1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. NATO sisteminde kalmayı Ergenekon ister!
NATO sisteminde kalmayı Ergenekon ister!

NATO sisteminde kalmayı Ergenekon ister!

Başbakan Erdoğan'ın, Fransa'nın önderliğinde Libya'ya yapılan saldırıya gelinceye kadar NATO'nun Libya topraklarında veya bu ülkenin iç krizinde ne işi bulunduğunu sormasının bize umut veren

A+A-

Başbakan Erdoğan'ın, Fransa'nın önderliğinde Libya'ya yapılan saldırıya gelinceye kadar NATO'nun Libya topraklarında veya bu ülkenin iç krizinde ne işi bulunduğunu sormasının bize umut veren düşünce altyapısı; Doğu Akdeniz, Afrika ve Doğu (ağırlıklı olarak İslam ülkeleri) bölgesinde yaşanan sorunların hallinde NATO'nun görev almasını gerektirecek bir durum görmemesidir. NATO, ittifak ülkelerine yönelecek saldırıya karşı savunma örgütü olma tarifini benimsediğine göre Libya'nın veya benzeri bir ülkenin iç işlerinin neden NATO'yu ilgilendirdiği haklı bir sorudur. NATO'nun dünyada jandarmalık yapmasını gerektiren tarif, askeri gücün yanısıra yumuşak gücü de kullanarak toplumların değişim dönüşüm işlerine ilgi duyan, gerekirse bu değişimi askeri darbe ve toplumsal karışıklık çıkarma gibi yöntemleri de kullanarak hayata geçiren alt örgütlenmelere ruh vermemiş miydi? Gladio ve Ergenekon böyle bir kimliğin ürünü organizasyonlar değil miydi?

Muhafazakar iktidar, Fransa'nın yaptığına benzer ani ve acil saldırı heveslerine gem vurmanın yegane yolu olduğu gerekçesiyle Libya'nın iç karışıklıklarına müdahalenin NATO sistemi içinde gerçekleşmesine boyun eğmek zorunda kaldı. Fransa'nın veya başka bir devletin BM'nin kararını dayanak yaparak Türkiye'nin etki alanı dışında askeri güç kullanmaya kalkmasını önlemek için meseleyi NATO çerçevesinde disipline etme kararı ilk bakışta doğru gözükebilir.

Fakat burada ihmal edilmemesi gereken önemli soru ve sorunlar var:

Acaba Fransa, Türkiye'nin NATO çerçevesini kabul etmek zorunda kalması için mi o acele saldırıyı düzenledi? Fransa'nın yaptıklarına tanık olan Türkiye, veba gösterilip sıtmaya mı razı edildi?

Türkiye NATO müdahalesini kabul ettikten sonra komuta mekanizmasının üstünde bir koalisyon oluşturulmasına karar verildiğini hatırlayalım. NATO sözde kollektif bir yapı olmasına rağmen Türkiye, organizasyonun işleyiş kurallarına atıf yaptığında NATO'nun üzerine adeta gecekonduvari çıkma bir ilave yapı oluşturularak ihdas edilen organ Libya'ya veya başka ülkelere Irak benzeri işgal kararı alırsa Türkiye ne yapacak? Çünkü asıl sorun, batı ittifakının gönlünce davranmaktan vazgeçmemesi, kendi çıkarlarını milletlerin ve ülkelerin çıkar, güvenlik ve hassasiyetlerden her halükarda üstün tutmasıdır. Bundan vazgeçmedikleri sürece hiçbir Uluslararası kurum yazılı belgedeki gibi çalışmayacaktır, nitekim çalışmamaktadır.

Eğer NATO komuta mekanizmasının üstüne monte edilmiş siyaset belirleme ve karar organı Libya'ya saldırma kararı alırsa bu defa Libya'da kan akıtacak merkez artık Paris'te değil İzmir'de çalışıyor olacaktır!

