• BIST 90.118
  • Altın 146,473
  • Dolar 3,6280
  • Euro 3,9373
  • Kocaeli 13 °C

Nefreti bırakıp sevgiye geçmeliyiz

İsmet ÇİĞİT
Bugün 14 Şubat, “Sevgililer Günü”.. Aslında romantik biriyimdir. Bugün, aşk üzerine de ahkam kesebilirdim. Ama ülkemin içinden geçtiği süreçte kendimi çok rahatsız hissediyorum. Bu nedenle “Aşk” gibi derin bir konuya dalıp, kaybolmaktansa, “Sevgililer Günü” bahanesiyle,  sevgiden ve nefretten söz etmek istiyorum. 
Biz böyle değildik.  Birbirinden nefret eden insanlar topluluğu haline geldik.  Güvenmiyoruz birbirimize, sevmiyoruz. Aslında elbette hiç kimse zorla başkasını sevmek mecburiyetinde değildir. Herkese sevmeye biliriz. Bazılarına kızabiliriz. Birlikte olmaktan hoşlanmaya biliriz. Ama nefret niye.. Toplum tam ortadan “yüzde 50-50” bölündü. Siyaseten normaldir. Ama bölünen toplumda, nefret tohumları ekildi. Birbirimize tahammül edemiyoruz. 
Çok basit ve güncel iki örnek vermek istiyorum. Bu siyaseten bölünmenin ve nefret toplumu haline gelmenin en bariz etkilerini biz gazeteciler yaşıyoruz. Malum, bir süre önce bir grup akademisyen ortak bir bildiri yayınladılar. 
Bildirinin içeriği herkesin hoşuna gitmeyebilir. Bildirinin içeriği, tamamen yanlış, yanlı da olabilir. Ama kimse birbirine silah çekmemiş. Kimse birbirine zarar vermemiş,. Yanlış veya doğru bir fikir konmuş ortaya, bu ülkenin değerli insanları imza atmışlar. Ben, bu insanların sabahın köründen azılı suçlular, teröristler gibi evlerinden polis tarafından alınmasını içime sindiremedim. Bu insanların “Vatan haini” ilan edilmesini de içime sindiremedim. Ülkemizin içinden geçtiği şartlar da malum. Çok açık açık bu insanlara destek de veremedim. Ama ima ettim, bu insanların böylesine muameleye hedef olmasını içime sindiremediğimi yazdım. Pekçok telefon aldım, “Sen nasıl o bildiriye imza atan akademisyenleri desteklersin” sitemiyle karşılaştım. 
Bir başka örnek.. Dünkü yazımda,  sabaha karşı bombalı saldırıya hedef olan Yeni Akit ve Yeni Şafak Gazetelerine yönelik terör saldırısını kınadığımı belirttim. Yeni Şafak ve Yeni Akit Gazetesi’ni de; tam tersi yönde yayın yapan örneğin Sözcü Gazetesi’ni de elime almıyorum. Ama bir basın kuruluşuna yönelik terör saldırısını da içime sindiremem.  Yine arandım. Bu defa öbür taraftan arandım. Ben nasıl o iki gazeteye yapılan saldırıyı kınarmışım. Yoksa ben de onlardan mıymışım?..
Türkiye’de toplumun bu hale gelmesini çok yanlış ve gelecek için çok sakıncalı buluyorum. Bu ülkede her gün pekçok insan ölüyor. Terör nedeniyle ölüyor, kadına yönelik şiddet nedeniyle ölüyor. Aslında bütün bu ölümlerin ortak paydası, sevgisizlik, nefret kültürüdür. Çocuklar bu ortamda büyüyorlar. 
Bugün 14 Şubat; sevginin ön plana çıkarıldığı sevgililer günü. Birbirimizi tutkuyla sevmek zorunda değiliz.  Ama, terör dışında birbirimizi lanetleyecek bir gerekçe de olmamalı. O tarafta veya bu tarafta olalım. Öyle veya böyle düşünelim. Hiç birimiz vatan haini değiliz.  Cumhurbaşkanımızdan başlayarak,  hepimiz birbirimizi sevmeyi öğrenmek zorundayız. Hoşgörüyü  bu toplamda egemen kılmalıyız. Birbirimizin fikrine saygı göstermesek de tahammül etmeyi öğrenmeliyiz. Biraz gevşemeliyiz. Terörü, insanların canına kastedenleri hep birlikte lanetlerken, demokrasinin bütün değerlerini, özellikle hoşgörüyü birlikte özümsemeliyiz. 
