1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Önceden bilmek mi iyi; her an olacak gibi hazırlanmak mı iyi?
Önceden bilmek mi iyi; her an olacak gibi hazırlanmak mı iyi?

Önceden bilmek mi iyi; her an olacak gibi hazırlanmak mı iyi?

Bugün 9 Ağustos  201112 yıl önce bugün, yani 9 Ağustos 1999 tarihinde,  hiç birimiz yaklaşık bir  hafta sonra  bu bölgede “Yüzyılın felaketi”ni, 7. 4 büyüklüğündeki korkunç depremi yaşayacağımızı bilm

A+A-

Bugün 9 Ağustos  2011.. 12 yıl önce bugün, yani 9 Ağustos 1999 tarihinde,  hiç birimiz yaklaşık bir  hafta sonra  bu bölgede “Yüzyılın felaketi”ni, 7. 4 büyüklüğündeki korkunç depremi yaşayacağımızı bilmiyorduk.

Aslında, yüzyıllar boyunca bu coğrafyada yaşayan insanlar, ortalama yüz yıllık periyotlarla böylesi büyük felaketleri yaşamışlardı. Aynı kuşak, iki kez aynı büyüklükte deprem felaketi görmemişti. Ama bu coğrafyada yaşayan neredeyse her kuşak, çocukluğunda, gençliğinde, yetişkinliğinde ya da yaşlılığında Kuzey Anadolu Fay Hattının bu bölgeden geçen kesiminin kırılmasıyla oluşan büyük felakette korkmuş, bir kısmı ölmüş, bir kısmı yaralanmış, herkes acıyı hissetmişti.

Bu nedenle periyot da dolduğu için, bu bölgede yeni bir depremin elinin kulağında olduğu biliniyordu. Ama ne zaman olacak bunu bilmiyorduk. Çok katlı, hesapsız kitapsız binalar yapılmıştı. Deniz kumu ile karılmış çimento kullanılmış, ucuza malolsun diye betonun içine olması gerekenden çok daha az demir konulmuştu. Kimse kontrol etmedi. Çürük binalardaki daireler, insanlara “Lüks apartman katı” olarak satıldı. Sonra o lüks daireleri alanlar, lüks apartmanın altına pahalı arabalarını koyup, dış etkinlerden korumak için, o binaların sütunlarını kestiler.

Deprem oldu, binalar yıkıldı, içinde insanlar öldü.

Bütün uzmanlar söylüyor ve hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, bu bölge için deprem bitmedi. Marmara denizi içinde, bir ucu İzmit Körfezi’nin çıkışında,  Gebze-Yalova arasındaki bölgede-hani şu Avrupa’nın kimyasal zehirli atıklarını toplamak için bir tesis yapılmasının düşünüldüğü alanın karşısında- bir ucu İstanbul Adaları ve açıklarından geçerek Tekirdağ Körfezi’ne kadar uzanan hatta dünyanın en tehlikeli fay hattı kırılsam mı, kırılmasam mı diye beklemekte.

Kimi uzmanlara göre ha bugün, ha yarın, kimilerine göre, en çok 30, kimilerine göre 50 yıl içinde bu fay da kırılacak. 17 Ağustos 1999’da bizim burada olduğu gibi, birbirine bağlı faylar, birbirlerini tetikleyerek arka arkaya kırılırsa,-17 Ağustos günü saat 03. 02’de burada öyle olmuş,  Adapazarı ile Yalova arasındaki hatta, birbirinin peşi sıra fay dört ayrı yerinden kırılmıştı-  7. 4’lük felaketten daha büyük bir depremden kaygı duyuluyor.

Eninde sonunda bu olacak. Biz belki görürüz, belki görmeyiz. Belki 6-6. 5, belki 7. 5-8 olacak. Belki İstanbul’u ya da Tekirdağ bölgesini daha çok, bizim buraları daha az vuracak. Ama olacak. Bir şeyler olacak.

Bunları, bu mübarek Ramazan gününde yüreğinize korku salmak için yazmıyorum.

17 Ağustos felaketinin yeni bir yıldönümüne yaklaşırken, aradan geçen 12 yılda bu felaketten ne kadar ders aldık, biraz bunu irdelemek istiyorum.

Geçenlerde televizyonda, deprem konusunda Türkiye’nin en güvenilen, en ciddi, uluslararası alanda en saygın bilim adamı olarak bilinen Prof. Dr. Naci Görür’ü izledim. Prof. Dr. Görür, Marmara Denizinin dibinde, Körfez’in Gebze çıkışı ile Tekirdağ Körfezi arasındaki bölgede  3 ayrı noktaya ölçüm istasyonu konulmasını istiyor. Projenin hazır olduğunu, maliyeti için DPT’den onay beklediklerini anlattı.

