1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. MAKAMINIZ YÜKSELDİKÇE, SİZ KÜÇÜLMEYİN
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

MAKAMINIZ YÜKSELDİKÇE, SİZ KÜÇÜLMEYİN

A+A-

Evet, dostlar 31 Mart yerel seçimleri yaklaşırken bütün partilerde Belediye Başkan adaylarını belirlemek için hummalı bir çalışma başladı. Öncelikle bu yerel seçimin hem ülkemiz hem Kocaeli’miz hem de güzel İzmit’imiz için hayırlı olmasını dilerim. Siyasi partililerimizin en sancılı dönemleri ya genel, ya yerel seçim ya da parti kongreleri zamanıdır. Her üçü de bütün partiler için insanların ergenlik dönemine girdiğindeki psikolojik değişim hali gibi mutlaka geçirilmesi gereken dönemlerdir. Partiler bu dönemleri kazasız belasız atlatamazlarsa siyasi olgunluğa asla erişemezler. Bir parti için genel seçim veya yerel seçim kazanıldığında problem olmaz. 
             Seçim dönemlerindeki o stresli çalışmalar esnasında partililer arasında oluşan dargınlar ve kırgınlıklar seçim kazanıldığında o mutlu havayla birlikte hemen unutulur desem yalan olur. Yani seçim kazanmanın verdiği hazla olanların hepsi halının altına süpürülür, ama sakın ha unutulur falan zannetmeyin bir daha ki seçime kadar orada bekletilir. Bir seçim kaybedildiğinde halı tekrar kaldırılır ve altındaki tozlar etrafa yayılmaya başlar. Ondan sonra temizle temizleyebilirsen. Birde partilerin il veya ilçe kongreleri veya Belediye Başkanı belirleme tarafı var. O da ayrı bir handikap. Maalesef kongre zamanı veya Belediye Başkanı belirleme süreci geldiğinde delegeler veya teşkilatların bir kademesin de görevli olan partililer mecburen bir taraf olmak zorunda kalıyorlar. Sanki taraf olunan kişi başka partiliymiş gibi.  
           Ama ne yazık ki seçimi bir liste veya bir Belediye Başkan adayı kazanıyor. Ondan sonra maalesef başlıyor parti içi dedikodu ve tartışmalar. Sen şunu destekledin sen bunu destekledin diye. Aynı parti mensubu oldukları halde birbirlerine darılma ve kırılmalar başlıyor. Maalesef partilerimiz de siyasi olgunluğa ulaşmak her konuda olduğu gibi biraz zaman alıyor. Bu olgunluğa ulaşmanın en güzel yolu teşkilat eğitimlerinden geçiyor. Ama ne yazık ki siyaset sadece ne eğitim ne tahsil nede kitap okuyarak öğrenilecek bir şeyde değil. Nasıl ki yüzmek kitap okumakla değil bizzat suyun içinde olmakla öğreniliyorsa, maalesef siyasette bizzat halkla ve teşkilatlarla iç içe olmakla öğreniliyor. 
          Birde her yerde olduğu gibi her partinin il veya ilçe teşkilatlarında bir ağabey veya sözüne itibar edilen birkaç kişi bulunmalı derim. Eğer böyle birileri olmadığı takdirde parti içerisinde her kafandan bir ses çıkmaya siyaseti bilende, bilmeyende yani anlaşılan ağzı olan herkes konuşmaya başlıyor. Parti içi demokrasi demek herkesin aklına geleni söylemesi demek değildir. Tabii ki herkes bir şeyler bilmeli ama bildiği kadar konuşmalı. Buradan hiç mi konuşmayacağız, tartışmayacağız anlamı da çıkarılmamalı. 
           Zamanı gelince herkes bildiği doğruları söyleyip, eteğindeki taşları dökmeli ama bilin ki bu taşlar dökülürken biraz büyük olanları birilerinin ayağına düşecek. Ondan sonra ayağına taş isabet edenler veryansın başlıyorlar bağırmaya. Birde uzun zaman iktidarda kalan partilerin sıkıntılarından biri de, parti içinde, farklı beklentilerine çözüm bulamayan insanlar, zamanla farklı taktikler uygulamaya başlıyor. Eğer o parti içinde amacı sadece halka ve ülkesine hizmet etmek olan insanların sayısı fazla ise farklı beklenti içindeki insanları parti dışına itmek kolaylaşıyor. .Fakat farklı beklentileri olan insanların sayısı fazla ise vay o siyasi partinin haline. 
