1. YAZARLAR

  2. İlksen ÇAĞLAYAN

  3. Ne Kadar Doğrusunuz? 
İlksen ÇAĞLAYAN

İlksen ÇAĞLAYAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Ne Kadar Doğrusunuz? 

A+A-

“On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.
Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı. Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi. Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü en büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı.
Baba-oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı. Önce balığa, sonra oğluna baktı.
‘Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum,’ dedi.
‘Baba!’ diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle.
‘Başka balıklar da var,’ dedi babası.
‘Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!’ dedi çocuk.
Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.
Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu. Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi..
Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New York City’nin ünlü mimarlarındandır.
Babasının küçük evi hâlâ o adadadır.
Oğlunu ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.
Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı. Fakat ‘değerler’ konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün önüne getirir.
Babasından öğrendiği gibi ‘değerler’, doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit bir konudur.
Güç olan yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir.Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz?
Evet, küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.
Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara anlatırız.
Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.” 
Ne kadar doğruyuz? Ne kadar doğrucuyuz? Tavrımız, tarzımız , duruşumuz, bakışımız ortama göre , orada bulunan insanlara  veya kimse yokken göre değişiyor mu? “Bir kerecik” bile olsa doğru bildiğimizden ödün veriyor muyuz? Yoksa her halükarda herkesin iyiliğini ve hayrını mı düşünüyoruz? Ben ben ben deyip başka bir şey düşünmekten kendimizi alamıyor muyuz? Birine  karşı olan tavrımız, düşüncemiz bizim mutluluk dediğimiz duygu ile ya da daha doğrusu şöyle diyeyim  biz mutlu isek(!) daha farklı , kendimizi mutsuz ve kötü hissediyorsak daha mı farklı oluyor? Bu tarz insanlar elbette her yerde var , bunu dediğinizi duyuyorum. Evet, onlar, yanımızda, çevremizde , uzağımızda.. Boşverin onları, görün ama boş verin, bilin ama duymayın çok da. Peki ya siz nasılsınız? Adalet duygunuz nasıl? Koşul , zaman , yer farkeder mi sizin için? Eşitlik olması gereken bir durumda başkası görmüyor, duymuyor ya da şöyle diyeyim “ görüyor ama iyiliğinden , hayata karşı duruşundan, inanışından”  size bir şey demiyor diye siz de gözlerinizi kapamayı , bilmiyormuş gibi yapmayı mı tercih ediyorsunuz? Yanlış bir şeyi bile bile yapmaktan çekinmiyor musunuz? Böyle gelmiş böyle giderci misiniz siz de? Şu evrende sizden başka yaşayan daha  bir çok canlı olduğunu unutup sadece kendi akışınıza, kendi çıkarınıza göre mi davranıyorsunuz? Yapmayın.. Ve unutmayın o anda bir başkasının yüzüne bakmıyor olabilirsiniz ama her sabah duvardaki aynaya bakan sizsiniz.. Sizin gözleriniz.. Unutmayın.. 

“Asalet, boyda değil, soyda.. İncelik, belde değil, dilde.. Doğruluk, sözde değil, özde.. Güzellik, yüzde değil, yürekte olur...”  Mevlana Celaleddin Rumi
 

Bu yazı toplam 956 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.