• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli -6 °C

Ne kadar büyük israf yapılmış

İsmet ÇİĞİT
17 Ağustos 1999 tarihindeki büyük deprem felaketi, öncesi-deprem anı- deprem sonrasıyla bir korku ve dehşet filmi gibi hafızamdadır.

7.4 şiddetindeki bir depremin ne denli büyük bir felaket olduğunu, hele hele nüfus yoğunluğunun böylesine çok büyük olduğunu, hele hele dev sanayi kuruluşları ile yerleşim alanlarının iç içe bulunduğu böyle bir kentte ne kadar büyük bir dehşet olduğunu yaşamayanların bilmesi, anlaması mümkün değildir.

Deprem oldu. Binalar yıkıldı. Yollar yarıldı, ulaşım kesildi. Tüpraş gibi büyük bir fabrikada yangın çıktı. İgsaş’ın amonyak tankı patlar mı, patlamaz mı hepimizi bir dehşettir aldı, götürdü. Çok, ama çok büyük bir panikti.

Kabul edelim; 15-16 yıl önceki Türkiye bugünkü gibi değildi. Devletin imkanları sınırlıydı, ülke ekonomisi sürekli kriz hali içindeydi. İşbaşında DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti vardı. Haberleşme imkanları bu kadar gelişmemişti. Televizyon haberciliği böylesine yaygın değildi. Ulaşım imkanları bu kadar gelişmemişti.

Hayat bitti, bu büyük kıyametin başlangıcıdır diye düşünmüştük. İlk anda kimsenin bir şeyler yapması mümkün değildi. İki ay, altı ay sonrasında da bir şey yapmak mümkün değildi. Panik hali vardı.  “Yeniden olur, her şeyi yıkar götürür” kaygısı ve beklentisi vardı.

O günlerde, Amerika’nın Başkanı Bill Clinton, kızını, eşini de yanına alıp, atladı “Air Force One” isimli Başkanlık uçağına bizim Cengiz Topel’e geldi, Doğu Kışla alanında ABD askerlerinin kurduğu çadır kenti ziyaret etmişti de, bizim Başbakanımız gelip çadır kentlere girememişti.

…………

Zor günlerdi, acılı günlerdi. Sıkıntılı, korku dolu günlerdi. Ama, bu çarpık yapılaşmış, bu sıkışıp kalmış kent için de yeniden başlamak için bir fırsattı. Sosyal devlet, elbette büyük felakette evini, işyerini kaybeden vatandaşlarının yanında olacaktı. Depremzede sıfatını, “Hak sahipliği” sıfatını kazanmış vatandaşına elini uzatacaktı. Deprem bahanesiyle yeni vergiler saldı devlet. Kimsenin gıkı çıkmadı.  Halk, artan vergi yükünü, omuzladı. Türkiye’nin her yerinden, dünyanın her yerinden yardım yağdı bölgemize. Sonraki yıllarda ABD’nin “İnsanlık düşmanıdır” diyerek dünyanın özü önünde idam ettiği Irak lideri Saddam bile bu bölgedeki depremzedelere 10 milyon dolar nakit yardım yaptı. Sözde Saddam yardımı ile İzmit Arızlı’da ve Yuvacık sırtlarında depremzede evleri yaptık. O Saddam parası çarçur oldu. Hiç bir zaman gerçek manada hak sahibi depremzedenin işine yaramadı.

Belçikalılar geldi, Başiskele ilçesinde çok modern bir konteyner hastane kurdu. Bugün, ilimizin Başiskele ilçesinde hala bir Devlet Hastanesi yok. Deprem sonrası kurulan, içinde her türlü tıbbi cihazı da bulunan sahra hastanesini biz tTIR’lara yükledik, Somali’ye mi, Sudan’a mı ne bir yerlere gönderdik.

Yunanlılar geldi, Şirintepe mevkiinde bir hastane kurdu. Bugün ilimizdeki en önemli eksiklerden biri, bir madde bağımlılığı, psikolojik hastalıklar tedavi merkezinin bulunmamasıdır. Şirintepe’de Yunanlıların yaptığı hastane fiziki olarak uygundu. Birkaç yıl şizofreni hastaları için kullanıldı. Sonra o da çarçur edildi.

