1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. PAPAZ BRUNSON VE GÜLEN!
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

PAPAZ BRUNSON VE GÜLEN!

A+A-

Şu ABD’li Papaz Brunson meselesi bir hayli canımızı sıktı ve sıkmaya da devam ediyor. Papazın Fetocu yapılanmayla direkt ilintili olduğu noktasında ciddi kanıtlar olmasaydı niye tutuklanaydı ki? Demek ki, organik bir bağı var ki, tutuklandı. Yoksa Türkiye’de yüzlerce papaz var ve hepsi de huzur içerisinde yaşamlarını sürdürmekle beraber dini pratiklerini ister fert olarak isterlerse kolektif bir biçimde yerine getiriyorlar ve kimse de kendilerine hiçbir şey demiyor. Demek ki, mesele papaz olmak meselesi değilmiş.

Papaz Brunson meselesi ilk gündeme geldiğinde, T. C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen’i kast ederek: “Ver papazı, al papazı” şeklinde bir açıklama yaptı. Ve dedi ki: “Bizim de sizde bir papazımız var ve o papaz üstelik ülkemizde 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde bulunmuş, 249 insanımızın hunharca katledilmesine sebep olmuştur. Baş sorumludur, falan-filan…

Bir taraftan Feto’ya ilişkin 85 koli bilgi, belge ve doküman ABD yetkililerine iletildiği halde ki süreç içerisinde yenileri de gönderilmeye devam ediyor, hala ABD’den “tık” yok ve onu koruyup kollamaya devam ediyorlar. Diğer taraftan, başta Trump olmak üzere, neredeyse ABD yetkililerinin tamamı adeta papaz Brunson’a kilitlenmiş ve onun iadesi için canhıraş bir şekilde çalışıyorlar. Bunu yapıyorlar yapmasına ama bizim için de son derece önemli olan Fethullah Gülen konusunda kıllarını dahi kıpırdatmıyorlar. Bu da, başta cumhurbaşkanımız olmak üzere, 81 milyon halkımızı ciddi şekilde rahatsız ediyor.

Şimdi bu işin bir yönü…

İşini esas yönüne gelince; Türkiye’nin ABD’nin boyundurluğu altına girmek istememesi ve bu doğrultuda siyasal tercihini yapması ve en önemlisi de ABD’ye mecbur ve mahkum olmadığının yol ve yöntemlerini araması, buna paralel olarak Rusya ve onun lideri Putin ile dirsek temasına girmesi aynı zamanda stratejik ortak olan ABD’yi fena halde kızdırıyor. Türkiye’nin başta Rusya olmak üzere, bölgesinde İran ile iyi ilişkiler içerisinde olması ve ABD’nin buna karşı alerjisini ortaya koymaya yeter sebeptir. ABD’nin bu güne kadar alışık oldukları emre amade yöneticilerin artık mazide kaldığı, gerek Türkiye kamuoyunun ve gerekse siyaset ile iştigal eden siyasi aktörlerin bundan böyle evvel emirde Türkiye’nin ali menfaatlerini önceleyeceklerini söylem ve eylemleriyle ortaya koyunca, onların bu güne kadar gergef gibi işledikleri planları bozuldu. Bu da onları fena halde kızdırıyor. Kendilerince onlar da haklılar, çünkü bu güne kadar alışagelen yönetici profili böyleydi ve şimdiki yöneticilerden de aynısını bekliyorlar. Bu da olmayınca kuduruyorlar.

Türkiye’yi de stabilizasyona sevk etmek için sahneye koydukları Feto oyununun birçok tahribatı yapmasına rağmen başarıya ulaşmaması, Hakan Fidan üzerindeki oyunları, Gezi kalkışması, kur oyunları ve soğan-patatese kadar düşen atraksiyonları ve nihayet papaz kartı da bu oyunların parçacıkları…

ABD yönetimi, hem insanlık ile ve hem de Türkiye ile oyun oynuyor. Türkiye’yi ciddiye almıyor; hafife alıyor. Her hâlükârda emir ve isteklerini yerine getiren, otur deyince oturan, kalk deyince kalkan bir Türkiye’yi arzuladıkları halde, buna mukabil Türkiye’nin bir takım meşru talep ve beklentilerine karşı da kayıtsız kalmayı kendileri açısından bir mahsurunun olmadığı modundadırlar. Bu tavırlarını devam ettirmekten ne utanıyorlar ve ne de çekiniyorlar. İşte böylesi bir durumda da, Türkiye fena halde rahatsız oluyor. İktidardaki siyasi aktörleri ve halkıyla birlikte ABD’nin bu tavrına karşı ifrit oluyorlar/oluyoruz.

Gerek ABD ve gerekse AB, yıllardan beri Türkiye’yi oyalamak ve onunla adeta Kedi-fare oyunu oynamaktan bir türlü vaz geçmiyorlar. Türkiye’nin de onların bu oyalayıcı ve hafife alıcı tavırları karşısında kendilerine mahkum ve mecbur olmadıklarını göstermek maksadıyla Rusya ve İran ile temaslarda bulunması en doğal hakkıdır ve egemen bir ülkenin yapması gereken de budur.

Şayet ABD ve AB, Türkiye ile iyi ilişkiler sürdürmek istiyorlarsa, adam gibi davranacaklar, Türkiye’yi ciddiye alacaklar ve Türkiye’nin talep ve beklentileri karşısında kayıtsız kalmaktan vaz geçecekler. Ancak, böylelikle Türkiye kendileriyle eşit şartlarda masaya oturabilir, ortak sorunlarını ve menfaatlerini konuşabilir. Aksi taktirde, beyhude bir bekleyiş içerisine girerler ve stratejik konumdaki bu güzel ortağı sevmedikleri rakiplerine stratejik ortak olarak kaptırırlar. O zaman da iş işten geçmiş olur ve geri dönüşü de olmaz.

Unutulmamalıdır ki; hem bizim yöneticilerimizin bir hesabının var olduğu gibi, Allah’ın da bir hesabı var ve bu iki hesap birleşince, ABD, Batı ve batıl toplumunun tüm atraksiyonları boşa çıkacaktır. Yeter ki, biz kendi içimizdeki sorunları barışçıl yollarla çözelim ve şeytanlaşmış insanları aramıza almayalım. İşte o zaman göreceksiniz, hiçbir güç ve kuvvet bizi yıkamayacaktır. Yeter ki, Kur’an’ın bize çizdiği rotaya göre kardeş olmayı başarabilelim!

Bu yazı toplam 1257 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.