Bu diygularla 14 Şubat Sevgililer Gününü kutluyorum.  Aşık gençlere  tavsiyem var; siz hayatın tadını çıkartın. Bu nefret toplumu içinde olumsuzluklara kulaklarınızı kapatın. Aşk güzeldir. Sevmek güzeldir. Ben 30 küsur yıllık evli bir adamım. Çok yorucu, çok yıpratıcı bir işi hala sürdürebiliyorsam, işimi iyi yapabiliyorsam, emin olun evdeki mutluluğumdandır.  Bu vesile ile, biricik sevgilime,  canım karıma da bir kez daha bana bu kadar iyi baktığı için huzurlarınızda teşekkürlerimi iletiyorum. 
*Çok mutlu olduğum ziyaret
Sağ olsun dostlar, arkadaşlar, kent büyükleri.. Gazetemizin yeni binası hizmete girdiğinden beri, pekçok kişi ziyaretimize geldi. Gösteriş olmasın, insanlar kendilerini mecbur hissetmesin diye yeni bina için bir açılış töreni falan yapmadık. Ama Sayın Valimiz geldiler. Belediye Başkanları, milletvekilleri-CHP’liler hariç-  geldiler. Kent yöneticileri, sivil toplum kuruluşu liderleri, dostlar, arkadaşlar, okurlar. 
Her ziyaretten keyif aldım. He ziyarette, elimdeki işi, yazı yazıyorsam yazıyı bıraktım. Her ziyaretten mutluluk ve onur duydum. Ama geçen çarşamba günü tam işimi bitirip gazeteden ayrılmaya hazırlanırken bir dostum geldi ki,  görünce içim açıldı. Gelen, İzmit Kapanönü çarşısının demirbaşı, Boyacı Co (Mustafa Gürtay)’’ydı. 
Co ile, Kozluk’tan komşuyuzdur. Ne zaman Kapanönü’ne gitsem, İsmail Usta’nın dönerinden, ya da Behçet Amca’nın köftesinden yesem, mutlaka meydanın ortasındaki tezgahında ayakkabılarını boyayan Co’ya selam verir, hatır sorarım. 
Kalkmış Kapanönü’nden, yürüyerek gazete binasına gelmiş. “Çok güzel olmuş, size yakışmış” dedi, kutladı. Ben de hatır sordum. “Seni Kapanönü’nde rahatsız eden var mı?” diye sordum. Co şöyle bir gerindi, “Herkes benim İsmet Çiğit’in dostu olduğumu biliyor. Kim bana dokunabilir” diye yanıt verdi. 
İçim eridi. Biz böyle gördük, böyle büyüdük.  Kentin Valisi ile Büyükşehir belediye Başkanıyla, Bakan’la, milletvekili ile görüşürken ne kadar keyif ve onur alırsak; kentin ayakkabı boyacısı Co ile konuşurken de aynı onuru ve mutluluğu alırız. Bu şehrin çocuğu olmak, böyle bir şey olsa gerek. Teşekkürler Sevgili Co..Tüm kalbimle bu sezon Beşiktaş şampiyon olsun, sen de Kapanönü’ne gururla Siyah-Beyaz bayrak asasın diye temenni ederim. 

Kapanönü’nün demirbaşı, ayakkabı boyacısı Co (Mustafa Gürtay), gazetenin yeni binasını ziyarete geldi. Çok beğendi, tebrik etti. Co’nun ziyareti, benim için çok anlamlı ve çok onur vericiydi. 

*Sigara çok tehlikeli
Başıma gelen iyi-kötü her şeyi bu sütunlarda okurlarla paylaşıyorum. Bilmiyorum, belki iyi yapmıyorumdur. Çünkü bazen, zaaflarımı,  hatalarımı da çok net biçimde ortaya koymuş, kendi kendimi batırmış da olabiliyorum.
9 Şubat, “Sigarasız Dünya” günüydü. Sigaraya karşı tam bir savaş halinde olan Cumhurbaşkanımız,  sigarayı bırakanları Saray’da ağırladı. Sigara içmenin özgürlük olmadığını anlattı. Sigara konusunda gelecek yeni yasakların da işaretini verdi. 
Ortaokul 2 nci sınıftan beri (yani 13 yaşından beri) sigara içen, son yıllarda dozu bir hayli arttıran bir adamım. Çevremdeki herkesten “Bırak şu naleti” diye baskı görüyorum. Özellikle evde tam anlamıyla “2 nci sınıf vatandaş” muamelesine tabi oluyorum. Sigaranın kötü, zararlı bir şey olduğunu da kabul ediyorum. Ama, özellikle yazı yazarken ve rakı-balık durumlarında sigarasız yapamıyorum. 
