1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Mısır’ın ve diğer İslam ülkelerinin maküs talihi yenilecek mi?
Mısır’ın ve diğer İslam ülkelerinin maküs talihi yenilecek mi?

Mısır’ın ve diğer İslam ülkelerinin maküs talihi yenilecek mi?

Eğer yazılarımı takip ediyorsanız, görmüşsünüzdür. Aylar önce Filistin’e yardım ulaşmasını engelleyen Hüsnü Mübarek’in uygulamalarını eleştiren “Mısır (Mübarek) nereye koşuyor? Arap ülkelerinin

A+A-

Eğer yazılarımı takip ediyorsanız, görmüşsünüzdür. Aylar önce Filistin’e yardım ulaşmasını engelleyen Hüsnü Mübarek’in uygulamalarını eleştiren “Mısır (Mübarek) nereye koşuyor? Arap ülkelerinin Hal-i Pür Melali!” Başlıklı bir yazı yazmıştım ve demiştim ki:

“Bakınız, dünya hızlı bir şekilde değişim ve dönüşüm yaşıyor. ABD’de bile, Bushvari idare yöntemleri ile o tarz antipati liderler birer birer siyaset sahnesinden siliniyorlar. Şu Arap ülkeleri bir türlü, Hüsnü Mübarek gibi güdümlü siyasetçileri sırtlarından atmıyorlar/atamıyorlar. Kendi duygu dünyasına ters düşen idarecileri demokratik yöntemlerle hak ettikleri noktaya bırakmaları kendilerinin geleceği açısından önem arz etmektedir.

Bildim bileli Hüsnü Mübarek, Mısır’ın başına bir bela gibi duruyor. Estirdiği devlet terörü ile ülkesini dünyanın gözünde küçük düşürüyor. Yaptığı icraatlarla adeta İsrail’in talep ve beklentilerine hizmet ediyor. Bu defacto (fi’li) durum, dünyanın gözünden kaçmıyor. Bu uygulama, Mısır’ın ilk icraatı değil elbet, zaman zaman ülkesinde başlattığı sürek avıyla İslami hareketleri sindirme yöntemleri de hafızalardan silinmiş değil.

Halkı ile kan uyuşmazlığı içinde bulunan idareciler, uzun süre hayatiyetlerini idame ettiremezler. Bu realite biliniyor olmasına rağmen Hüsnü Mübarek ve benzeri yöneticiler nasıl oluyor da bu kadar uzun bir süre idarede kalabiliyorlar? Anlamak mümkün değil.

Bilişim çağının baş döndürücü bir hızda ilerlediği günümüzde, insanları gaflet uykusundan uyanmadan uzun süre bu tarz despot yönetim modellerini içselleştirerek kabul etmeleri beklenemez. Belki Mısır gibi ülkelerde radikal devrimci dönüşüm beklenemez ama tedrici evrimci dönüşüm için bu asır her kes için müsait bir zemin. Bu zemini Mısır halkı iyi kollayamaz ve gereğini buna göre yapamazsa, Irak ve Saddam örneği kaçınılmazdır. Bu tür sonuçlar her ne kadar Mübarekvari diktatörleri tasfiye ediyorsa da, beraberinde mazlum halk kitlesi ciddi bir biçimde zarar görüyor. Böyle bir fotoğraf da, İslam coğrafyası için iyi bir manzara olmasa gerektir.

Allah aşkına şu İslam ülkelerinin haline bir bakıverin lütfen. Hangisinde halkının duygu dünyası, talep ve beklentileriyle örtüşen bir idareci profili var? Hiçbirinde dediğinizi duyar gibiyim. Elhak, evet hiç birinde uyum söz konusu değildir. Yöneticileri başka bir âlemde; halkı ise başka bir âlemde yaşıyor. Zengin ile fakirin arasındaki makas her geçen gün daha da açılmakta. Bir taraftan parasının hesabını bilmeyen Karunların sayısındaki artış; diğer taraftan da bu zenginlik deryası içinde zillet ve meskenet içerisinde hayat sürdüren sefil bir toplum… Bu tezatlık en çok da Arap dünyasında yaşanıyor.

Toplumlar, silkinerek otokontrol sistemiyle, bu ceberut diktatör yapılanmaları bertaraf etmenin yol ve yöntemlerini aramalı, aksi taktirde çağa ayak uydurmaları ve “asude” bir hayat yaşamaları beklenemez”

Evet, üzerinden aylar geçti ve yazdığım bu yazının ne kadar da yerinde bir yazı olduğunu yaşanan gelişmeler gösteriyor.

Diktatörlükle yönetilen tüm ülkelerin Mısır’da yaşanan tüm bu olumsuz gelişmeler karşısında gereken tedbiri almaları ve idari yapılanmalarını yeniden gözden geçirerek halkın önüne sandığı koyup milletin iradesine teslim olmaları gerekir. Şu an başvurdukları bir takım palyatif tedbirler yeterli değildir, oyalayıcıdır ve gaz almaya matuf girişimlerdir. Ezcümle, esaslı tedbirler almaları ve halklarını sandıkla tanıştırmaları gerekir. Aksi taktirde, bir şekilde işgal ettikleri o koltuklarda uzun süre rahat oturmaları beklenemez/mümkün değildir. Zira devir değişti. Toplum bilişim çağında yaşıyor ve dünyada olup bitenleri anında öğrenebiliyor. Hülasa, her sahada transformasyon yaşanıyor. Dolayısıyla, hiç kimse zorba idarecilerin tasallutu altında inim inim inlemek istemiyor; sandığı istiyor, sandığı…

Peki, Türkiye’de sandıklar kurulu iken, halkı sokağa çekmek isteyen ve Mısır üzerinden Türkiye’yi dövmeye kalkan siyaset kalpazanlarına ne demeli? Tabi, onlar kaza sonucu partinin başına gelmeye alışmışlar. Kolaycılığı seçiyorlar. Halka rağmen kazara -iktidar olabiliriz- diye düşünüyorlar, fırsat kolluyorlar ama nafile… Çünkü sandıklar açık ve halk dört yılda bir gereğini yapıyor. Dikta rejimi yok, dolayısıyla sokağa hacet de yok. Gelebiliyorlarsa sandıkla gelirler. Başka yolu yok. Bilmem anlatabildim mi?

Bu haber toplam 779 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.