          Aslında siyaseti insanlarımız bir şey olmak için değil, bir şeyler yapmak için yaparlarsa ancak o zaman başarılı olurlar. Çünkü bulunduğunuz konumda güzel şeyler yaptığınızda zaten bir gün gelir bir şey olursunuz. Maalesef bazen de yeteri kadar siyasi olgunluğa erişememiş insanlar bazı makamlara geldiğinde makamları yükseldikçe kendileri küçülmeye başlıyor. Nasıl ki yüksek bir yere çıktığınız zaman aşağıya baktığınızda görüntülerin gözünüzde küçüldüğü gibi. Siyasette de ticarette olduğu gibi merdivenleri yavaş yavaş yani sindire sindire tırmanmak lazım. İnanın ne kadar hızlı çıkarsanız, o kadar da hızlı düşersiniz. Birde şunu hiç unutmayın siyasette bir makama gelmek için ah şöyle olsa böyle olsa diyerek hesap yapmak yetmez. Çünkü bir makama gelmek hesap işi değil birazda nasip işidir. Yukarıda söylediğim gibi siyasetle ticareti neden birbirine benzetiyorsanız derseniz. Bende derim ki ticarette elinizde ne kadar güzel ve kaliteli bir malınız olsa da onu gereği gibi pazarlayamayıp satamazsanız zarar ederseniz ya. Siyasette de aynen öyledir, halkınıza ne kadar güzel hizmetler veya işler yaparsanız yapın eğer o hizmetlerinizi halka gereği gibi anlatamazsanız yani yaptıklarınızı pazarlayamazsanız seçimi kaybedersiniz vesselam. Deneyimli bir siyasetçi bir gün makam koltuğunda otururken etrafında ki gençlere makam koltuğunu göstererek bu koltuk sizce nedir diye sorar. Gençlerden bir kaçı sorumluluktur, makamdır, güçtür veya saygınlıktır diye cevaplar verirler. 
         Deneyimli siyasetçi bilemediniz bunların hiç biri değil bu koltuk değirmendir der. Gençler bu cevap karşısında hayrete düşüp efendim nasıl değirmen oluyor izah eder misiniz deyince.. Cevap olarak Der ki bakın çocuklar bu koltuk insan değirmenidir adam öğütür. Anlayana ne kadar harika bir cevap değil mi? Onun için o koltuğa oturan ona güç vermeli o koltuktan güç almamalı. Bakın bu hayatta ne makam, ne mal, ne hayat, ne huzur, ne de keder daima seninle kalmaz. Çünkü bulunduğun makamı bir gün ya ölümle ya da seçimle kaybedebilirsiniz. Bir gün ayrılmak zorunda kalacağın o makamın ardında insanların gönlünde hoş bir seda bıraktıysan ne mutlu sana inanın gerisi boş. Çünkü Türk insanı duygusaldır inanın seçimlerde bile duygularıyla oyunu kullanır. Sandığın başına gittiği zaman senin yaptığın hizmetleri de, söylediğin sözleri de bir anda unutabilir. Ama sizden ne hissettiğini hiçbir zaman unutmaz. . 
         Onun için vatandaşın gönlünü almadan onun oyunu alamazsınız bunu hiç unutmayın. Bazen de siyasette dik durmakla, dik başlılığı da karıştırıyoruz maalesef. Bu da ayrı bir tecrübe istiyor. Çünkü ağzınızdan çıkan kelimeleri beyin ve kalp süzgecinden geçirmek zorundasınız. Düşünmeden söylenen bir söz nişan almadan ateş etmeye benzer. Hangi hedefe varacağını kestiremezsiniz. Yunus emre ne kadar güzel söylemiş. Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı diye. Onun için büyüklerden biri der ki yaradan insanlara iki kulak bir ağız vermiştir. İki dinle bir söyle diye. 

Herkese iyi pazarlar…

Bu yazı toplam 1008 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum