1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Özgür Kocaeli'den mektup
Özgür Kocaeli'den mektup

Özgür Kocaeli'den mektup

Türkiye son yıllarda pek çok alanda önemli gelişmeler kaydetti. Ama medya-özellikle yazılı basın- bu gelişme ve büyüme hızının dışında kaldı. Dünyadaki en modern, en pahalı baskı sistemleri...

A+A-

Ulusal medya yeniden promosyona sarılıyor

Türkiye son yıllarda pek çok alanda önemli gelişmeler kaydetti. Ama medya-özellikle yazılı basın- bu gelişme ve büyüme hızının dışında kaldı.

Dünyadaki en modern, en pahalı baskı sistemleri, en ileri gazete hazırlama teknikleri ülkemize geldi. Pırıl pırıl baskılı, çok sayfalı, özellikle hafta sonlarında çok ekli gazeteler yapıldı.

Üstelik Türkiye’de gazete fiyatları, dünyadaki örneklere bakıldığında çok ucuz kaldı. Bugün Türkiye’deki gazeteler, bir küçük poğaça fiyatından daha düşük fiyatla satılıyorlar.

Bütün bunlara rağmen, gazeteler olması gereken, bu gazetelerin maliyetini kurtarabilecek asgari düzeyde satış rakamlarına ulaşamadı. Türkiye’de toplam gazete satışı, 4-4. 5 milyon adet civarında dolaşıyor. Bir türlü yükselemiyor.

Bu tablonun temel nedeni, Türk basınının, halkın gözündeki değerinin, itibarının, güvenilirliğinin azalmasıdır.

Türkiye’de medya, asıl kazançları başka sektörlerde olan 3-4 büyük patronun elinde kalmıştır. Siyasete bulaşmıştır. Kimileri, tamamen siyasi iktidarın dümen suyuna girmiş, kimileri tamamen siyasi iktidarın karşısında kalmayı, her gün yıkıcı muhalefet yapmayı görev bilmiştir.

Türk halkı, kimi aydınların öngörüsü ve düşüncelerinin tam tersine, akıllıdır. Olayları süzer, iyi değerlendirir. Bir kere güvenini yitirirse, yeniden kazanması da güç olur.

Türkiye’de yazılı basın bu sıkıntıyı yaşıyor. İnsanlar, yani okur, gazetelerin hangi haberinin, hangi amaçla yapıldığını, bu haberlerin gazete patronu açısından neyi amaçladığını gayet iyi biliyor. Anlıyor, değerlendiriyor.

Gazeteler, kendilerine reklam verenlerin çıkarlarını korumayı, patronların diğer sektörlerdeki menfaatlerini savunmayı; ya da kendilerine reklam vermeyenleri veya patronların diğer alanlardaki işlerine rakip olanları hedef almayı temel yayıncılık kuralı olarak görüyorlar.

Halk bunu seziyor. Basına olan güvenini kaybediyor. Televizyonları belki mecburen izliyor. Ama gazeteleri almıyor.

12 Eylül’deki halk oylamasının ardından Türk basınında ilginç bir gelişme daha yaşandı. Bekir Coşkun, Hürriyet Gazetesi’nden kendi isteğiyle ayrılmış, Turgay Ciner’in sahibi olduğu Haber Türk gazetesine büyük reklamlarla transfer olmuştu.

Malum, Bekir Coşkun, AKP’nin en önemli muhaliflerinden biriydi. Her gün yazıları ile iktidarı zor duruma sokuyor, Başbakan’ı çok kızdırıyordu.

Okur bir gün bir baktı, Bekir Coşkun’un Haber Türk’te yazısı çıkmamıştı. Önce “Hasta, tatilde” dediler. Ama birkaç gün sonra gazetenin genel yayın müdürü Fatih Altaylı, gerçeği açıklamak zorunda kaldı “Ben hiç istemedim. Arzulamadım. Bekir Bey, hala benim en iyi dostumdur. Ama gazetenin sahibi böyle istedi. Yolları ayırmak zorunda kaldık” dedi.

Bekir Coşkun’un ayrılmasının ardından Haber Türk’ün trajı da düşmeye başladı. Bu olay, sadece Haber Türk gazetesini değil, bütün ulusal medyayı etkiledi. Bekir Coşkun’u belki hiç okumamış, belki ayda yılda bir kez gözüne batınca okumuş insanlar bile, bir kez daha Türk basınının ne kadar güvenilir olduğunu sorgulamaya başladı.

Bu dönem, yani eylül-ekim dönemi, basın için “Yeni dönem” olarak nitelendirilir. Yaz aylarında ister istemez düşen trajların, okulların da açıldığı eylül-ekim ayları ile birlikte yeniden yükseliş trendine girmesi gerekir. Ama görülüyor ki, pasta büyümüyor. Türkiye’de gazete trajlarının çok güvenilir ölçümü de yapılmıyor. Güvenilir olmayan resmi rakamlara göre, 2-3 gazetenin günlük satışları 500 bin adet civarında veya biraz üzerinde. Diğer gazeteler, günlük 150-200 bin arasında bir trajı yakalamak ve orada kalabilmek için mücadele ediyorlar. Oysa, çok değil, 10-15 yıl önce, üstelik ülkede okuma alışkanlığı daha düşük, ekonomik zorluklar daha yüksek, yoksul sayısı çok daha fazlayken, bu ülkede günlük satış rakamları 1 milyon adedin üzerine çıkan gazeteler vardı. Şimdi böyle bir saygınlık, bu düzeyde traj rakamları, Türk medyasındaki bütün gazeteler için hayal bile olmaktan çıkmıştır.

