DİĞER HABERLER
- Dereler bitti, göletler gidiyor
- AKP’de son hafta heyecanı
- Selvi ve Güneş birlikte dolaştı
- Pazar ve pazartesi sağanak yağış var
- Seka Devlet’te Koroner Yoğun Bakım Ünitesi
- “Bayanları camiye bekliyoruz”
- Fiyat artışı durdu
- Cem Bialetti’de anlaşma sağlandı
- Konservatuarda başvuru süresi 24 Eylül’e uzatıldı
- İSU’nun İzmit Şubesi yeni binada faaliyette
- Gebze Center açılıyor
PERDE ARKASI HABERLERİ
- Davayı kazandı ama parasını alamadı
- İftar kuyruğunda yankesiciler var
- Muhtar Vekili: “Hafta sonunda açık olmak zorunda değiliz”
- Mandıra Muhtarı: “İddialar yalan”
- Çarşı Yapı’da 30 bayrak
SPOR HABERLERİ
- Alp düşünceli
- Hamza Mutlu 86, Gökhan 14 giyecek
- Önce kupaya kalması için uğraştı sonra eledi
- Gebze’de işler karışık
- İrlanda Baltürk Otel’de
EN ÇOK OKUNANLAR
- Tokat’taki kazanın acısı Alikahya’ya düştü
- İnanılmaz soygun
- 500 TL’sini geri almak için bütün gün uğraştı
- Önce İstavrit ile Sardalya geldi
- İzmit’te bağbozumu
EN ÇOK YORUMLANANLAR
Yerli Malı Haftası’nı yeniden hatırladık
Yayınlanma tarihi 21 Aralık 2008, görüntülenme sayısı 1081.
Üretim koşullarının geçmişe oranla oldukça farklılaştığı, çok uluslu şirketlerin mekan tanımadan yatırım yaptığı bir ortamda başlı başına bir “yerli sermaye” kaldı mı, sorusu cevap bekleye dursun; kriz nedeniyle zor günler geçiren yerli sermaye, “Yerli Malı Haftası”nı yeniden hatırlamamıza sebep oldu.
Aziz Nesin’in “Bay Öküz’le Bay Ahmet” adını taşıyan öyküsü, bozuk düzende sağlam çark olmaz, sözünü ispatlar niteliktedir. Öykü, hali vakti yerinde ama son derece tutumlu olan Ahmet Bey’in çocuğunun birkaç ay arayla yenilenen ayakkabıları nedeniyle karısına verip veriştirmesiyle başlar. Karısının, “benim bunda suçum ne, ayakkabıları paralayan çocuğumuz,” demesi üzerine bu işin peşine düşmeye karar verir ve ayakkabıcıda alır soluğu. Gelin görün ki, ayakkabıcı da durumdan şikayetçidir. O da, kunduracıların adi mal yapmasını gösterir sebep olarak. Kunduracı, sorumluluğu üzerine alacak değil ya, o da deri tüccarlarını suçlar.
Kunduracı, tüccarı, tüccar ham dericiyi, ham derici sürü sahibini, sürü sahibi öküzü, öküz sahibini derken bir türlü dayanıksız ayakkabıların kimin eseri olduğu ortaya çıkmaz. En sonunda herkes birbirine şu cümleyi söyler: “Çok doğru söylüyorsun ama, bunda benim hiç suçum yok. Şimdi zamanlar değişti. İnsanlarda namus, ahlak diye bişey kalmadı...”
TUTUMLULUK TELKİNİ
Ekonomik kriz etkisini hissettirdikçe işsizlik, kepenk kapama, işçi çıkarma haberleriyle birlikte toplumumuzda dayanışma ruhu tekrar canlandı ve “eski yoksul ama mutlu günler”e dönme arzusu ve tesellisi gönüllerde yer etmeye başladı.
Aileler ayın sonunu getirebilmek için gereksiz gördükleri bazı harcamalarını kısma yoluna giderken, çocuklarına da tutumlu olmayı öğretmeye çalışıyorlar. Özellikle yaşlıların üzerine vazife olan tutumluluğu telkin etme görevi her ailede bir büyük tarafından mutlaka yerine getirilir. Ancak Aziz Nesin’in hikâyesinde olduğu gibi bu saatten sonra bu tedbirler bir işe yarar mı ya da zamane çocukları bu telkinlerden kendilerine ders çıkarırlar mı bilinmez…
YERLİ MALI HAFTASI
Üretim koşullarının geçmişe oranla oldukça farklılaştığı, çok uluslu şirketlerin mekan tanımadan yatırım yaptığı bir ortamda başlı başına bir “yerli sermaye” kaldı mı sorusu cevap bekleye dursun; kriz nedeniyle zor günler geçiren yerli sermaye, “Yerli Malı Haftası”nı yeniden hatırlamamıza sebep oldu.
Dünya ekonomik bunalımının etkisini iyice hissettirdiği bir dönemde; 12 Aralık 1929 günü zamanın Başbakanı İsmet İnönü’nün mecliste yaptığı konuşmasında yerli malı kullanmanın önemine değinmesiyle gündeme alınan “Yerli Malı Haftası” okullarımızda 1946 yılından beri kutlanıyor.