Sigara zararlı, kabul. Ama daha kötüsü sigara tehlikeli bir şey. Tam da 9 Şubat günü bunu çok net biçimde gördüm, anladım.  Salı günü, değerli dost TV 41 Yönetim Kurulu Başkanı Şahin Turgun aradı; “Abi akşam haberlerinde işleyeceğimiz bir konu var. Sana bir ekip gönderiyorum. Birkaç soru sorup, çekim yapacaklar. Uygun musun?” dedi. Genellikle hiç kimseye kolay kolay hayır demem. Şahin’in isteğini de kabul ettim.
TV 41’den arkadaşlar geldi. Bir kamera, röportaj yapacak bir arkadaş. Gazete binasında benim odaya çıktık. Masamın üstü her zamanki gibi karmakarışık. Üstelik, masada 4-5 paket sigara (her zaman deprem stokum vardır), tamamen dolu bir küllük var. O gün, sigaranın zararları anlatılırken, böyle bir masada çekim olacak iş değil. Sigara paketlerini kaldırdık. Dolu küllüğü, içi kağıtlarla dolu çöp sepetine boşalttım. Çekim başladı. Muhabir arkadaş soruyor, ben kameraya bakarak bıcır bıcır konuşuyorum. Ama benim bacaklarımın altından duman çıkıyor. Üstelik yanık konusu var. Sepete döktüğüm küllükte yanan sigara varmış. Kağıtlar tutuşmuş. Bir yandan televizyon için çekim yapılırken, öbür taraftan benim masanın altındaki sepetten dumanlar çıkıyor. Odanın bir kenarında kameranın görüş alanı dışında, çok sevdiğim kardeşim, arkadaşım futbolcu Soner Boz da misafir olarak bulunuyor, bizi izliyordu. Çekim devam ederken Soner daha fazla dayanamadı. Sporcu çevikliği ile geldi, masanın altından tutuşmak üzere olan çöp sepetini alıp, tuvalette suyun altına soktu. 
Hani TV-41 ekibinin çekimi kesintisiz, montajsız yayınlansa, benim kamera önünde yaşadığım yangın paniği, dünya televizyonlarında o ilginç haberler listesinde zirve yapar. İnternete konulsa, bütün dünya paylaşır. Öyle gırgır bir durum.
Yangın riski anlatıldı, çekim baştan alındı. Diyeceğim o.. Zararı falan bir başka tarafa da, bu sigara gerçekten tehlikeli. Küllüğü sepete dökerken, hiç ateş olmamasına çok dikkat etmelisiniz.

*Yahya Kaptan İzmit’ten çok farklı bir yer 
Eve giderken, genellikle Yahya Kaptan’ın kıyısından geçip gidiyorum.  Ama çok uzun süredir Yahya Kaptan’ın içine girmemiştim. Yahya Kaptan’ın bu şehrin çok farklı bir köşesi olduğunu, yapılan seçimler sonrası,  sandık sandık, mahalle mahalle sonuçlarını incelerken fark ederdim. Bu kentte,  AK Parti’ye hala ve ısrarla çok az oyun çıktığı üç yerleşim yeri varsa, ikisi Balören ve Bayraktar köyleri, biri de Yahya Kaptan Mahallesi’dir. 
Hatırlıyorum. 1980’li yıllardı. Rahmetli babam, eline bir miktar para geçince, aile için yeni bir ev arıyordu. Annem, ben, babam Emlak Kredi Bankası’nın bitirip, taksitle satışa çıkarttığı Yahya Kaptan Mahallesi’ne gidip, evlere bakmıştık. Babam, buradan bir daire almak istiyordu. Annem, “Burası çarşıya çok uzak. Burada oturulur mu, yaşanır mı” diye çok net tavır koydu. Babam sert adamdı ama, annemi dinlerdi. Yahya Kaptan’dan vazgeçildi.
Geçen çarşamba günü sinema için Arasta’yı tercih ettik. Çok uzun zamandır Arasta’ya da gitmemiştim. Kapalı binalarda sigara yasağı olduğu için, eşimle AVM’lere gittiğimizde ben genellikle dışarıda kalır, sigara içerim. Arasta’nın önünde yarım saat kadar elimde sigara dikildim. Hatta kapı önündeki kafelerden birinde bir sade kahve içtim. 