Muhafazakar iktidar NATO ile üçüncü imtihanını yaşıyor. Hz. Peygamber'e hakaret karikatürlerinin yayınlandığı ve bu saldırgan eylemin devlet düzeyinde savunulduğu Danimarka'nın eski başbakanı Rasmussen'in NATO genel sekreteri yapılmak istenmesine hükümet sert tepki vermiş, fakat bu girişime boyun eğmek zorunda kalmıştı. İran'a karşı Türkiye topraklarına füze kalkanı kurma projesi de NATO'nun bir başka saldırgan eylemi olmasına rağmen muhafazakar iktidar bu girişime de teslim oldu. Şimdi Erdoğan hükümetinin NATO ile üçüncü imtihanını takip ediyoruz ve Türkiye bu imtihanda NATO güçlerinin Libya'ya saldırmasını önlemeye çalışıyor. Eğer NATO, üstelik de İzmir'den komuta edilerek Libya'ya saldırır ve Libya'yı işgal ederse Fransa saldırısının bu planın bir parçası olduğu ortaya çıkacak ve Türkiye tam anlamıyla tuzağa düşürülmüş, Müslüman bir ülkenin yerle bir edilmesinin liderliğini üstlenmiş olacak.

Bütün bu durumları yaşamamızın sebebi NATO sistemi içinde ısrarla duruyor olmamızdır. Neden NATO sistemi içinde hareket etmek zorunda olduğumuzu tartışmalıyız artık. Türkiye neden buna ihtiyaç duyuyor? Kime karşı?

Neden NATO içindeki varoluşumuza stratejik mana yüklüyoruz? Tehdit değerlendirmesinde NATO'nun bizim için anlamı nedir? Türkiye'nin NATO'ya girmesi pragmatik nedenle değil miydi? Nasıl oldu da bu mesele ideolojik/stratejik hale dönüşüverdi?

Libya meselesi de gösterdi ki Türkiye'nin NATO sisteminde kalmasının tek yararı bize verdiği zarardır. NATO, tıpkı AB gibi, egemen ülkelerin senaryo yazdığı, diğerlerinin oynadığı bir sahnedir. Türkiye dilediği kadar örgüt içindeki etkinliğinden sözetsin hiçbir şekilde nihai amaçlara müdahale edememektedir. Ne Rasmussen'in NATO genel sekreteri yapılmasına, ne İran'a karşı füze kalkanı için ev sahibi tayin edilmesine karşı koyamamıştır. Muhtemeldir ki Libya'ya saldırı konusunda da yine NATO'daki Avrupalı ve  Amerikalı egemenler son sözü söyleyecek ve Türkiye bunu kabul etmek zorunda kalacaktır. Bu kadar stratejik konularda bile kendi çıkarını gerçekleştiremeyen Türkiye NATO'da bulunmakla nasıl bir menfaat sağlıyor olabilir?

Türkiye'nin NATO'da bulunmasının zarardan başka bu ülkeye ve millete ne faydası vardır?

“İşgal mühim değil” diyerek batılı güçlerin Libya'ya saldırmasına tam destek veren liberal demokrasizmin içimizdeki uzantılarının yürüttüğü kampanyayla Erdoğan'ı NATO sistemi içinde tutmak istemeleri anlaşılabilir. Çünkü liberal demokrasizmin beşinci kol faaliyeti, NATO'nun geçmişte Gladio ve Ergenekon gibi örgütlenmeler eliyle, bugün de yeni NATO ve yeni Ergenekon aracılığıyla yürüttüğü operasyonlarla Müslüman ahaliyi batı sistemi içinde tutarak batılılaştırma ve modernleştirme amacını tam anlamıyla benimsiyor. Bu amacın tahakkuku için Türkiye'nin NATO ve AB sistemi içinde kalması onlar açısından hayat memat meselesidir ve bu uğurda nasıl canla başla çalıştıklarını yazılarından, konuşmalarından ve faaliyetlerinden anlayabiliyoruz.

Fakat dindar kökenlerden gelen muhafazakarlara ne oluyor da liberal demokrasizmin içimizdeki uzantılarıyla aynı cephede, onların güdümünde ve nüfuz alanında yeralarak onlarla aynı beşinci kol faaliyetinin sadık neferliğine rıza gösterebiliyorlar?

