1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Parkomat tamamen bitmeli
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Parkomat tamamen bitmeli

A+A-
Bu ucube sistem, sadece bizim ilimizde var.  İzmit zaten daracık, çok az caddesi olan, otoparkları yetersiz, trafik açısından engelli bir şehir. Bir de Büyükşehir Belediyesi kalktı, bu şehrin caddelerinde, sokaklarında park yapmayı paralı hale getirdi. Cadde veya sokak kenarında 1 saate kadar arabanızı bırakırsanız, 4 TL. 1-2 saat arası 7, 2-3 saat arası 10 TL. Üstelik Büyükşehir Belediyesi şehrin ana caddelerinde, sokaklarında park yapan araçlardan bu bedeli alma işini de Parkotomat isimli bir özel şirkete bıraktı. 
Araba sahibi olan insanların, park parası ödemesine kesinlikle karşı değilim. Araba sahibi olmanın, özel araç ile şehir içine girip çıkmanın elbette bir bedeli olacaktır. Park yasağı olan yerde arabasını bırakan, park eden insanların cezalandırılmasını, park yasağı olan yere bırakılmış aracın çekilip götürülmesini de kabul ediyor ve destekliyorum.
Ama İzmit gibi bir şehrin cadde ya da sokaklarında park etmiş arabalardan bir özel firmanın para toplamasını içime sindiremiyorum. 
Bu parkomat işi, geçen 8 Şubat’ta patladı. Büyükşehir Belediyesi, işi yürüten Parkotomat firmasının 10 aydır ihale şartnamesine uymadığını, kira ödemediğini, Büyükşehir Belediyesi’ne, yani bu kente 1.5 milyon TL borçlu olduğunu açıkladı. Şirket,  parkomat sistemi karşılığında Büyükşehir Belediyesi’ne aylık 150 bin TL civarında para ödüyor. İzmit’te Parkomat kapsamındaki park alanlarının toplam araç kapasitesi 600 civarında. Büyükşehir, “İhaleyi iptal ettim. Artık bu işi Belde A.Ş. ile ben yapacağım” dedi. Ama şirket yargıya gitti. Haklı çıktı. Tam Belde A.Ş. işe başlarken, yeniden Parkotomat firması otopark işinden haraç toplamaya geri döndü. Sonra Büyükşehir yargı kararına itiraz etti. Yargıdan  şirketin borcunu ödemesi  karşılığında işe devam etmesi kararı çıktı. Parkotomat firması da “Ben alacaklıyım. Bu parayı ödeyemem. Zarar ediyorum” diyerek, işi bıraktığını açıkladı.
Bu gelişmeler, İzmit’in bu ucube sistemden kurtulması için önemli bir fırsattır. Bu iş baştan yanlıştı. Çok iyi biliyorum, Başkan Karaosmanoğlu’nun da hiç içine sinmiyordu.  Hesap ortada. Şirket  “Zarar ediyorum” diyor. Yani, bu işten aylık gelir ne kadar sıkı takip ederseniz edin, aylık 150 bin TL’yi geçmiyor. Büyükşehir’in ihtiyacı mı var. Türkiye’nin kişi başına en yüksek bütçeli Belediyesi.  Üstelik bu aylık 150 bin TL kar etmek için de masraf yapılacak. Eleman çalıştırılacak.
Belde A.Ş. Parkomat’ı işletirken, pekçok kişi sistemi ücretsiz kullanmaya kalkacak. Belediye elemanları ile vatandaş arasında kavga çıkacak. 
Büyükşehir Belediyesi’nin Parkomat işinden tamamen vaz geçmesini bekliyorum. Şehir merkezini tamamen araç trafiğine kapatabilirler. Bu, İzmit esnafının işine gelecektir. Şehir merkezinde çok katı park yasağı uygulanabilir. Bu trafiği rahatlatacaktır. Park yapan araçları ceza kesilebilir. Ama Parkomat sistemini sürdürmek, bu şehrin cadde ve sokaklarında beş dakika park etmiş aracın sahibinden 4 TL para almaya kalkışmak, hak değildir. Şehre kötülüktür. 
İlla Parkomat sistemi devam edecekse, bu iş Kocaelispor Kulübüne verilsin. O zaman, park karşılığı vereceğimiz parayı helal edebiliriz. Ama Kocaelispor dışında bir kurumun, aylık üç-beş kuruşluk gelir için Büyükşehir Belediyesi’nin bu işi sürdürmeye kalkmasını İzmit’e ve İzmitli’ye hakaret olarak görmeliyiz. 
Haydi Başkanım.. İptal et şu Parkomat işini. Zaten bu tramvay inşaatı falan şehrin insanı, trafiği perişan olacak. Bir de bu ucube sistemle hakarete uğramaktan kurtulalım.