Şaşırdım.. İzmit’in değişen halini biliyorum. İlimizdeki diğer AVM’lerin, özellikle Özdilek’in önünde sigara içmek için dikilerken gördüğüm insan manzaralarını biliyorum. Yahya Kaptan çok farklı. Ülkemizi, özellikle ilimizi alabildiğine etkileyen siyasi akımdan hiç etkilenmemiş. Kapalı insan yok.. Hanımlar da, beyler de son derece şık. İnsanlar birbirleri ile karşılaştıklarında sarılıp, kafa tokuşturmuyor. Bas bayağı öpüşüyorlar. İnsanların yüzü daha bir gülümsemeli. Daha bir rahat.. Gençler okuldan çıkmış şakalaşıyorlar. Kafelerde arkadaşlar buluşuyorlar. Sanatçı tipleri, sporcu tipleri. Ama genellikle hep aydınlık tipler.. 1980’li yıllarda annem rahmetli babamın Yahya Kaptan’dan ev almasını engellediği için, anneme kızdım. 
Yahya Kaptan, hemen herkesin kendisini uydurmaya, bir parçası olmaya gayret gösterdiği akıma direnmiş. Kendisini hiç değiştirmemiş. 10-15 yıl önce İzmit’in her yeri böyleydi. Şimdi böyle bir tek Yahya Kaptan kalmış. Gerçekten şaşırdım ve Yahya Kaptan’da seçim sonuçlarının neden böyle çıktığını çarşamba günü çok daha iyi anladım. Bakalım, ne kadar dayanacaklar?

*İftarlık Gazoz 
Bir hafta çarşamba gününü arkadaşlarla kentin farklı yerlerini dolaşıp, gözlem yapmaya ayırıyorsam, ertesi çarşamba gününü eşime ayırıyorum. Genellikle birlikte sinemaya gidiyoruz. Geçen çarşamba  sinema haftasıydı. 
İzmit’te mevcut vizyondaki filmler içinden, Cem Yılmaz’ın oynadığı “İftalık Gazoz”u seçtik. Arasta Park’a gittik. Kuşkusuz bu filmi tercih etmemizdeki en önemli faktör, Cem Yılmaz’ın başrolü oynuyor olmasıydı. İftarlık Gazoz, “Cem Yılmaz filmi” değil. Cem Yılmaz genellikle oynadığı filmlerin yapımcısı, senaristi ve yönetmeni de oluyor. Bu filmde Cem Yılmaz sadece oyuncu. Hatta üstlendiği rol için en uygun kişi midir, bu bile tartışılır.  İftarlık Gazoz’a “Bu bir Cem Yılmaz filmidir. Gideyim de şöyle film boyunca güleyim” diye giderseniz büyük bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Türkiye’nin terörle yatıp kalktığı,  12 Eylül ihtilali ile büyük bir baskı altına girdiği dönemini anlatıyor. Bir Ege kasabasında , tütün işçilerinin hayatı. O yıllarda Türkiye’nin hemen her şehrinin, hatta ilçesinin kendisine has bir gazozu vardı. Coca Cola gelene kadar bu gazozu bilirdi insanlar. Yazlık sinemalar vardı. Çekirdek çıtlatılır, o memleketin gazozu ile serinleyerek film izlenirdi. 
Nasıl fabrikasyon dondurmalar geldi de, sokak dondurmacıları (Değirmendere’deki Cemal Aga’yı hiç unutamam) ortadan kayboldu, şehir-kasaba gazozları da Amerikan şuruplarıyla birlikte tarihe karıştı. 
O günleri anlatıyor İftarlık Gazoz. Biraz din konusundaki mahalle baskısı var. Biraz gençlerin içindeki komünistlik sevdası. Bazı bölümlerinde sıkıldığınız da oluyor. Ama Türkiye’nin ne günlerden geçtiğini, bizim gençliğimizin Türkiye’sini görebiliyorsunuz. Filmin sonunda, Gazozcu çırağı Adem, cezaevindeki açlık grevinde ölüyor.. Gülelim diye gittiğimiz filmden, ben yine iki gözü iki çeşme halde çıktım. Sinema güzel. Türk sineması büyük bir ivme ile gelişiyor. Fırsat verin. Arada bir sinemaya gidin. İzmit’te çok güzel sinema salonları oldu.  Şu televizyon karşısında kim kimle evlenecek, kim kimle kavga edecek diye pineklemektense,  Yılmaz Morgül’ün Survivor maceralarına takılıp kalmaktansa, büyük emeklerle çekilen yerli filmlere biraz hakkını verin. 
Bu yazı toplam 469 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37