1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Nuri Dayı’nın Bakkalı
Nuri Dayı’nın Bakkalı

Nuri Dayı’nın Bakkalı

Bar, pub bunlar lügatimize gireli ne kadar zaman oldu? Eskiden bir tek meyhane vardı. O da her yerde yoktu. Mesela bizim köyde açılması çok çok sonraları olmuştur. Ama gayri resmi olarak meyhane işlevi

A+A-

Bar, pub bunlar lügatimize gireli ne kadar zaman oldu? Eskiden bir tek meyhane vardı. O da her yerde yoktu. Mesela bizim köyde açılması çok çok sonraları olmuştur. Ama gayri resmi olarak meyhane işlevi gören çok “müessese” olmuştur. Bunların başında da kahveler gelir…

O vakitler, kahvelerde içki satılmayacak deseniz, kahveci, “hadi bana eyvallah” diyerek alıp ceketini çıkar. “İçki satmayacaksam benim burada ne işim var?” diye de sorar… Öyle ya, koskoca kahvenin çarklarının, bir ocakçı ve bir de garsonun masraflarıyla birlikte sadece çay satarak döndürüleceğini kimseyi ikna edemezdiniz.

Peki içki satmak serbest miydi?

Değildi.

Değildi ama el altından her kahvede içki satılırdı. Bırakın kahveleri bakkal dükkânlarında sadece içki satılmaz aynı zamanda içilirdi de…

Şimdi yasaklar her yanı kuşattığı için farkına varıyoruz ki, eskiden hayat bambaşka akıp gidiyormuş… Ne içtiğin içkiye karışılıyormuş, ne de önüne yasaklar konuyormuş… Sovyetler Birliği yıkıldığında, halk bir anda kendisini nasıl acımasız kapitalizmin kucağında bulduysa, AKP iktidarı da Trakya insanı için aynı tesiri yaptı…

Yavaş yavaş gündelik yaşamın içinden içkiyi çıkarmak için hukukun arkasına sığınılarak yapılan düzenlemeler aslında bir yaşam biçiminin tükenişinin de habercisiydi… Şimdi o eski güzel günlere dönelim…

Elimde bir fotoğraf var… Zamanında köyün üç bakkalından biri olan Nuri Dayı’nın dükkânı burası… Fotoğrafta, biri çocuk olmak üzere sekiz kişi objektifin karşısına geçmiş… İnsan bu fotoğrafı görünce bu bakkalın nasıl ayakta kaldığını hemen anlıyor… Çünkü raflarda içkiden başka gözle görülür bir şey yok!

İlkel bir raf düzeni… Raflar neredeyse bomboş… Solda bir bisküvi kutusu… Onun hemen yanında üzerinde Tariş yazan içinde kuru üzüm olduğunu tahmin ettiğim kutular… Sağ tarafta ise şarap ve bira şişeleri dizilmiş… Terazinin sağ kefesi fotoğrafa girmiş… En önde de çocuğun solunda helva leğeni duruyor…

Küçücük bir masanın etrafında toplanmış yedi kişi… Üzerine gazete kağıdı serilen küçücük masada gördüğümüz şarap ve kola şişeleri bize her şeyi anlatıyor. Trakya köylüsü genelde şarabı kolayla terbiye ederek içer… Bu karışımın en muteber formülü, bir litrelik pet şişeye yetmişlik şarap ve 250 cl’lik kolanın karıştırılmasıyla elde edilir… Hatta yaşlılar, bu karışımı kahvede içtiklerinde hususi olarak kolanın ısıtılmasını isterler…

İzmit’te yaşamaya başladığımda, şarap almak için hayretle bakkal bakkal dolaştığımı hatırlıyorum. Bir türlü bir anlam verememiştim bakkallarda şarap satılmamasına… Bulduğumda da, dükkân sahibi, şarabı önce gazete kağıdına sardı. Ardından etrafı kollayarak şarabı siyah bir poşetin içerisine koydu ve poşeti elime tutuşturdu.

Bakkal dükkânında kurulan masadan, bir suç unsurunun gözlerden ırak el değiştirmesi sahnesine tanıklık etmek… İşte geldiğimiz nokta… Öyleyse, başlı başına bu fotoğrafı bile geçmişte kalan güzel günlerin bir vesikası olarak yâd etmekten başka çıkar yok gibi görünüyor…

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.