1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Nereye gidiyoruz
Nereye gidiyoruz

Nereye gidiyoruz

Son günlerin gündemini oluşturan ve kamuoyu tarafından ilgiyle izlenip çeşitli yorumları yapılan konuyla ilgili öz ve yalın da olsa bilgi sunma gereğini duyuyorum. Ceza yasasında tanımı yapı

A+A-

Son günlerin gündemini oluşturan ve kamuoyu tarafından ilgiyle izlenip çeşitli yorumları yapılan konuyla ilgili öz ve yalın da olsa bilgi sunma gereğini duyuyorum.

Ceza yasasında tanımı yapılan soruşturma, kovuşturma aşamaları ile şüpheli sanık, suçlu ve tutuklama gibi her biri bir kavramı ifade eden sözcüklere açılım getirmeden doğru yorum yapmak olanaksızdır.

Yine ceza yasasında tanımı yapılan bir suçun işlendiğine dair duyum alan C.savcısının suçla ilgili tüm kanıtları toplayıp hazırladığı iddianameyi görevli mahkemeye sunmasına değin geçen sürece soruşturma aşaması denir. İddianamede üzerine suç atılan kişi ya da kişiler ise şüphelidir.

Görevli mahkemenin iddianameyi kabul etmesinden yargılananın sonuçlanmasına kadar geçen sürece kovuşturma aşaması ve üzerine suç atılan kişi ya da kişiler ise sanık sıfatını alır.

Sanık, yargılama sonucunda suçlu bulunup verilen hüküm, yargıtay aşamasında onaylanıp kesinlemesinden sonra ancak “suçlu” sıfatını alır.

Suçluluğun kesinleşmesine kadar geçen süreçte herkes için masumiyet ilkesi geçerlidir. Bu bir evrensel hukuk kuralıdır. Ve aynı zamanda vazgeçilemez bir insan hakkıdır.

Tutuklama bir önlem (tedbir) dir. Özellikle soruşturma aşamasında önem ifade eder. Zira, kanıtlar soruşturma aşamasında büyük olasılıkla ortada yoktur. Ve şüpheliden alınacak bilgilerle doğru kanıtlara ulaşmakta çoğu kez mümkün değildir. Şüphelinin serbest bırakılması durumunda kaçması veya kanıtları karartması olasıdır. Bu nedenle kanıtlar toplanıncaya ve iddianame düzenlenip görevli mahkemede dava açılana dek şüphelinin makul süre tutuklu bulunmasının hukukiliği tartışılamaz. Yasada “ağır cezayı gerektiren suçlarda şüphelinin kaçması veya kanıtları karartma olasılığının var sayılmasını) yargılamanın tüm süreçlerinde geçerli saymak hukuk bilmezlik olmasa da, hukuk tanımazlığın ta kendisidir.

Objektif gerçeklere vicdani kanaat bahanesiyle hukuka gölge düşürülemez.

Hele böylesi açık hükümlere karşın bir mahkemenin başkan ve üyeleri vicdani kanaat bağlamında kronik bir şekilde birbiriyle çelişkiye düşmemelidirler. Bu, adaleti kamuoyu nezdinde zaafa uğratmaktan öte bir işe yaramaz kuşkusuz.

İki yılı aşkın bir zamandır süregelen soruşturma ve kovuşturmalara karşın kanıtlar hala toplanmadı mı? Toplanmayan kanıtların yeri ve izi belli değil de bilinmez (!) kanıtların afaki beklentisi mi var?

Toplanan ve beklenen (!) kanıtlar devletin güvencesi altında değil mi?

Salıverilmesi istenen sanıklar, toplanan ve toplanamayan kanıtları nasıl değiştirecek ve karartacaklar. Red kararında ısrar edenler bunun gerekçesini de belirtmek zorunda değiller mi?

İktidar yetkilisinin yargı kararı öncesi, tahliye istemlerine karşı düşünce açıklamasının anlamı nedir?

Ortaya çıkan sonuç, yargının siyasallaştığına dair ileri sürülen iddialarla bağdaşmıyor mu?

Yalakalara sözüm yok. Onlar görevlerini yapıyorlar.

Birilerine (ki onlar kendilerini bilir) gözlerinin içine bakarak soruyorum. Nereye gidiyoruz? Daha doğrusu nereye sürükleniyoruz?

Bu haber toplam 914 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.