MEYVE, PATLAMIŞ MISIR VE KOLA
Çocukluk anılarımız içerisinde yerli malı haftalarının müstesna bir yeri vardır. Sıraların “U” şeklinde birleştirilmesiyle oluşturulan büyük yemek masamızı en çok kış meyvelerinin süslediğini hatırlıyorum. Annelerimizin yaptığı keklerin, böreklerin yanı sıra neredeyse her sıranın üzerinde patlamış mısırların bulunduğu cam kaseler yer alırdı. O yıllarda, yerli malının hususiyetini idrak edemediğimiz için bu yiyeceklerin yanı sıra bakkaldan kola da alıp getirdiğimizi hatırlıyorum. Öğretmenlerimiz, kolayı görünce bozulurlar yine de seslerini çıkarmazlardı.
1986’da meydana gelen Çernobil faciasının ardından tonlarca fındık dışarıya satılamadığı için yerli malı fındığın tadına en çok biz çocuklar varmıştık. Her sabah, andımız seronomisinin ardından tek sıra halinde yürüyerek poşetlenmiş fındıklardan payımıza düşeni alırdık. Yani, Çernobil’in ardından bizde Yerli Malı Haftası bir anda Yerli Malı Yılı’na dönüşmüştü. O zaman kimse çıkıp da bu radyasyonlu fındıkları çocuklara neden yediriyorsunuz? diye sormadı.
ATASÖZLERİYLE TASARRUF BİLİNCİ
Tutumlu olma bilinci ta ilkokul sıralarında kafasına nakşedilen bir nesiliz. Önemli günler ve haftalarda sınıfın üç duvarına astığımız manalı yazılarda bu konuya sürekli yer verilirdi. Ak akçe kara gün içindir. Ayağını yorganına göre uzat. Damlaya damlaya göl olur. Har vurup, harman savurma. İşten artmaz, dişten artar. Sakla samanı, gelir zamanı.Ekmek olmayınca, yemek olmaz.Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı. Bu konuda, kulağımıza küpe olacak atasözleri saymakla bitmiyordu. La Fontaine’nin Ağustos Böceği ve Karınca masalını çoktan ezberlediğimiz halde yine de ilk kez dinler gibi heyecanlanıyorduk her duyduğumuzda. Gönlümüzden ağustos böceği olmak geçse de karınca gibi olmak, hiç durmadan çalışmak aşılanıyordu her birimize.
Gazeteler henüz ansiklopedi kavgasına tutuşmamıştı. Bu yüzden harçlıklarımızı biriktiriyor her ay bir fasikülünü alabiliyorduk Ana Britanica’nın… Cilt tamamlanınca, ciltçinin yolunu tutuyor bir ansiklopediyi daha tamamlamanın heyecanını yaşıyorduk.
KUMBARALI YILLAR
O dönemin tasarruf araçları kumbaralardı. O küçücük kumbaranın içerisine ne büyük hayaller sığardı, yaşamayan bilemez. Bisiklet, meşin top, forma ve krampon, fotoğraf makinesi neler neler. En revaçta olanı İş Bankası’nın kumbarası idi. Kocaman kulpuyla beslenme çantasını andıran bu kumbaranın parlak metalinin çocukların nazarında albenisi yüksekti. İçine düşen paranın çıkarılmasını engelleyen bir mekanizmaya sahipti. Kağıt paraların kıvrılarak atılması için ufak bir yuvarlak deliği olurdu.
O günlerden kalma Hakkı Sunat’a ait bir şiir de kumbara ile tutumluluk aşılanmaya çalışılır çocuklara. Damla damla akan sudan,/ Koca göller dolup taşar./ Tutumsuzlar kalır yolda,/ Tutumlular dağlar aşar.// Biz tutumlu çocuklarız,/ Para dolu kumbaramız.// İnsanlar kara günde,/ Kimseye el açmamalı./ Çalışmalı, kazanmalı,/ Hiçbir işten kaçmamalı.// Biz tutumlu çocuklarız,/ Para dolu kumbaramız.
*
Anıları, geçmiş günleri bir kenara bırakırsak ekonomik kriz, bizlere yakınlarımızı, akrabamızı, komşumuzu yeniden hatırlama fırsatı verdi. Küreselleşme olgusu, yerli ve yabancı sermaye arasındaki sınırları bulanıklaştırsa da bu mahalle esnafına sırtımızı dönmemiz anlamına gelmemeli…
Tuncay Bilecen tuncaybilecen@gmail.com
göndermeden önce!
- Tamamı BÜYÜK harflerden oluşan yorumlar yayınlanmaz.
- Bu habere beş dakika içerisinde sadece bir adet yorum yazabilirsiniz.
- T.C. yasalarına aykırı, hakaret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır.
- Yorumlarla ilgili hukuki yaptırımlardan KOGA A.Ş. sorumlu tutulamaz.
- Yazılan her yorumun yayınlanacağı garanti edilmemektedir.