*Yargı’nın vicdanı
Bir insanın canını almak, yani cinayet elbette kabul edilemez. Hukuk devletinde yaşıyoruz. Size zarar veren, size acı çektiren, kötü davranan biri varsa, devletin kolluk güçlerine şikayet eder, yargıda şikayetçi olursunuz. Hiçbir insanın, bir başka insanı, kendi aklınca, kendi yöntemiyle cezalandırması, hatta canını alması kabul edilemez.
Ama istisnalar olabiliyor. Yargı bir kavram, bir kurum.. Ama yargı adına hükümleri insanlar veriyor. Yasalar kadar vicdanlar da öne çıkabiliyor. Geçen ağustos ayında, Körfez Tütünçiftlik Güney Mahallesi’ndeki bir evde korkunç bir trajedi yaşandı. Damla Kutulu isimli iki çocuk annesi genç bir kadın,  kendisini sürekli dövmekle suçladığı kocasının başına, yatakta uyurken önce piknik tüpünü vurdu, bayılttı. Sonra, elindeki bıçağı, bütün hırsıyla 14 kez kocasının vücuduna saplayarak delik deşip edip öldürdü.
Damla Kutulu, bu korkunç cinayeti işledikten sonra evde yatak odasında bir sandalyenin üzerinde oturup, polislerin gelip kendisini almasını beklemişti. Polisler cinayet sanığı olarak genç kadını gözaltına alırken, Damla Kutulu’nun yüzü kan ve şişlikler, vücudu yaralar içindeydi.
Genç kadın, sorgusunda cinayetle ilgili hiçbir şeyi gizlemedi. Ama uzun süredir pazarcılık yapan kocası Fikret Kutulu’dan her gece işkence gördüğünü anlattı. Artık dayanamadığını, o gece de feci şekilde dayak yediğini, kocası uyuyunca bu cinayeti işlediğini anlattı.
Cinayetten hemen sonra adalete teslim edilen Damla Kutulu’yu mahkeme tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Damla’nın biri 11, diğeri 13 yaşında iki çocuğu vardı. Yargı süreci başladığında, çocuklar da annelerinin ifadesini doğruladılar. Babalarının her akşam canı sıkıldıkça annelerini feci şekilde dövdüğünü anlattılar.  Kocaeli 2 nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde önceki gün, bu cinayet davasının ilk duruşması yapıldı. Damla Kutulu, tutuksuz olarak mahkemeye gelmişti. Aynı ifadesini tekrarladı. Savcı, cinayetten 24 yıl hapis istiyordu. Yasalar da “Katil” damgasını yemiş genç kadın için hapis cezası öngörüyordu. Ama Ağır Ceza Heyeti,  Damla Kutulu için beraat verdi. 
İşte bu yargının vicdanıdır. Kesinlikle,  eziyet çeken, kötü muamele gören herkes, bütün kadınlar için örnek olsun diyemeyiz. Hala en doğrusu, kötü muameleye uğrayan, acı çeken herkesin hakkını devlete sığınarak aramasıdır. Ama Damla Kutulu olayı, Tütünçiftlik Güney Mahallesi’ndeki bu korkunç cinayetle ilgili yargı kararı da,  Türk Adalet Tarihi için çok önemli bir örnek olarak kayıtlara geçmiş olacaktır. Elbette savcı, kararı temyiz edecek. Yüksek Mahkemeden de yerel mahkemenin kararına onay çıkmasını, bu dava ile ilgili hükmün, bir içtihat olarak kayıtlara geçmesi beklenebilir. 

*Birlikte savaştık; birlikte öldük 
Bugün 18 Mart.. Anadolu Tarihinin, Türk tarihinin en önemli zaferinin, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü. Bütün dünya, yedi düvel üzerimize gelmiş. En öldürücü, en imha edici silahları ile,  İstanbul’u ele geçirmek, Türk devletini yıkmak için Çanakkale Boğazı’nın ağzına gelmişler. 
Türk milleti yoksul. Tük milleti perişan. Silah yok, yemek yok.. Elde çakaralmaz tüfek,  günde bir öğün buğday aşı çorbası veya üzüm hoşafı. Ayakta çarık bile yok, çorap var.. 
Ama Çanakkale Boğazı’ndan geçirmemiş ecdadımız o dünyanın en büyük, en kuvvetli devletlerini. Gazi Mustafa Kemal’in dehası ve cesareti, ulusun vatanına canını veren fedakarlığı ile, Türk tarihinin en büyük zaferini kazanmışız. 
100 yıl önce bunu yapmış bu millet. Türk-Kürt; Alevi-Suni; dindar- inançsız, her kesimden, her milletten insanlar. Seve seve vatan uğruna can vermişler. Çanakkale’de Türk milletinin birliğinin, beraberliğinin, cesaretinin, vatan sevgisinin destanı yazılmış.
Bugün bu büyük zaferin yıldönümü. Durup düşünmek gerekmez mi; 100 yıl önce birlikte, omuz omuza savaşıp, birlikte kucak kucağa ölmüş insanların oluşturduğu bu millet bugün neden böyle kendi içinde bölünmüş, düşmanlaşmış durumdadır. Neden bugün bu milletin içinden çıkmış kimi gözü dönmüşle, bu milletin masum insanlarını katletmektedir?.. 
