem”in krizi olduğu konusunda genel bir algı oluşmuştur. Sistemin önemli aktörlerinin krizi çözmek ve sistemde revizyona gitmek konusunda yoğun bir çaba içinde oldukları görülmekte, uğraşların nasıl bir sonuç doğuracağı da henüz bilinmemektedir. Öte yandan küresel sistem içinde, yoğun eleştiri ve tepkilere karşın, alternatif ekonomi program oluşturulamadığı gerçeği orta yerde durmaktadır.
Tüm değerlendirmeler ışığında, yeniden ülkemiz gerçeğine dönersek, 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte, küresel ekonomik sistem içinde yer alma politik tercihimiz ortadadır. Yıllar itibariyle ekonomide yapısal değişikliklere gidilmiştir. Siyasi otoritenin mutlak egemenliği altında bulunan Kamu İktisadi İşletmeleri’nin ve Kamu Bankaları’nın ortaya çıkardığı yönetsel sorunlar 2001 krizinin tetikleyicisi olmuştur. Kamu bankalarının rehabilitasyonu için tahminen 40- 50 Milyar dolarlık bir faturanın kamu aracılığıyla halka ödetildiğinin unutulmaması gerekmektedir.
Küresel kapitalist sistemin dünya ölçeğinde ortaya çıkardığı adaletsizliğin varlığı, sistemin aktörlerini de tedirgin etmektedir. Yaşanan kriz sonucu 200 milyon işsize karşın, 900 milyon dünyalının da çalıştığı halde, geçinemediği, üçüncü dünya ülkelerinin mutlak fakirlik çektiği, kişi başına 1. 25 dolarla geçinmeye çalıştığı, fakir ülkelerin insanının hayatta kalma mücadelesi verdiği, zengin ile yoksul arasındaki makasın giderek açıldığı gerçeği, Uluslar arası Çalışma Örgütü (İLO) raporlarından anlaşılmaktadır. Alternatif politika üretme sorumluluğunu, dünya ülkeleri arasında, kendilerini solda tanımlayan siyasi parti ve Sivil Toplum Kuruluşları ( STK)’nca taşındığı unutulmamalıdır.
Yüzyılımız ulusal sınırlar içine çekilmeyi değil, küresel sistem içinde yer almayı zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, stratejik coğrafyası, tarihsel mirası ile ülkemizi küresel sistemin hem ekonomik ve hem de siyasi açıdan önemli bir aktör olma avantajına sahiptir. Öte yandan; küresel ekonomik sisteme dahil olduktan, AB ile üyelik görüşmelerine başladıktan sonra makro ekonomik verilerde elde edilen göreceli başarıları da göz ardı etmemek gerekmektedir (Örneğin yaklaşık kişi başı 10 bin dolarlık milli gelir rakamı). Elde edilen gelirin adil dağılımı ise sol partilerin sorumluluğu altındadır. Muhalefet partilerin ciddi alternatif ekonomik ve sosyal politikalar oluşturup iktidara aday olmaları beklenmelidir.
Özetle çağımızın gerçekleri karşısında, küresel sistem içinde yer alarak ekonomimizin, AB konusunda tam üyelik çabalarımızı yoğunlaştırarak, yönetsel, hukuksal standarlarımızın geliştirilmesi hedeflenmelidir. Söz konusu gelişmeleri dikkate almayan hiçbir siyasi hareketin başarı sağlayamayacağını, halkımızı ikna ederek iktidar olamayacağını düşünmekteyim.
Saygılarımla.”
Cavit İNAM




















Toplam yirmi yorumu onaylanan kullanıcılar güvenilir kullanıcı imzası alıp onay sırası beklemeden anlık tartışmalara katılabilirler.
Bir konuya iki dakika içerisinde sadece bir yorum yazabilir. Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayına verilmez.
Yorumlarınızdan ötürü doğabilecek hukuki sonuçlarından tarafımız sorumlu değildir. Yorum kuralı detayları için buraya bakınız.