………

Deprem sonrası önce kalıcı konutlar gündeme geldi. Allah razı olsun, Allah devlete zeval vermesin.  Binlerce konut için yer bulmak bile kolay değildi. Çok tartıştık. Çok kavga ettik. Dünya Bankası hibe destek verdi. Depremle konulan vergilerden gelen gelirleri Bayındırlık ve İskan Bakanlığı değerlendirdi. Çok kısa sürede değil, çok kaliteli ve kullanışlı değildi ama, yine de hak sahipleri için binlerce yeni konut yapıldı. Adil biçimde bu konutlar teslim edildi.

Sonra, depremde işyerini kaybeden haksahipleri için kalıcı işyerlerinin yapılması gündeme geldi. Binlerce kalıcı işyerinin yapılması gerekiyordu. Kalıcı konutu götürür Gündoğdu’da, Örcün’de, Arızlı’da yapabilirdiniz. toplu taşıma aracı koyar, insanları merkezden uzakta ikamet ettirebilirdiniz.

Ama işyeri başka bir şeydi. Dağın başında işyeri yapmanın hiçbir anlamı, alemi yoktu.   Deprem dönemi, bu inşaat-hafriyat işlerinden bir hayli köşeyi dönen siyasi tipler oluşmuştu. Çok yazdık o dönemlerde, çok itiraz ettik. Gidip dağın başına “Kalıcı işyeri yapmayın” diye yalvardık. Kolay para kazanmak vardı, dinlemediler. Gittiler, dağ başı denilecek bölgelerde adını “Kalıcı işyeri” koydukları devasa binalar yaptılar. Her birinin içinde yüzlerce küçük, kullanışsız, hiçbir işe yaramayacak sözüm ona dükkanlar koydular.

Hak sahibi depremzede istemedi bunları. Ucuzdu, parası 20 yılda ödenecekti. Ama işe yaramazdı bu dükkanlar, ne yapsındı.

Büyük paralara malolan kalıcı işyerleri, devletin elinde patladı. Boş kaldı. Zamanla camı çerçevesi kırıldı. İçleri berduş, ayyaş, uyuşturucu müptelası tiplerin yatağı haline geldi.

O dönemde devlete, dönemin siyasetçilerine “Yapmayın bu binaları” diye yalvardık. Bu binalar için harcanacak parayı, hak sahiplerine uzun vadeli kredi olarak verin. Hak sahiplerine uzun dönemli vergi muhafiyeti sağlayın. Dağ başında dükkan olmaz. Milletin, devletin parasını çarçur etmeyin dedik. Anlatamadık.  Bizim şehrimizde içlerinde hiç kullanılmadan eskimiş yüzlerce dükkanın bulunduğu pek çok kalıcı işyeri atıl kaldı. AKP iktidara geldikten sonra, doğru bir iş yaptı. Bu bomboş dükkanlarla dolu kalıcı işyerlerinin mülkiyetini Büyükşehir Belediyesi’ne devretti. Ama Büyükşehir Belediyesi de kullanamadı. Değerlendiremedi. Şimdi Büyükşehir, elinde patlayan bu kalıcı işyerlerinden kurtulmanın yollarını arıyor.

Önceki gün Büyükşehir Meclisi toplantısında, belediyenin elindeki 400’den fazla kalıcı işyerinin ihaleyle satışı için yetki alındı. Yakında ihaleye çıkar. Satılmak istenen 400’den fazla dükkanın 40 tanesi satılsın, gelin bana istediğinizi söyleyin. O dükkanları bedava verseniz kimse almaz. Çünkü para etmez, işe yaramaz. Büyükşehir elindeki boş kalmış kalıcı işyerlerinin bir kısmını Başiskele Belediyesi’ne, bir kısmını Kartepe Belediyesi’ne hibe ediyor. Sözde emekli evi, muhtarlık ofisi,  kurs binası falan yapılacak. Olmaz, o binalar bu işlere de kullanılamaz.

………

17 Ağustos felaketi sonrası, sırf birileri kolay para kazansın diye yapılan kalıcı işyerleri, bu ülkede plansız yapılan işlerin ne denli büyük bir kazık ve günah olduğuna çok çarpıcı örnektir. Elimizde büyük paralara mal olmuş yüzlerce işe yaramaz işyeri var. Önce Bakanlık bunları Belediye’ye verip, üzerinden attı kurtuldu. Şimdi Büyükşehir başına bela olan bu kalıcı işyerlerini sırtından atmak istiyor.

Biz şimdi bu günlerde yapılan yapılmayan her şeye bas bas bağırıp, eleştiriyoruz ya.. Bu kentte 15 yıl önce depremden canımız yanmışken, işte böyle büyük günahlar işlenmiş, büyük hatalar yapılmıştı. 

Bu yazı toplam 231 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37