Prof. Görür şunları söyledi:

“- Deprem dediğimiz olay, dünyanın mağmasından başlayıp, yer kabuğunun çeşitli katmanlarında meydana gelen bir dizi jeolojik olayın sonucudur. Depremler öncesinde fay hatları üzerinde mutlaka hareketlilik olur, gaz çıkışı ya da başka değişiklikler meydana gelir. Biz Marmara Denizinin dibine, fay hattının üzerine ölçüm cihazlarını koyarsak, bu hareketliliği, gaz çıkışını takip edebiliriz. Böylece insanlara birkaç gün içinde büyük bir depremin olabileceğini söyleyip, can kayıplarını önleyebiliriz.”

Prof. Dr. Görür, bu işin büyük uzmanı. Mutlaka doğru söylüyordur. Mutlaka devlet gerekli parayı verir de o ölçüm istasyonları denizin dibine konursa, bunların kaydedeceği çeşitli sonuçlar uzmanlara deprem hakkında önceden bilgi verir.

Biz, bu bölgenin insanları, 17 Ağustos 1999 felaketinden sonra kim deprem hakkında bir şey söylemiş, kim deprem hakkında bir şey yazmışsa, dinledik, okuduk. Benim aklımda kalan en temel söylem şuydu:

“- Deprem, kar yağması, yağmur yağması, fırtına çıkması gibi bir doğal olaydır. Ancak dünyada Japonlar dahil hiç kimse, depremi önceden bilme imkanına sahip değildir.”

Şimdi Naci hocamız, “Devlet para versin, Marmara’nın dibine üç tane ölçüm cihazı koyalım, depremi önceden bilelim” diyor.

Varsayalım ki, gerekli ödenek tahsis edildi. Prof. Dr. Görür’ün “Depremi önceden bildirecek” cihazları Marmara’nın dibine kondu. Yine varsayalım ki, bunlar denildiği gibi çalıştı. Yer altı hareketlendi, Marmara dibindeki fayda kıpırtılar, gaz çıkışı başladı. Dipteki aletler bunu uzmanlara bildirdi. Prof. Dr. Naci Görür hoca çıktı televizyonlara, “Ey İstanbul, Kocaeli, Tekirdağ, Bursa insanları. Bizim deniz dibindeki istasyonlarımızdan tuhaf veriler geliyor. Bir hafta içinde çok büyük bir deprem olacak” dedi.

Böyle bir duyuru halinde, bu ülke ne hale gelir, bu bölge ne hale gelir şöyle bir düşünün.. Mevcut sakin dönemde bile TEM Otoyolu, D-100 karayolu, D-130 karayolu arabalara yetmiyor. Herkes bindi arabasına kaçmaya kalktı. Köprüler ne olur?.. Yollar ne olur?..

Yağma başlar. Sokaklarda çadırlar kurulur. Bütün dükkanlar kapanır, devletin bütün kurumlarında bütün işler durur. İnsanlar boş alanlara çektikleri arabalarının içinde yatıp kalkmaya, tuvalete girdiklerinde “Ya ben yaparken deprem olursa” diye paniklemeye başlarlar. Şehirler boşalır. Marketlerde su, un, makarna, bebek bezi; eczanelerde ilaç kalmaz.

Bu nedenle, depremi önceden bilmenin fayda değil, zarar getireceğine inanıyorum. Meteoroloji yağmur yağacak dediği zaman şemsiyenizi alır, kar beklendiğini söylediği zaman kalın paltonuzu giyersiniz. Ama uzmanlar  “Üç gün mü desem, bir hafta mı desem, büyük deprem olacak” dediği zaman, depremin olup da yapacağı tahribattan çok daha büyük bir tahribat ve başıbozuklukla karşılaşırsınız.

Depremin ne zaman olacağını önceden bilmeye bu nedenle gerek yok. Bu bölgede yaşıyorsak, büyük depremlerin en geç 100 yılda bir mutlaka olacağını bilmemiz, bunun için tedbirlerimizi almamız yeterlidir.

Ne yazık ki bunu yapmıyoruz. Hala deniz dolduruyor, hala çıkıntılı, muhtemeldir ki çürük binalara göz kırpıyoruz. 17 Ağustos 1999 sonrası “Yapı denetim sistemi” getirildi. Bu sistemi de kendimize benzettik, sağlıklı işletmiyoruz. 12 yıl önce çöktüğü için “Yapılaşmaya kapalı alan” ilan edilen Denizevler’i, şimdi yeniden iskana açıyoruz. 12 yıl önce depremin alıp götürdüğü Yeniköy sahilinde denizi doldurup, Serbest Bölge yapıyoruz. hala bu kentte ağır hasarlı binaların arasında dolaşıyoruz.

Allah bu bölgeyi büyük depremlerden korusun. Başka söyleyecek söz bulamıyorum.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.