Bütün bu nedenlerle, Türk basını, şimdi yeniden “Çılgın promosyon” seçeneğine “denize düşen yılana sarılır” misali sarılmaya çalışıyor.

Ulusal gazetelere bakın. Hepsi, okurlarına 15-20 kupon karşılığında piyasa değerleri 150-200 TL’yi bulan hediyeler vermeye hazırlanıyor. Geçmişte de gazeteler okurlarına televizyon, beyaz eşya, hatta otomobil vaat ederler, bu promosyonlarla aslında satın alan kişi tarafından okunmayan, sadece kuponu kesilip, atılan gazeteler yaparlardı.

Günümüz yasaları, promosyon konusunda gazeteleri sınırlıyor. Artık, eğitim, kültür alanına giren hediyeler dışında promosyon yapılamıyor.

Bazı gazeteler, 50 Kuruşluk satış fiyatı ile her gün piyasa değeri 1-2 TL olan  hediyeler dağıtıyor. Bu promosyonların ticari mantığı yok. Kuşkusuz gazete trajlarını 15-20 bin adet, bazı büyük hediyelerde 30-40 bin adet arttırıyor. Ama verilen hediye için kupon süresi dolduğunda, sırf hediyesi için gazeteyi alan okur, bırakıyor. Kalıcı olmuyor.

Bu tablo, Türk basını için bir utanç tablosu olarak değerlendirilmese bile, en azından bir kısır döngüdür. Çaresizliğin getirdiği bir uygulamadır.

Üstelik, promosyon gücü olmayan, kendi yağıyla kavrulmak zorunda olan yerel basın karşısında ulusal medyanın haksız rekabetidir.

Basın, okura güven vermelidir. İlkeli olmalıdır. Basın, gerçek anlamda bağımsız ve özgür olduğuna okuru inandırmak zorundadır. Samimi olmalıdır. Çılgın promosyon döneminin yeniden başladığı, ulusal medya içinde yer alan hemen bütün gazetelerin okurlarına kupon karşılığında cazip hediyeler dağıttığı bir dönemde, Kocaeli yerel medyasında ayakta durabilen, mücadelesini sürdürebilen bütün şehir gazetelerini de özellikle kutlamak, başarılarının hakkını vermek gerekir.

Benim okurdan ricam, promosyon yapan bir ulusal gazeteyi kupon için almaya karar veren okurların, yerel gazetelerine de sahip çıkması, en azından Kupon Gazetesi alacağım diye, yerel gazetesinden vazgeçmemesidir.

Bizim ÖZGÜR KOCAELİ olarak böyle bir sorunumuz yok. Ama bu şehirde bütün yerel gazetelerin yaşaması, güçlenmesi, bu kentte yerel gazetelerin toplam trajının daha yüksek rakamlara ulaşması, samimi dileğimdir.

GAZETECİLİKTE

TARZ FARKLILIĞI

Biliyorum ve farkındayım ki, bu kentin insanları hergün bütün yerel gazeteleri almıyorlar. Bu nedenle, pek çok insan farkında değildir diye düşünüyorum. Ama dün ilimizdeki şehir gazeteciliğinde tarz ve üslup farkı çok net biçimde görüldü. Geçen cumartesi günü, yerel gazeteler için haber açısından kısır bir gündü. Biz de gazeteyi, özellikle 1 nci sayfayı nasıl yapacağımız konusunda zorlandık. Fuar’da Ayışığı Derneği’nde haber konusu bir toplantı vardı. Bunu izlemeye giden muhabirlere, Fuar’daki bir lokantanın (Kuloğlu Restaurant) sahipleri, özel bir açıklama yapmışlar, bir süredir yanlarında çalışan 20 yaşındaki genç muhasebecinin kendilerini dolandırdığını öne sürmüşlerdi. Ortada bir iddia vardı. Savcılık ya da polis takibi olduğu, bu iddianın resmiyet kazandığı konusunda bilgi yoktu. Haber benim de önüme geldi. 20 yaşındaki bir genç bayanı, birilerinin iddiasıyla suçlayamazdık. Haberi iç sayfaya küçük kullandık, iddiada adı geçen kızın fotoğrafını da basmadık. Dün İzmit’te yayınlanan üç gazetede ise, bu haber manşetti. Dolandırıcılıkla suçlanan genç kızın kocaman fotoğrafları da basılmıştı.

Bu gazete,  habersiz kalsa, manşeti için haber bulamasa da böyle haberlere itibar etmez. Birilerini durduk yerde karalayan haberleri, sansasyon olsun diye manşetinden kullanmaz. Özgür Kocaeli’nin önemli farklarından biri budur. Saygılar sunar, iyi, mutlu, sağlıklı bir hafta dilerim.

İsmet Çiğit

Bu haber toplam 834 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.