1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. MÜBAREK 28 ŞUBAT(!)
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

MÜBAREK 28 ŞUBAT(!)

A+A-

Haftada bir yazmanın azizliği olsa gerek, bazı şeyleri zamanında yazmak mümkün olmuyor. Dolayısıyla bu haftaki yazımı da, gecikmeli de olsa, 28 Şubat sürecinde yaşadığım birkaç anekdotu sizlerle paylaşmaya ayırayım istedim.  
Evet, 28 Şubat sürecinin ceberut yapısı tüm veçheleriyle üstümüze, üstümüze geliyordu… Adeta "öküzün altında buzağı aramanın" tüm yol ve yöntemlerini deniyorlardı. 
O dönemde Mazlumder Kocaeli Şube başkanıydım. Bir gün eşim ile birlikte İzmit'te çarşıda alış-verişteyken, gelen telefonla ev ve iş yerimin bordo berelilerce kuşatıldığını, şayet acele edip yetişemezsem, kapıyı kırıp içeri gireceklerini söylediler. Aynı anda iki yerde birden bulunmam fiziken mümkün değil. O an İzmit'te olduğum için evvelen iş yerime uğradım. Baktım ki, etrafta millet toplanmış, dükkânımın kapısında uzun namlulu silahlarla bordo bereliler bekleşiyorlar… Vardığımda, şaşkınlık içerisinde, ne istediklerini sordum. Devrin Cumhuriyet Başsavcısı Nuh Mete Yüksel'in emri ile arama yapacaklarını söylediler. "İrticai, bölücü ve yıkıcı belge" arıyorlarmış. Tabi, o arada ha bire telefon üstüne telefon... Evi kuşatan bordo bereliler de: "Eve acil gel, yoksa kapıyı kırıp içeri gireceğiz" diyorlardı. Neyse ki, iş yerindeki güvenlik güçleri, evin önündekileri arayıp, "yahu başkan yanımızda, buradan ayrılıp size gelecek, acele etmeyin" dedi de, evimin kapısının kırılması gerçekleşmedi. Neyse, apar topar iş yerinden eve doğru koştuğumda, baktım ki, bütün mahalleli seyre gelmiş. Sanki bütün mahalleyi havaya uçuracak bomba düzeneği döşemişim de, uzun namlulu bordo bereliler eller tetikte bekleşiyorlar. Evi açtım, içeri daldılar ve evi didik didik aradılar. Kütüphanemde var olan kitaplarımın dışında kendilerince suç unsuru sayılabilecek hiç bir şey bulamadan ve evimin krokisini çizerek, nerede yattığımı, nerede kalktığımı ve nerede yemek yediğimi şema halinde çizerek, kitaplarımı da alıp gittiler. Açılan davada, beraat ettik. Çünkü hiç bir suç unsuruna rastlanılmamıştı.
Kitaplarım da hala teslim edilmedi…
Tabi, bu muamele sadece bana değil; Türkiye genelinde eş zamanlı ve eşgüdümlü olarak tüm başkan ve dernek yöneticilerine uygulandı. O çerçevede 7 kişilik yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımın da aynı yöntemle ev ve işyerleri arandı, tarandı. 
Evet bir başka anekdot:
Başörtüsü zulmü tüm hışmıyla devam ediyordu... Yemin törenlerine kadar sıçramıştı ve yaşlı anneler askere gönderdikleri evlatlarının yemin törenlerinde görevlendirilen komutanlar tarafından çekiştirilerek tören alanından çıkartılıyordu. Sakallı ve başörtülü insanlar askeri hastanelere ziyaretçi olarak bile alınmıyordu. Asker olan yeğenim Gölcük Askeri hastanesinde ameliyat olmuştu. Devletin resmi imamı amcamın oğlu sırf sakallı olduğu için memur olduğu halde ziyaretçi olarak bile hastaneye alınmamıştı, gerisin geriye gönderildi. 
Üniversite kapılarında başörtülü kızlar içeri alınmamakta, girmek isteyenler de çekiştirilerek yerlerde sürükleniyorlardı. Bir gün başörtülü kız öğrencileri destek amacıyla yemek götürerek üniversitenin girişinde ziyaret etmek istedik. Anıtpark’ın bulunduğu yerdeki kampüsün önünde örtülü kız öğrencilerinin en az iki katı kadar polis vardı ve sanki terörist avına çıkmışlardı. Her birinin elinde uzun namlulu silahlarla kızların üniversiteye girişlerini engellemeye çalışıyorlardı. Yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri kızlara verirken bile zorluklarla karşılaşıyorduk. Ama hepsinden en hazin olanı da, orada ne bir dernek, ne bir vakıf, ne de sırtlarından siyaseten nemalanan bir parti ve ne de o çocukların ebeveynlerinden kimsecikler yoktu ve ben o zaman dedim ki, biz bu işi baştan kaybetmişiz arkadaş!
Emniyet yönetiminin kahir ekseriyetinin Feto’cu yapılanmanın elinde olduğu düşünüldüğünde ki, öyle olduğu süreç içerisinde anlaşıldı. Durumun vahameti daha da iyi anlaşılıyor. 
Evet,    
İnsan haklarının, temel hak ve hürriyetlerinin, düşünceyi ifade etme hürriyetinin, demokrasinin ve milli iradenin ayaklar altına alınıp iğdiş edilmenin adıdır 28 Şubat.
Kara bir leke olarak tarihe geçen bu meşum girişim, keza mütedeyyin kesimin ensesinde boza pişiren o ceberrut yapısı, her daim kötü bir örnek olarak tarihin çöplüğünde hak ettiği yerini alacaktır. 
Bu kötü örnekten yola çıkarak, 28 Şubatvari söylem ve eylemlerden, güç zehirlenmesinden ve ötekileştirmeden empati yaparak şiddetle kaçınmamız gerekir. Bundan büyük zarar gören mütedeyyin kesimin bu kötü örnekten dersler çıkartarak aynı hastalığa düçar olmaması için azami gayreti sarf etmesi yakıcı ihtiyaçtır. Aksi takdirde aynı duruma düşmek, ileride kendimizi evlatlarımıza anlatmakta güçlük çekeriz ki, bu da bizim için bir yüzkarası olur.
İnadına insan hakları…
İnadına temel hak ve hürriyetler…
İnadına milli irade…
İnadına empati...
İnadına hoşgörü…
İnadına ötekinin hakkı…
İnadına adalet ve
İnadına özgürlük...
M. Zeki CANŞİ

Bu yazı toplam 1159 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.