1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. “Neo-aryanizmi önleme” seferberliği (I)
“Neo-aryanizmi önleme” seferberliği (I)

“Neo-aryanizmi önleme” seferberliği (I)

Modernite havzasının iki siyasi enstrümanı olan kapitalizm ve sosyalizm arasındaki soğuk savaş esnasında Amerikalıların “yeşil kuşak”la Sovyetler Birliği'nin yayılmasının önüne barikat kurarken moderni

A+A-

Modernite havzasının iki siyasi enstrümanı olan kapitalizm ve sosyalizm arasındaki soğuk savaş esnasında Amerikalıların “yeşil kuşak”la Sovyetler Birliği'nin yayılmasının önüne barikat kurarken modernite havzasının dışından bir güçten, ABD'nin çıkarlarını koruyacak biçimde başkalaşmış İslam'dan destek aldığını not edelim. Bu İslam'ın 1969'da Amerikan 6. filosunun askerlerini Dolmabahçe'de denize dökmeye koşan sosyalist gençlerin üzerine saldıracak düzeyde sivil toplum kimliğine nüfuz etmiş olması “yeşil kuşak”ın muhafazakarlıkta sarsılmaz bir temel, güçlü bir nüve, neredeyse genetik kod sayılmasını hakediyor. O zamanlardan başlayarak muhafazakarlık (hatta İslamcılık bile), etkin ve aktif müdahalede bulunduğu bütün kriz alanlarını hep “yeşil kuşak” nezdinde meşru, makbul ve teşvik gören örneklerden seçti. Sözgelimi Filistin meselesinde tepki gösteren bir muhafazakarlık veya Filistin'e savaşmaya giden bir İslamcılık hiç görülmedi, Saddam İran'a saldırdığında İran'ı savunmaya koşan İslamcı hassasiyet, yahut Saddam'ın saldırganlığını kayda geçen bir muhafazakarlık hiç olmadı, ama İslamcılar ve muhafazakarlar Afganistan, Bosna, Çeçenistan gibi “yeşil kuşak” dünyasında meşru ve makbul soğuk/sıcak gerilim alanlarında Türkiye'yi temsilen hep görev aldılar.

Aralık 1979'da Sovyetler'in askeri işgali ile sonuçlanan Afganistan krizi, soğuk savaşın sonuna doğru yaşanmış en büyük gerilimdi. Aslında Sovyetler'in Afganistan'ı işgalinin, Amerikalıların 1977'de Pakistan'da sosyal demokrat/sosyalist Butto iktidarına karşı desteklediği “yeşil kuşak” askeri darbesine cevap olduğunu düşünmek mümkündür. Ama asıl büyük kriz, Afganistan-Pakistan hattında kapitalizm ve sosyalizm arasında yaşanan gerilimde modernite dışından bir medeniyet birikiminden, Müslüman enerjiden sürekli kapitalizm lehine dengeyi bozucu katkı alınıyorken, İran'da 1979 Şubat'ında gerçekleşen İslam devrimiyle birlikte “yeşil kuşak”ın İmam Humeyni tarafından “Amerikancı İslam” ilan edilmesiyle ABD ile Müslüman dünya arasındaki tartışmasız bağın ağır darbe almasıyla yaşandı. İran İslam devrimi, soğuk savaşta Amerikalılara büyük avantaj sağlayan “yeşil kuşak” doktrininin deşifre olmasını sağladı.

