• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • Kocaeli 6 °C

North Carolina Üniversitesi’nde (UNC) iki hafta - İnsancıl bir çocuk has

Şükrü HATUN
İki hafta geçirdiğim North Carolina Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nden çok etkilendim. Çocukları ve özellikle de aileleri her bakımdan ve incelikle düşünen bir mekan ve hizmet tasarımına imrendim açıkçası. Buralarda insanların başka bir uygarlık düzeyi yarattıklarını, insancıl tıp için her şeyi yaptıklarını hissediyor insan. Darısı ülkemizin başına, ama işimiz zor. 
UNC çocuk endokrin bölümü ile bizim sistem arasındaki en önemli farklılık yan dal poliklinik hizmetleri ile ilgili. Hastalara mutlaka bir çocuk hekiminin sevki ile geliyorlar (yoksa sigorta şirketi hastane masraflarını karşılamıyor), hastalar "Check-in" yaptıklarında (randevu saatinde sekretere geldiklerini bildirdiklerinde) bekleme salonuna alınıyorlar ve bu bilgi ilgili hemşireye gidiyor. Hemşire,  hastayı ölçümlerini yaptıktan sonra muayene odasına alıyor ve ondan sonra ilgili hekime haber veriyor. Bütün bilgiler ülke çapında kullanılan  “Epic” isimli hastane işletim programına kaydediliyor. Burada yan dal asistanları haftada iki gün poliklinik yapıyor; diğer günlerde ise öğretim üyeleri doğrudan hasta bakıyorlar. Hasta muayene odaları çok iyi donanımlı, havalandırması çok iyi ve önünde biriken hiç hasta yok. Öğretim üyesi veya yan dal asistanı bir günde 10-12 hasta (yeni veya kontrol) bakıyor. Doktorlar zamanlarının önemli bir kısmını “Epic” programına not koymaya ayırıyorlar ve her vizitte bilgilerin bir çıktısını hastaya veriyorlar. Esas önemlisi yan dal asistanının gördüğü hastayı mutlaka öğretim üyesi de görüyor. Hastanın faturası öğretim üyesi adına sigorta şirketine gidiyor ve bu fatura aile tarafından da imzalanıyor. Dolayısıyla öğretim üyesinin hastayı görmesi bir zorunluluk. Hemşireler ve diğer personel hekimlerin işini çok kolaylaştırıyor. 
Hekimlerin/öğretim üyelerinin tümü “Pager” adı verilen digital çağrı cihazı taşıyor. Hastalar, hastane santrali aracılığıyla mesaj gönderiyorlar ve hekimler de en kısa sürede ( beş dakika içinde) bu mesajların gereğini yapmak zorunda. Bu şekilde hastalar 24 saat kendilerini güvende hissediyorlar. Yani burada işler tamamen farklı. 
Ülkemizle en önemli farklardan birisi de kliniklerde eczacıların çalışması ve her gün hastalara vizit yapması. Servislerde çalışan eczacılar hastaların ilaçlarının verilişini, dozlarını, yan etkilerini ve ilaç etkileşimlerini izliyorlar. Temel görevleri kliniklerdeki ilaç hatalarını engellemek. Bu şekilde eczacılık açısından da bir klinik deneyim birikmiş oluyor. Bizim ülkemizde ise eczacıların kliniklere böyle bir katkısını sağlayan uygulama hemen hemen hiç yok.
Diyabetli çocukların bakımı 
Benim açımdan buradaki en önemli deneyim, diyabetli çocukların izlemi, insülin pompa tedavisi ve sürekli kan şekeri izlem teknolojilerinin kullanımı süreçlerini izlemek oldu. Buradaki diyabetli çocuklar da ülkemizdeki çocuklar gibi. Aileleri onlar için her şeyi yapmaya çalışıyor ama özellikle de gençler gerekenleri yapma konusunda motive değil. Ali'nin bölümünün izlediği hastaların yarısı insülin pompası kullanıyor. Buradaki sigorta şirketleri hekimler uygun gördüğünde insülin pompalarının tümünün giderlerini karşılıyor. Bazı hastaların üzerinde sürekli kan şekeri izlem cihazları da vardı. Teknoloji daha fazla kullanılıyor. Son zamanlarda tek kullanımlık (3 gün için takılıyor) küçük pompalar revaçtaymış. Biz de ülkemizde ve bölümümüzde buraya benzer sistemler kurma ve SGK'nın daha fazla katkısını alma konusunda çalışacağız.
Buradaki çocuk endokrin bölümünde yan dal asistanları Amerikan Pediatri Akademisi'nin hazırladığı yapılandırılmış bir dosya çerçevesinde 6 ayda bir değerlendiriliyor. Ben de bu değerlendirmenin yapıldığı bir toplantıya katıldım. Bütün öğretim üyeleri yapıcı bir dille konuştu ve asistanlarının nasıl daha iyi hekim ve bilim insanı olabileceği üzerine öneriler sundu. Bizde ise negatif enerji ile dolu ortamlarda en çok asistanlar mağdur oluyor ve bazen hayat onlar için çekilmez hale gelebiliyor.