Acaba liberal demokrasizmin beşinci kolu ve onların hoparlörlüğünü yapan muhafazakarlar, Türkiye'yi NATO-AB sistemi içinde tutmak için ne tür psikolojik operasyonlar çeviriyorlar! Gözümüzün önünde cereyan eden acaip ve garip bir dolu gelişmenin gerçek amacı, iktidarı NATO-AB sistemi içinde tutarak Türkiye'nin batılılaşmasını ve batı çıkarlarının karakolu haline gelmesini sağlamak olmasın sakın!

Geçmişte dindarlar komünizmin (Sovyetler Birliği'nin) Türkiye'yi işgal edeceği tehdidiyle korkutuluyor ve böylece NATO sistemini kurtarıcı görmeleri ve Türkiye'yi, Rusya'dan doğu Avrupa'ya uzanan alanda özgür kalabilmiş vaha saymaları sağlanıyordu. Geçmişte Türkiye'yi komünizm tehdidinden koruyan güç olarak selamlanan NATO, Türkiye içindeki yumuşak güç yapılanmasında kendisine dindar ve muhafazakar kesimlerden insan kaynağı devşirmekte bu nedenle hiç zorlanmadı. Bu senaryoda şimdi komünizmin yerini Ergenekon almıştır. Ergenekon örgütünün darbe yaparak ülkede dindarları imha edeceği varsayımına karşı sığınılacak liman, tıpkı geçmişteki gibi yine NATO sistemi ve ilaveten AB olarak gösteriliyor. Geçmişte komünizme karşı kapitalist dünyanın şefkatine koşan muhafazakarlar, bugün de Ergenekon'a karşı yine kapitalist dünyanın korumasına zimmetliyor kendisini. Muhafazakarlardaki bu halet-i ruhiyenin, liberal batıcıların batılılaşma ve modernleşme ideolojisini egemen kılma operasyonlarında nasıl da kullanışlı olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?

Liberal batıcılar, batılılaşma bayrağını kemalist batıcılardan devralmıştır ve muhafazakarları askeri darbe ile korkutarak Türkiye'nin batı ve NATO sisteminde kalmasını sağlamlaştırmaktadır. Muhafazakarlar, liberal batıcıların zehirlediği atmosferde nefes alıp verdikçe, geçmişte komünizm tehlikesine karşı NATO'ya duydukları sempatiyi, bugün Ergenekon tehlikesine karşı yeniden üretmekten kendilerini alamamaktadırlar.

Türkiye'nin gücünün NATO sisteminde yeralmasından geldiğini propaganda eden liberal demokrasizmin beşinci kolunu ihanetleriyle ve onların hoparlörlüğünü yapan muhafazakarları da hamakatleriyle tarihe gömmek lazımdır!

Gözümüzün önündeki net gerçek şudur ki, NATO ve AB Türkiye'nin kapasitesini törpülüyor, imkanlarını sınırlıyor, yapabileceklerini kısıtlıyor, gücünü eritiyor, yürüyüşünü engelliyor. Oysa Türkiye, NATO ve AB'den bağımsız kalsa gücünü güç katacaktır, bölgesinin en nüfuzlu kudreti olacaktır ve batının peşinden koştuğu bağlantısız güç haline gelecektir.

Yeni sömürgeciliğin askeri gücü NATO'yu ve onun sivil toplum gücü AB'yi “sen ben bizim oğlan” yalnızlığına terketmek onlara verilecek en büyük cezadır. Türkiye'nin bağlantısız ülke haline gelerek NATO ve AB'yi kendi yalnızlığına terketmesi bölgesel ve küresel sorunların çözüm yönteminde dehşet dengesini oluşturacaktır. Türkiye'nin bu yeni dengede yeterince ağırlık oluşturamayacağını söylemek, bugünkü etkinlik söylemleriyle temelden çelişir. Türkiye eğer söylendiği gibi güçlü, etkin ve ağırlığı olan bir ülkeyse NATO ve AB bağımlılığına ihtiyacı yoktur. Aksine, bağımsız ve güç sahibi bir etkinlik kapasitesi olarak bütün bu kurumsal yapılarla kendi koşulları ve çıkarları doğrultusunda bağımsız ve bağlantısız ilişki kurabilir, bu ilişkiden de kendisinin ve bölgesinin çıkarlarını azami biçimde tahakkuk ettirmiş olarak sonuç alabilir.

Bu haber toplam 930 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.