Her ne kadar Afganistan'da Sovyetler'e karşı cihad, soğuk savaşın da, Sovyetler'in de sonunu getirecek etkiyi başarabildiyse de bunun Amerikalılar için zafer sayılmasının önündeki engel, İslam devriminin “yeşil kuşak”ı çürüten tesiridir. Amerikalıların bu büyük gelişmeye cevabının Türkiye'de Eylül 1980'deki “yeşil kuşak”çı askeri darbeyle olduğunu hatırlayalım. 12 Eylül darbesinin Türk-İslam sentezini kendisine doktrin seçmesi “yeşil kuşak”ın sürdürülebilir olması için gösterilen gayretle alakalıdır. Nitekim 1979'da bir darbeyle iktidara getirilen Saddam, iktidarı ele geçirmesinden bir yıl sonra İran'a saldırtıldığında Türkiye'deki Türk-İslamcı (Sünni, Hanefi, milliyetçi, Osmanlıcı) doktrinin İran'ın kuşatılması için yürüttüğü psikolojik harekat, 1969'dan beri süregelen “yeşil kuşak”çı sivil toplum refleksinin tehdit tanımını bu kez sosyalizmden “devrimci İslam”a çevirdi. Bugünlerde Suriye'de Baasçı tek partinin sokak gösterilerinde yaptığı kıyıma tepki gibi tezahür eden aynı reflekste, “yeşil kuşak”çı tünelden zaman aşarak günümüze düştüğünü gözlemleyebileceğimiz her türlü özellik mevcuttur. Mesele Suriye'de tek parti rejimi olmasına rağmen konunun doğrudan İran'a ve Hizbullah'a bağlanması, buradan Alevi-Şii ittifakına ilişkin kestirme yorumlar türetilmesi, aynı ittifak zincirinin en önemli halkalarından Hamas'ın ise hiçbir şekilde konuya dahil edilmemesi hep “yeşil kuşak”çı 12 Eylül askeri darbesiyle kurulan rejimin Sünni, Hanefi, milliyetçi, Osmanlıcı karakteriyle ve bu rejimin Alevilere, Şiilere, İran'a, “devrimci İslam”a hasım düşman tanımıyla ilişkilidir.

1980'de Saddam'ın İran'a saldırmasıyla başlayan süreçte “yeşil kuşak”ta denenen restorasyonun temel öğesi “İran'ın Şii yayılmacılığı” idi. Suudi saltanatının irili ufaklı Arap sultanlarını “İran tehdidi”ne karşı harekete geçirirken kullanması için Amerikalılar tarafından eline tutuşturulan “İran yayılmacılığı”, aslında hem laik, hem de Sünni kimliğini öne çıkaran Türk-İslamcı 12 Eylül rejimi için de oldukça elverişliydi ve zaten 1988'de savaş bitene kadar tempoyu düşürmeden bu kampanyanın yürütüldüğünü yaşadık, gördük. Türk-İslamcı rejim, batıya olan taahhütleri çerçevesinde laik, ama İran'la başlayan yeni “tehdit” durumundan Sünni kimliğini vurguluyordu. “Yeşil kuşak”ın, İslam'ın içinden, muhtelif gerekçeler ve meşrulaştırma katmanlarından geçerek doğrudan veya dolaylı olarak Amerikan çıkarlarını kollamaya ayarlı hale başkalaştırılmış bir tür İslam çıkarma girişiminin başarılı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

Suriye'deki gelişmeler vesilesiyle hedefe Aleviliği, Şiiliği, İran'ı ve Hizbullah'ı koyan (ama aynı hizadaki Sünni Hamas'ı özenle ayrı tutan!) eski refleksin, Türkiye'nin dışpolitika aklına lojistik yaverlik rolü verilmiş SETA isimli “düşünce” teknesi eliyle yeni bir restorasyon testine başlayıp, eski “İran yayılmacılığı” kampanyasını “neo-aryanizm” tercümesiyle bir kez daha sahaya indirmeye çalıştığı zamanlara yukarıda sıraladığımız sicille geldik.

“İran yayılmacılığı” tehdidine karşı Pax-Romana'nın nüfuzu altına girmeye dünden razı (Emevi) saray Sünniliğinin en kaba tezahürü Gülenciliktir. “İran yayılmacılığı” tehdidine karşı Pax-Romana nüfuzu altına girmeye tarihsel içerik kazandıran teorize birlikler Gülenciliğin elindeki entelektüel imkanın gereğince ancak yapılabilenden geriye kalan bakiye misyonu halletmek üzere rafine teorizasyonu üstlenmiş görünüyor

Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı'nın hemen yanıbaşındaki SETA isimli kuruluştan, büyük umutla işbirliği ve ilişki kurmaya çalıştığı İran'a şu sözlerin sarfedildiğinin farkında mı acaba:

“Neoconservatizmden sonra Afganistan ve Irak işgallerinin ardından bölgemizde 'neo aryanizmi' de konuşmanın vakti geldi herhalde. Neo-aryanizm yarım milenyumluk siyasi açlığına bütün bölgesel felaketi tercih edecek durumda. Sınırı yok!”

Bu haber toplam 852 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.