Amerikalılarla ilgili bir kaç izlenim ve teşekkür...
Burada geçirdiğim zaman boyunca Ali ile beraber hasta görürken onlarca hasta ailesi, koridorlarda ve sokaklarda yüzlerce insan ile karşılaştım. Beni şaşırtan ve etkileyen en önemli şey, hiç bir insandan negatif bir mimik ya da davranış görmemiş olmamdı. İnsanlarla her karşılaştığımda gülerek ve mutlulukla selam verdiler ya da günaydın dediler. Bunun bir tür öğrenilmiş bir davranış mı yoksa insanların doğal halleri mi olduğunu buradaki arkadaşlarıma sorduğumda bunun daha çok güneydeki Amerikalılara özgü “nezaket” olduğunu anlattılar. Bir akşam ise bu soruyu Ali’nin büyük oğlunun Amerikalı arkadaşına sordum; 0, “biz bu şekilde tanımadığımız insanlara güler yüzlü ve pozitif davranmayı aile içindeki terbiyemizin sonucu olarak öğreniyoruz, bu terbiyemizin bir parçası” dedi. 
Bir başka gün, North Carolina Üniversitesi Hastanesi'nde Ali ile bir toplantıya katılmak için giderken asansörde bir Amerikalı kadın hangi dili konuştuğumuzu sordu. Önce "tahmin edin" , sonra da "Türkçe" dedik. Asansörden indikten bir kaç dakika sonra kadın arkamızdan bize seslendi ve “Herhalde müslüman olmalısınız. Ülkemdeki aptal politikacıların islam düşmanlığı dolu konuşmalarından dolayı ülkem adına sizden özür dilerim" dedi ve arkasından " Bu ülke size ev sahipliği yapmaktan her zaman mutlu olacaktır" diye ekledi. Çok etkilendik ve dünyanın neresinde olursa olsun her türlü ırkçılığa içtenlikle karşı duran insanlar var diye düşündük. 
Bir akşam ise, Müge ile Chapel Hill Halk Kütüphanesi'ne gittik. Burası 60.000 nüfuslu bir yer ama çok büyük ve güzel bir kütüphanesi var. İnsan ülkemizde yeniden kitapların toplatılmaya başlandığını düşününce buradaki medeniyeti daha iyi anlıyor ve ülkesi için derin bir üzüntü duyuyor. Bu arada Müge bana McCarthy zamanında kütüphanecilerden sakıncalı kitap alanların ihbar edilmesinin istendiğini ve kütüphanecilerin ise buna direndiğini anlattı. Ülkemizde ise İdefix'in mahkemenin yasakladığı kitapları satıştan çekme hızını düşününce neleri kaybettiğimizi daha iyi anlayabiliriz.
Sonuç olarak burada geçirdiğim zaman içinde gelirken tahmin etmediğim miktarda etkilenme ve esinlenme ile dolduğumu hissediyorum ve bu eşsiz deneyim için sevgili arkadaşlarım Ali ve Müge’ye, onlar aracılığı ile tanığım Murat Arcasoy ve Ayşenil Belger’e ve bir akşam evlerine konuk olduğumuz Ali’nin hocası Joe D'Ercole  çok teşekkür ediyorum.
Bu yazı toplam 695 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37