1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Mesleğin namusunu korumak
Mesleğin namusunu korumak

Mesleğin namusunu korumak

Bu haftaki yazıma, sizler adına kendime birkaç soru sorup, yanıt vererek başlamak istiyorum:

A+A-

SORU:1) - “İsmet Çiğit; kendi imzanla yazdığın yazılarına müdahale var mı? Aklından geçen her şeyi yazabiliyor musun?”
YANIT: Şu ana kadar benim yazılarıma en küçük bir müdahale olmadı. İstediğim her şeyi özgürce yazıyorum. Ama ülkenin ve kentimizin içinde bulunduğu yapı nedeniyle, zaman zaman kendi fikirlerime, görüşlerime, kanaatlerime karşı oto sansür uygulamak zorunda kaldığımı da fark ediyorum. 
SORU:2) - “Gazetenin yayın politikasını, tamamen özgürce, doğru bildiğin şekilde yönetebiliyor musun?”
YANIT: Hayır.. Bence daha büyük, daha geniş ve ön sayfadan yayınlanması gereken bazı haberleri küçültüp, iç sayfalardan vermek; bazı aslında çok değerli ve önemli olmayan haberleri büyütüp, ön sayfalardan vermek zorunda kalabiliyoruz. 
…………….
Bu yazdıklarım, günümüz Türkiye’si ve Kocaeli’sinde sadece ÖZGÜR KOCAELİ’nin ve benim sorunum değildir. Ben dürüstçe bu tabloyu yazabilen ve her yerde konuşabilen biri olarak kendimi pek çok gazeteciden daha özgür kabul ediyorum. 
En fazla iktidar yanlısı ve destekçisi olarak gözüken gazete ve gazetecinin de; en sıkı ve cesur muhalif ve iktidar karşıtı gözüken gazete ve gazetecinin de eminim içinde fırtınalar kopuyor. Her şeyi tam olarak istediği gibi yapamıyor.  
Her basın kuruluşunun ve kuşkusuz her basın mensubunun kaygıları var, sıkıntıları, açmazları var. 
Sektör, ekonomik açıdan çok büyük açmazlarla karşı karşıya bulunuyor. İnsanlar gazete okumuyor, gazete satılmıyor. Yazılı basında reklam gelirleri daha önce hiç öngörülmeyecek kadar geriledi. Buna karşın, başta kağıt fiyatları (tamamı ithal) olmak üzere bütün girdiler yine daha önce öngörülemeyecek şekilde yükseldi. 
Bu şartlar altında, basın kuruluşlarının en büyük sorunu, siyasal ya da kurumsal özgürlük ve bağımsızlık değil; ekonomik sorunların zorladığı meslek ahlakına yakışmayacak uygulamalardır. 
………………….
ÖZGÜR KOCAELİ Gazetesinin arkasında bu kentin en büyük, en güçlü firmalarından Haldız Grup’un desteği var. Ancak bu, gazetenin sürekli olarak bağlı bulunduğu kurum üzerine ekonomik yük getirmesi anlamına gelmiyor. Gazetenin en azından kendi ekonomisini düzen içinde tutmak, kendi masraflarını çıkartabilir olmak gibi bir kurumsal zorunluluğu bulunuyor. 
İşte bu koşullar altında, birden bire gazete satışlarını da çok fazla arttırma şansınız olmadığına göre, daralan ekonomik ortamda reklam gelirlerinizi arttırmanız gerekiyor. 
Bir seçim dönemi, özellikle yerel seçim dönemi de, yine özellikle yerel gazeteler için daha fazla reklam alma, daha çok gelir elde etme dönemi olarak değerlendirilir. En azından geçmişte böyleydi. 
Şimdi bunca izahatın ardından kendi kendime 3’üncü ve 4’üncü soruyu sorup, yanıtlamaya çalışayım:
SORU:3) - “İsmet Çiğit, Seçim dönemi başladığı günden buyana, seni ve gazeteyi ziyarete gelen yüzlerce aday, siyasetçi ile haber ve röportaja dayalı sohbetin dışında, 5 kuruşluk reklam pazarlığı yaptın mı?” 
YANIT: Kesinlikle hayır. 
SORU:5) - “İsmet Çiğit; seçim dönemi başladığından buyana gazeteye koyduğun bir haber, gazetede attığın bir manşet karşılığında, herhangi bir siyasetçiye, haberi daha olmadan fatura çıkartıp gönderdin, kendin ya da kurumun için para istedin mi?”
YANIT: Yine kesinlikle hayır. 
…………………….
Mesleğimizi, yani gazeteciliği yakın ve orta geçmişteki Türkiye koşullarında olduğu kadar bağımsız, özgür şekilde yapamıyor olabiliriz. Ama bütün okurlar şundan emin olmalıdırlar: Biz mesleğin namusunu korumak adına azami gayreti ve titizliğimizi sürdürüyoruz. 
Bir kişi, bir tek siyasetçi, bir tek aday çıkıp da, “İsmet Çiğit benimle ilgili bir haber yaptı, arkasından fatura gönderip, para istedi” diyemez. 
Bir kişi, bir tek siyasetçi, bir tek aday çıkıp da, “ÖZGÜR KOCAELİ benden reklam istedi, açıktan para istedi. Reddettim, bunun üzerine aleyhime yazdılar” diyemez. 
Emin olun, her televizyondaki, yerel ulusal her gazetedeki siyasi röportajın, siyasi haberin, atılan manşetlerin, yazılan makalelerin bir fiyatı var. Mesleğin içindeki biri olarak ben bunları rahatlıkla hissedebiliyorum. 
Her röportajda, her haberde, her manşette para kokusunu alıyorum. Yapanları kınamıyorum. Şartlar bunu gerektiriyor. 
Nitekim, seçim dönemi başlarken, gazete ekonomisini nasıl toparlarız diye biz de kendi içimizde toplantılar yaptık. Bana, “Abi nasıl olsa, her aday sana geliyor. Kendini anlatıyor. Senin başını şişiriyor. Sen de her gelen adayı reklam servisine yönlendir, biz de senin yazılarının bedelini keselim” dediler. 
“Olmaz” dedim. Bu gazetede muhtar adayı da, siyasetçi de kendisini görecek.
Seçim dönemi başından beri böyle gidiyor. 
Oysa bu gazetenin de gelirini arttırması lazım. Bu gazetede çalışan onlarca insanın, kendi ürettikleri kaynaklarla kendilerini çevirmesi lazım. 
Şimdi CHP’li dostlar kalkıp soruyorlar: ”Neden bizim haberlerimiz küçük veriliyor?” diye. Acaba CHP’li dostlar hiç kendi kendilerine soruyorlar mı? “Bu yerel seçim döneminde neden ÖZGÜR KOCAELİ’ye beş kuruşluk reklam katkısı bile sağlamadık” diye. Hangi internet sitesine, hangi gazeteye, hangi haber karşılığında ne ödediklerinin dökümünü çıkartabilirim. 
……………
Lütfen ÖZGÜR KOCAELİ’yi bu kentteki herkesin yardımına koşacak, herkesin sesini duyuracak bir hayır kurumu gibi görmeyin. Burası bir ticari müessese. Kendi ayakları üzerinde durması gereken bir şirket. Biz her şeye rağmen, gazetecilik onurunu, namusunu korumak için elimizden geleni yapıyoruz. 
Ama bunun karşılığında biraz katkı ve destek beklemeyi de hakkımız görüyoruz. 
Bütün okurlara, saygılar, sevgiler, sağlıklı ve kazançlı günler dilerim.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.