1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. NASIL HATIRLANMAK İSTİYORSUNUZ?
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

NASIL HATIRLANMAK İSTİYORSUNUZ?

A+A-

         Geçirdiği ameliyatlardan sonra kendini pek toparlayamayan, yaşlı bayan hastayı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine pek almazlardı ama doktoru belki kadına moral olur diye torununun da ziyaretine izin vermişti. Hasta yatağının başına kızı oturup, dertleşirken torunu araya girip, “sende dedem gibi ölecek misin anneanne” sözleri hasta odasında birden bir sessizlik yaşanmasına neden olmuştu.  

         Anneanne torununu yatağının kenarına oturtup, ellerini tutarak “yavrum şimdi değil, merak etme önce iyileşip eve döneceğim hemen ölmeyeceğim. Ama bir gün er veya geç hepimiz öleceğiz” dedi. Torun bu yanıttan pek tatmin olmuş gibi değildi. “Ama anneanne bu haksızlık değil mi? Ölenleri bir daha göremiyoruz. Mesela ben dedemi çok özledim.” Deyince. Anneanne yavrum insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.” torun bir süre anneannesinin boynundaki kolyeyle oynayarak düşündükten sonra “peki insanlar ne oluyor ölünce ” diye sordu.

        Anneanne önce kızına doğru baktı ve torununun başını okşayarak, ölenler bir şekilde aramızda oluyorlar. Kimi bir renk, kimi tat veya koku, kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı duysam annemin yanımda olduğunu bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuşu ile hatırlarım. Nerede bir rüzgar saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim. “Peki anneanne sen ölünce tekrardan yanıma ne olup geleceksin” Onu sen bileceksin beni nasıl hatırlamak istersen yanına o şekilde geleceğim.

         Ziyaret kısa sürüp, odadan ayrıldıktan sonra yanındaki hastalara “bu torunumu çok özlüyor ve çok seviyorum” dedi. Yanındaki hastaya “Bu küçük torunum bunu büyüğünden daha çok seviyorum” dedi . Hasta da anneanneye “Torunlarınız arasında ayrım yapmasanız daha iyi olmaz mı” dedi. Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu diğer zamane anneleri gibi çabuk büyütmeye çabaladı. Çocuğunu en iyi şartlarda en iyi okullarda, en iyi eğitmenlerle yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun neredeyse almadığı ders kalmadı. Bale, piyano, tenis, yüzme dersleri yetmedi şimdi ise çok meşhur kolejlerden birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk, ağır biri oldu. Sonra hastalığından dolayı nefesi kesildi. Bir süre sustu, soluklandı.

        Ve tekrar konuşmaya başlayarak zamane anneleri böyle oluyor işte dedi. Çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak gibi sanıyorlar. Parayı bastırıp, en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyorlar. Ondan sonra ortaya çıkan yemeğe bakıp, neden lezzetli olmadığını sorguluyorlar. Kabahati mutfakta veya malzeme de arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Halbuki elinin emeği, sabrı ve özeni  olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Bir yaprak sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de o kadar emek verdim kimseye yedirtmem diye tutturur bunlar.

     . Hayat kolaylaşıp, hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu zamane anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller. Yani çocuk bu önce anne babaya sonra da yetiştiği ortamdaki insanlara benzeyecek elbet. Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler ve babalar kendi beğenmediği yönlerini çocuklarında görüp kızıyorlar. Aslında nerede hata yaptıklarını bulmaya çalışıyorlar.

       Neyse biz konumuza dönelim birkaç gün sonra torun anneanneyi elinde sulu boya ile yapılmış bir resimle tekrar ziyarete gelir. Resimde mavi bir gökyüzünde sapsarı bir güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardır. Yaşlı kadın yanındaki hastaya torunum benim için yapmış bu resmi. Bana anlattı resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce onun için gökyüzünün mavisi olacakmışım. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğunu hatırlayacakmış, sapsarı güneş ise dedesiymiş.

        Bunları söylerken gözlerinden birkaç damla yaş süzülürken demek ki ben ölünce torunumun gözünde gökyüzünün mavisi, dedesi de hepimizi ısıtan güneş olacakmış. Daha ne olsun dedi. Evet bizler Türk anneanne, babaanne ve dedeleri olarak torunlarımıza karşı çok ayrı bir sevgi besleriz. Çoğu zaman kendi evlatlarımız bile bizi hiç böyle sevmediniz diye sitem bile etmiyorlar mı ne dersiniz.

       Aslında bu torun sevgimiz belki de çocuklarımız üzerinde gerçekleştiremediğimiz bazı olumsuzlukları torunlarımız üzerinde telafi ederiz diye düşüncesinden mi kaynaklanıyor acaba diye düşünmüyor değilim bazen. Çünkü çocuk sahibi olduğunuz o genç yaşta çocuklarla beraber sizde büyüyorsunuz. Tam olgunlaştığınız bir çağda önünüze ham bir malzeme geliyor ve hayalinizdeki çocuk karakterini onda şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Öyle değil mi ne dersiniz.

      Evet ya sizler sadece torunlarınız değil karşınızdakiler tarafından nasıl hatırlanmak istiyorsunuz?  Hatırlanma şeklinizi karşınızdakiler değil, sizin yaşamınızda bıraktığınız olumlu veya olumsuz izlerin belirleyeceğini hiç unutmayın. Herkese iyi pazarlar…

Bu yazı toplam 1401 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.