Oturup düşünmek lazım. Bugün 18 Mart. Çanakkale Zaferinin yıldönümü. Yani, oturup düşünmek için en önemli fırsattır bugün.
*Camiye kaçak elektrik çekilir mi? 
Geçen gün, gazetenin 5 nci sayfasında “Olayların Perde Arkası” sütunlarında bir haber yer aldı. Kandıra’nın Kırkarmut, Esentepe ve Kanatlar köylerindeki köy camilerinin elektriğini Sedaş kesmiş, mühürlemişti. Cami cemaati, köy muhtarları, camilerin elektriğinin, elektrik faturaları ödenmediği için kesildiğini sanıyordu.
Bu haber yayınlanınca, bu tür konularda çok duyarlı olan Sedaş hemen açıklama gönderdi. Kandıra’nın üç köyündeki caminin elektrikleri ödenmeyen borç nedeniyle kesilmemişti. Sedaş ekipleri rutin denetimler sırasında bu üç camide kaçak elektrik kullanıldığını belirlemiş. En yakın elektrik direğinden bir kablo ile elektrik alınmış, abonelik açılmadan, sayaç konulmadan camiye aydınlatma veya ısıtma enerjisi olarak kullanılmış.
İbadet merkezlerinin elektriği, suyu ücretsiz olabilir. İbadethanelerin elektrik, su paralarını Müftülüklerin ödemesi sağlanabilir. Bunların hiç birine itirazım yok. Ama cami için kaçak elektrik çekilir mi?..En azından ayıp ve günah değil mi?.. Kandıra’nın üç köyündeki camilerde belirlenen kaçak elektrik kullanımı hakkında yetkili makamların soruşturma yapmasını ve kamuoyunu aydınlatmasını bekliyorum. 
*Otobüs temizleme işi müteahhide verilir mi?
1 Kasım seçimleri öncesi AK Parti, bu millete önemli sözler verdi. “Asgari ücret 1.300 TL olacak” dediler, yaptılar. “Emekli maaşlarına zam yapılacak” dediler, yaptılar. Toplumun çeşitli kesimlerine uygun şartlarda kredi sözü verdiler, büyük oranda yerine getirdiler.
Söz verildiği halde tutulmayan iki önemli konu var:
Birincisi “Biz tek başımıza iktidara gelelim, terör bitecek” demişlerdi. Bu olmadı. 
İkincisi, artık tam anlamıyla “Kölelik düzeni” haline gelen müteahhit işçiliği sisteminin düzeltileceğini, en azından kamuda müteahhit işçiliğinin bitirileceği sözü verilmişti. Hala bu konuda bir düzenleme yapılmadı.
………
Dün Büyükşehir Belediyesi Ulaşımpark  A.Ş firmasının bir ilanını okudum. Malum, bu Ulaşımpark yeni kuruldu. Bütün şehiriçi minibüslerini de kiralayacak, toplu taşıma hizmetini kent genelinde tek başına düzenleyecekti. Ulaşımpark şirketini kurdular ama, bu toplu taşımayı tek elden yürütme işini de yapamadılar. Şimdi Ulaşımpark firması, sahibi olduğu Belediye otobüslerinin temizlik işi için hizmet alım ihalesi açıyor.  1 Mayıs 2016 tarihinden, 31 Aralık 2017 tarihine kadar, 20 ay süreyle Büyükşehir Belediyesi’ne ait otobüslerin sefer sonrası iç ve dış temizliği işini ihalede en uygun teklifi veren müteahhit firma üstlenecek. 
Ne yapacak müteahhit, 25-30 tane  asgari ücretli-belki daha düşük maaşlı- amele tutacak. Bu insanlara Belediye Otobüslerini temizletecek. Ulaşımpark’tan, yani Büyükşehir’den parasını alacak, kar edecek. 
Bir otobüs işletmesi için, o otobüsleri  kullanmak, yani şoför olarak çalışmak nasıl ana işse, toplu taşımada kullanılan otobüsleri temizlemek de ana iş sayılmaz mı?.. Belediye, eğer gerekiyorsa, 25-30 tane kadrolu, sendikalı işçi istihdam etsin. Bu işçilerin işi, otobüsleri temizlemek olsun. Otobüs temizlemek dediğiniz nedir?.. Büyükşehir Otobüs İşletmesinde halen boş duran işçilerle bile bu işi yapabilirsiniz.
Ama işin kolayı var. “Hizmet alım ihalesi” aç, bir müteahhide bu işi ver. Müteahhit de, otobüsleri silip süpüren ırgatların üzerinden oturduğu yerde para kazansın. Bu sisteme lanet ediyorum. Bizim Belediyemizin artık hiç değilse bu tür basit işlerde müteahhitlik-taşeronluk sisteminden kurtulmasını diliyorum.
Bu yazı toplam 848 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum