• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Kocaeli -1 °C

Mutlaka sarsılıyor, ama yıkılmıyor

İsmet ÇİĞİT
AKP 2001 yılında, Türkiye’nin yeni bir lidere, yeni siyasi harekete ve yeni siyasi kadrolara çok fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde kuruldu. Partinin kuruluşunda, tüzüğünde ve söylemlerinde en çok dikkati çeken konu, “Parti içi demokrasi” konusundaki söylemlerdi. 
Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, Milli Görüş’ten,  rahmetli Necmettin Erbakan’ın partisinden koparken, ilk ve en büyük gerekçe olarak, parti içi demokrasinin çalışmamasını göstermişlerdi. 
2002’de Türkiye’de siyasi ortam, yeni ve karizmatik bir lider öncülüğünde, halka şeffaflık, parti içi demokrasi, dürüstlük vaat eden yeni bir siyasi hareket için son derece uygundu. ANAP tükenmişti..  Ecevit çok yaşlanmış, DSP gözden düşmüştü. MHP, zaten iki koalisyon ortağı ile bu işin yürümeyeceğini anlayıp; hükümeti bozarak erken seçime giden parti durumundaydı. 
2002 yılı kasım ayındaki genel seçime gidilirken, CHP iktidar umuyordu. Ama başında Baykal vardı. Değişim ihtiyaç ve özleme içindeki toplum, Baykal liderliğindeki CHP’ye de güvenmiyordu. Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, “Türkiye’ye seven, Türkiye’nin artık krizlerden çıkmasını isteyen” herkesin sempatisini kazanıyordu. Üstelik, daha o dönemden başlayarak ilk kez bir parti ve bir lider ülkenin bir bölgesindeki terör, ülke genelindeki “Kürt” sorunu için, kardeşlik açılımı ile çözümü yüksek sesle söyleyebiliyordu. 
AKP, ülkenin her yerinden oy alarak, neredeyse her ilinden milletvekili çıkartarak-oylarının oranı yüzde 40’a ulaşamasa da-  tek başına iktidara geldi. 
…………..
AKP,  sonrasındaki her seçimde- 7 Haziran 2014 hariç- oylarını hep arttırdı, iktidarını güçlendirdi. Zaten 2002 Kasım ayındaki genel seçimlerin ardından arkasına çok büyük rüzgar almış, 2004’deki yerel seçimlerde de rakiplerini süpürerek yerel iktidarı elde etmişti. 
2003-2007 arasındaki dönemde çok iyi işler yapıldı. Derin ve ağır kriz ortamında devraldıkları ülkede  işleri genel olarak yoluna koydular.  Türkiye çok dağınık bir koalisyonun iktidarsızlığı döneminden, çok kararlı ve işine dört elle sarılan bir lider öncülüğündeki güçlü iktidarın yönetimine geçmişti. İşler düzeliyordu. Devlet kapısında herkese eşit davranılıyordu. Halkın en önemli sorunu olan sağlık sorunu konusunda devrim niteliğinde işler yapılıyordu. 
AKP, 2007 yılındaki genel seçimleri, iktidardaki ilk döneminin başarıları sayesinde hak ederek ve oylarını yükselterek kazandı. Yavaş yavaş toplumda kutuplaşma başlıyordu ama, 
o sıralar kimse bunu sorun olarak görmüyordu.
…………..
Parti çok kısa süre içinde büyümüştü. Elbette, içinde sıkıntılar olacaktı. Nitekim, ilk olarak partide çok güçlü olduğu bilinen-ya da sanılan-  ülke ekonomisinin düzelmesinde de önemli payı bulunduğu görülen Abdüllatif Şener isyan bayrağını çekti. Partiden ayrılırken, zehir zemberek suçlamalar yaptı. Pek çok muhalif, “Tamam, AKP çöküyor. Erdoğan’ın karizması bitti” diye düşünüyordu. 
Abdüllatif Şener kayboldu, AKP ve Erdoğan ayakta kaldı. Daha sonra, AKP iktidarı ile yıldızı hiç barışmayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi sona erdi. Parti içinde büyük kavga ve bölünme beklentisi vardı. Kimileri Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olacağını söylüyordu. O sıralar, Cumhurbaşkanı Meclis içinden seçiliyordu. Asker ile AKP iktidarı arasında büyük bir çekişme ve zıtlaşma dönemi yaşandı. Şimdilerde iktidarın  “Paralel yapı” adını vererek düşman ilan ettiği devlet içindeki kadrolar
-ki yine AKP tarafından yerleştirilmişlerdi-  bu kavgadan-ya da iktidar çekişmesinden-  Erdoğan ve arkadaşlarının galip çıkmasını sağladı. Recep Tayyip Erdoğan, bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimini halka götürmeyi ve o seçimlerde Cumhurbaşkanı olup, ülkeye Devlet başkanlığı modelini getirmeyi daha o yıllarda kafasına koymuştu. 
AKP bu kriz dönemini de güçlenerek atlattı.  2011’de erken genel seçime gidildi. Halk, “Cumhurbaşkanı seçmelerine izin verilmediği” için mazlum olarak gördüğü AKP’ye daha çok destek verdi, iktidarını güçlendirdi. 
……….
Sonrasında da önemli olaylar yaşandı. 17-25 Aralık olayları patladı. Yine kutuplaşmanın diğer tarafı, “AKP bitti, Erdoğan bitti” dediler. Hiçbir şey olmadı. Yıkılmadılar, güçlendiler. 
Pek çok kişiye ters geliyor olsa da, Recep Tayyip Erdoğan hep kendisi ve partisi açısından doğru hamleleri, en doğru zamanda yapıyordu. 
Cumhurbaşkanlığı görevinin devri ve yeni parti lideri ve yeni Başbakan’ın belirlenmesi aşamasında AKP’nin çatlayacağı düşüncesi yaygınlaştı. Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu, belki eşi Hayrunisa Hanım biraz sitemkar sözler etti ama, Abdullah Gül, kaderlerini birlikte yazdığı arkadaşı, kardeşi Erdoğan hakkında olumsuz söz söylemedi. Erdoğan, Ahmet Davutoğlu’nu partinin yeni genel başkanı ilan etti ve partisine bunu da kabul ettirdi.
Sonra, Bülent Arınç- Melih Gökçek krizi patladı. Muhalifleri yine, “İşte bu defa dağılıyorlar” diye avuçlarını ovuşturmaya başladılar. Elbette bütün bunlar ve bu süreçte yaşanan pek çok olay, AKP’de tahribatlar yapıyordu ama, bunlar “Dağdan toz kopması” gibi etkisiz kalıyordu. 
Yereldeki durumu düşünün. İlçe kongrelerinde sanki büyük krizler çıkıyor gibi hava vardı. Hiçbir şey olmadı. İlk kez bir il başkanı, görev dönemini bitirip, milletvekili aday adayı olduğunda-Mahmut Civelek- listeye konulmadı. Evet, 1 Haziran’da AKP oyları bir miktar azaldı ama, Erdoğan’ın partisi yine bütün rakiplerinden uzak ara birinci parti çıktı. 
………
Son olarak, gelen pazar günü yapılan 5 nci büyük kongre öncesi, “AKP dağılıyor”, “Erdoğan ile Davutoğlu arasında büyük gerginlik var” sözleri ayyuka çıktı. Oturdular, anlaştılar. AKP pazar günü gayet güzel bir büyük kongre yaptı. Taşlar yine yerli yerine oturdu. 
Emin olun, CHP içinde örneğin Kocaeli’de ön seçim yapılsın mı, yapılmasın mı gerilimi; AKP’de çok daha büyük meseleler yüzünden yaşanan parti içi tartışmalardan çok daha büyük tahribat nedeni olabiliyor.. AKP, kendi içinde tartışıyor, konuşuyor, bazen geriliyor. Ama sonunda Lider son sözü söylüyor ve herkes buna biat ediyor.. 
Belki de, Türkiye’de AKP’ye rakip olacak yeni bir siyasi parti yaratmak ve iç dizaynını, AKP’den örnek alarak kurup, Recep Tayyip Erdoğan gibi karizmatik, parti içinde kararları tartışılmayan bir lider bulmak gerekiyor. 
Bu yazı toplam 193 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37