1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. NORŞİN-DERSİM/GÜROYMAK-TUNCELİ
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

NORŞİN-DERSİM/GÜROYMAK-TUNCELİ

A+A-

Şahıs ve şehir isimleri üzerinden siyaset üretmenin hiç kimseye faydası olmaz. Mesela, ahali tarafından “Norşin” ismi içselleştirilmiş olmasına rağmen, siyasi gerekçelerle ismini “Güroymak” şeklinde değiştirmek yaşayan halk tarafından kabul görmüş değil. “Güroymak” ismi yıllardan beri “Norşin”e verilmiş olduğu halde halka rağmen bu ismi dayatmanın bir alemi yok. Kaldı ki, “Norşin” medreseleriyle nam salmış, İslami ilimlerin en ince detayına kadar öğretildiği ve icazetli âlimlerin yetiştiği bir ilçe.

Bence en iyi karar, ismi üzerinde oynanan yerleşim birimlerini isimlerinin ne olması gerektiğini orada yaşayan halka sorulmalı bu konuda birer referandum yapılması daha yerinde bir karar olacaktır. Görülecektir ki, en az %80’lerde eski ismin kullanılması talep edilecektir. Aynı şey Tunceli için de geçerlidir. Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, o halk kendilerini Dersim’li olarak tanıtır ve kentlerinin adı “Dersim”dir der. Zorlamanın ve saptırmanın manası yok. Halka sorulsun, halk hangi isimle anılmak istiyorsa, o isim konulsun ve bu saçma konu da bir daha üzerinde tartışılmamak üzere kapansın.

İlginçtir, bu tür konuları kilitleyenler de, o yöre ile ve o yörenin insanı ile alakalı olarak zerre kadar bilgisi olmayan, hariçten gazel okuyan marjinal bir takım siyasi partilerdir. Gelmiş geçmiş iktidardaki siyasi partiler de bu marjinal siyasi partilerin muhalefet şerhlerinin tastikleyicisi olmayı adeta kendilerini görevli saymışlar. Ak Parti’nin yakın geçmişte konuya ilişkin zincirleri kırma girişimi, ne yazık ki yine marjinal grupların muhalefet şerhiyle karşılaştı ve bir sonuç elde edilemedi. Konuya ilişkin tartışmalar da bitmek tükenmek bilmedi. Umarım akl-i selim galebe çalar ve bu konular hal yoluna girer.

RAMAZAN-SADAKA

Evveli rahmet, ortası bağışlanma ve sonu cehennemden kurtuluş olan ramazan ayının son dilimine girmiş bulunuyoruz. Sadaka, zekat ve fitrelerimizi yakınlarımızdan başlayarak vermeyi ihmal etmememiz gerekir. İhtiyaç sahipleri bayrama girmeden evvel kısmen de olsa bazı ihtiyaçlarını karşılayabilmelerine katkı sunacaktır. Esasen ramazanın öğretisi aç kalmayı öğrenmekten ve vücudu arındırmakla beraber; açların halini anlamak ve onların dertlerine derman olmanın ve madden de temizlenme/arınma iklimidir. Nitekim Mevla’mız Tevbe suresinin 103. Ayeti kerimesinde: “Mallarından sadaka al ki; böylece onları temizlemiş ve arındırmış olursun…” Buyurmuştur. Demek ki, sadaka aynı zamanda malı arındıran ve temizleyen önemli bir araçtır. Ama, tabi bunu yaparken de, cepteki madeni paralardan kurtulma şeklinde algılamamak lazım. Zira, Mevla’mız bir başka ayeti kerimesinin Ali İmran suresinin 92. Ayetin de de: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, iyiliğe erişemezsiniz, ne infak ederseniz, Allah onu bilir” diyerek mallarımızdan işe yarayanını ve hatta en iyilerini vermeyi dini bir gereklilik olarak Mevla’mız önümüze koyuyor. Onun için infakta israf yoktur diyebiliriz.

Evet,  

Abdullah bin Ömer (r.a) çok sıkı pazarlıkçı biriydi. Öyle ki, pazara gittiğinde, pazarcı esnafı illallah diyordu. Gelip, yiyip, içip gitsin ama pazarlık yapmasın, deme derecesine gelmişlerdi. Pazarda yine alı-veriş yaparken sıkı pazarlık yaptığını gören birisinin dikkatini çekiyor. Tam o esnada fukaranın biri, “şey’en lillah” -Allah için bir sadaka- diyerek avucunu açar. Abdullah bin Abdülaziz, hiç kimseye göstermeden avucunun içine bir şey koyar. Onu takip eden zat merak eder ve der ki, iki kilo sebze için bunca pazarlık yapan adam acaba fakire ne verdi merakı ile adama yaklaşır ve der ki, az önce falan adam sana ne verdi? O da avucunu açar ve verdiği bir altını gösterir, işte bu altını verdi der. Adam şaşırır, nasıl olur da bunca pazarlıktan sonra garibe altın verir diye. Takibi ve hayreti devam eder ve tam evine girmek üzereyken bir başka fakir yine kendisine “şey’en lillah” -Allah için bir sadaka- diye elini uzatır ve onun elinin içine de bir şey koyar evine girer. Yine kendisini takip eden zat, o garibi de sorgular ve bakar ki, ona da bir tane altın vermiş. Erinmeyip kapıyı çalar ve kendisine der ki, “Azizim, deminden beri seni takip ediyorum. İki kilo sebze için pazarcıları bezdirdin, ama sana elini uzatan iki fakire birer tane altın verdin, cimrilik ile cömertliğin bir arada olmasının sebebi nedir, merak ettim?” Der. Abdullah bin Ömer de şöyle cevap verir: “La israfe fil hayr” Hayırda israf yoktur” Yani, ne kadar hayır yaparsanız yapın, israf sayılmaz. Yaptığı sıkı pazarlık için de: “La hayre fil israfi” -İsrafta da hayır yoktur- diye cevap verir.

Evet değerli dostlar, gelin günahlarımızın ve paralarımızın kirlerinden arınalım, ihtiyaç sahiplerini sevindirelim, hem bedenimiz ve hem de cebimiz temizlensin. Bu arada fakir-fukara da sevinsin.

M. Zeki CANŞİ

Bu yazı toplam 782 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.