• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli -3 °C

Özgürlük ihtiyacı...

Şükrü HATUN
“..ve kavraması zor da olsa, ortaklığa yalnızca farklılıkları vurgulayarak, her şeyden önde tutarak ve sürekli çoğaltarak ulaşabiliriz” 
(Hannah Arendt)
Bilebildiğimiz kadarıyla organizmada fonksiyonlar ya da bildiğimiz yaşam etkinlikleri(düşünme, hissetme, anlama, sevme, gülümseme, kızma vb.)genler üzerinden gerçekleşen bir belirlenme sonucu gerçekleşir. Bu belirlenmenin gerisinde karmaşık, bir o kadar da “zengin” ve sayılamayacak miktarda sinyal iletiminin olduğunu biliyoruz. İçten  bir gülümseme  ya da yürümeye başlarken çocukların hissettiği sevinç esnasında olan biteni anlatmanın imkansız olduğu söylenebilir; bunun için hücrelerin dilinden “anlamak” ve bunu şu konuştuğumuz dile “çevirmek” gerekir. Esasa gelerek söyleyecek olursak, insanın tinsel/bedensel hallerinin gerisinde, yani bir imkanın fonksiyona dönüşmesinde,  hücrelerin dirimsel yönelişinin (bir tür genetik) engelsiz işleyişi yatar.Bu engelsiz işleyişe “özgürlük” diyebiliriz. Hücrenin sonsuzluğundaki bu gerçekleşme sürecinde “özgürlük” sorunu olsa; örneğin hücrelerin çoğalması, sinyal iletimi, zamanı geldiğinde ölmeleri vs üzerinde “baskı” kurulsa nasıl bildik anlamda “hastalık/bozukluk” oluşuyorsa, aynı şeyin bireyler ve toplum için de söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.
Özgürlük ihtiyacı, esas olarak “hücresel” bir ihtiyaç tır ve aynen bir yere yöneldiğinde engellenen salyangozun artık tekrar aynı yöne yönelmediği ve bunu bir “nedbe-olumsuz anı” olarak sakladığı gibi, insanın gerçekleşme süreçlerindeki her türden engellenme/baskı da benzer bir etki ile insanın, toplumun canlılığını, sevincini, üretimini zedeler. Bunu, suların yönünün, yaprakların renginin, çocukların konuşmasının, ayçiçeklerinin güneşe yönelmesinin engellenmesi gibi düşünebiliriz. Biraz daha gündelik yaşam düzeyinde konuşursak özgürlüğün, insanın gelişmesi, katkıda bulunması ve bundan mutluluk duyması kadar, milyarlarca insanın günlük eyleminin bir ifadesi olan “determinizm”in oluşması için ve bir bakıma toplumdaki normal dağılımın ( +2 Standart Sapma-SD ile -2 SD arasındaki dağılım) oluşması için gerekli olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği  gibi istatistikte normal bir spektrumdur ve ölçülen şeylerin +2 SD ile -2 SD arasındaki dağılımını anlatır. Normal, dogmatiklerin sandığı gibi ortalama değildir; bunun ötesinde normal, kibirlilerin sandığı gibi +2 SD hiç değildir. İnsanlara ve topluma özgürlük alanı tanımak için normalin +2 SD ile -2 SD arasında dağıldığını, yani aslında geçenlerde bir TV konuşmasında Cem Kaptanoğlu’nun söylediği gibi “gri zonun” bir özgürlük alanı  olduğunu kabul etmek gerekir. Her türden “otoriterizm”in aslında insanlara “siyah/beyaz” dayatmasında bulunarak, normal kavramını bozduklarını ve normali kendi  belirledikleri “ortalama”  (dinsel, siyasi, ahlaki vs) olarak insanlara dayattıklarını, bunun için her türden manipülasyonlara başvurduklarını, bazen sonu “öjeni” ye giden ağır sapmalarla toplumlara ağır bedeller ödettiklerini söyleyebiliriz.
Öte yandan özgürlük, toplumsal şiddetin önlenmesinin yegane yöntemidir.Baskı gören çocuklarda  olduğu gibi insanın varoluşuna ve benliğine hürmet etmemenin ağır bir huzursuzluk yarattığını ve  şiddeti teşvik ettiğini, herkes  kendi çocuklarını yetiştirirken bile görebilir. Nasıl doğadaki  farklılıklara izin vermemek (çam ağaçlarının yapraklarının, meşelerden farklı olmasına mesela) bir tercih sorunu değilse, insanların farklılıklarına ve farklı tezahürlerine/görüşlerine izin vermemek de tercih sorunu değildir. Bu anlamda da insan  doğanın bir parçasıdır.
Zaten özgürlükle ile ilgili gerçek sınama, kendi özgürlüğümüzü yaşayışımızla  değil, başkalarının varoluşuna,  farklılığına, özgürlüğüne olan tutumumuzla yapılabilir.Bir toplantıda çocukların söylediği gibi sürekli insan haklarından bahseden anne/babalarının “Roman vatandaşların çocuklarından uzak durun” demesi  nasıl çocuk dünyasının gölgesiz tutarlılığına aykırıysa, farklı görüşte olanları dışlayan, baskı altına alan bir zihniyetin herhangi   bir konuda özgürlükçü olduğunu söylemesi de anlamlı değildir.
Bu yazı toplam 136 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37